![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
Eşşek yerine konmak İki 'şe'yle. Zira söz konusu ettiğimiz o güzel gözlü, mahzun bakışlı hayvan değil. Söz konusu ettiğimiz, biz insanlar. Eşşek yerine konulunca küfrü yemiş oluyorsun. Eşşek yerine konmuş oluyorsun.Türkiye Cumhuriyeti seçmenlerinin oylarıyla işbaşına gelmiş bulunan Diyarbakır, Siirt ve Bingöl illerinin belediye başkanları içerde şimdi. HADEP'li belediye başkanları gözaltına alındı. Başımızdan atmayı bir türlü beceremediğimiz, örgütleyemediğimiz, DGM'nin Başsavcısı'nın 'müzekkeresi' üzerine. Soruşturma ve gözaltı işlemini ise (her ne hikmet ise) jandarma yapıyor. Bir başka Hikmet, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk: "Bazı aşırılıklar var. Onaylamamız mümkün değildir," diyor. Buna karşılık bakanlığı methiye şahikalarına mezura olan İsmail Cem daha bir Süleyman Demirel ağzı ile: "Türkiye'de yargı bağımsızdır," diyor. YAAA, ÖYLE Mİ? Ben Türkiye'de mesela, yargının bağımsız olduğuna inananlardan, maalesef, değilim. "Top yuvarlaktır," dese mesela daha çok inanacağım. Sonra da ilave ediyor Cem'okrasi'nin bizatihi kendisi İsmail Cem haşmetmeapları: "Türkiye için ülkenin bölünmezliğinin birinci derecede önemli olduğunu DA unutmamak gerekir." ÜLKENİN BÖLÜNMEZLİĞİ! O kadar çok duyduk ki bu tehdidi. O kadar çok. 16 yılda bize 150 milyar dolar ve tabii çok çok daha önemlisi 30 bin cana mal olmuş bir savaştan çıkmak üzereyiz. (Ve tabii acaba çıkmak üzere miyiz?) İnsanın, tüm o 'savaş lobisi' 'Türkiye'nin Avrupa'yla bütünleşmesine hiçbir zaman razı olmayacak derinn güçler' komplo teorilerine, inanası geliyor. İnanası geliyor Türkiye'nin hiçbir zaman aydınlığa çıkmasını, demokratikleşmesini, bir hukuk devleti olmasını, istikrara kavuşmasını istemeyen o sinsi, o bilinmedik ve çokça da bilindik güçlerin hep kazanacağına, içi titreyip yüreği burkularak inanası geliyor. Bu savaşın, bu pahalı, bu acılı, bu kanlı savaşın birilerine yaradığına, birilerinin borusunun ötmesi için, süregitmesinin elzem olduğuna; insanın inanası geliyor. Ama ben inanmak istemiyorum. Ben Türkiye'nin arpa boyu yol gideceğine, gidebileceğine inanmak istiyorum. Türkiye'nin istikrara, demokratikleşmeye, eşitliğe layık olduğuna ve buna kavuşacağına inanmak istiyorum. Şiddetle. Taze taze. Yoksa bu kalbi kırıklıkla yaşayamam. Bu umutsuzlukla. Yoksa 'içerde' olmadığım için kendimden utanasım gelir. İsyan etmediğim için. Diyarbakır'da belediye başkanları gözaltına alındığı için, ona oy verip de oylarıyla, varlıklarıyla eşşek yerine konmuş olan seçmenler, yürüyorlar. Polis üstlerine saldırıyor. Ekranın karşısında bu sahneleri izlemektense, orda itilip kakılıp dayak yemeyi bin kere yeğlerdim. Sonuç olarak, hayat neyle kimlerle özdeşleştiğimize bağlı. Ona bakıyor. Ben Diyarbakır'da oy verdiğim belediye başkanının ansızın 'içeri' alınmasına katlanamayan bir seçmen, bir yurttaş olarak görüyorum anında kendimi. Böyle bir adaletsizlik karşısında, orda dayak yiyenler arasında olmadığım, yalnızca ekranın karşısında bulunduğum için, şiddetle utanç duyuyorum. Türkiye'de -artık çok rica ederim kabul edelim ki- Kürtçülük diye bir mesele var. Terörün hiçbir şeyi çözmediğini, Kürtçü teröristler kabul etme noktasına gelmiş iken... Tüm bu suların bir mecraya akıtılması gerekiyor. Tüm bu kanların suyla, yıkanması. Bu demokrasiyle olabilecek bir şey. Politikleşmeyle, taleplerin demokraside, oyunun kuralları içinde istenmesiyle. Peki Kürtçülüğün demokratikleşmesine izin verecek miyiz, vermeyecek miyiz? Bütün mesele bu. HADEP'in olgunlaşması ve diyelim PKK'yla var ise mevcut tüm bağlarını koparması, zaman alabilir. Zaman alabilir hayatta her şey. PKK dahi büyük bir değişime uğramak durumunda kalmışken. Barıştan yana olmak kolay değil. Barış koşulları, hakiki barış koşulları öyle olgun bir armut gibi kucağımıza düşecek, düşebilecek değil. Gübre de isteyecek, su da. Güneş de isteyecek, çapa da. Sabır da isteyecek, zaman da. HADEP'li belediye başkanları aleyhine delil olarak belediyelerden kucaklarla toparlanan tüm o delillerin benim indimde hiçbir değeri yok. Refah'ı, daha sonra Fazilet'i kapatma davalarında kucaklanan tüm o klasörlere inanmadığım gibi. Hukuk işliyor mu? Yoksa niyeti bozmuşsanız her şey aleyhte bir delil haline getirilebiliyor mu, paranoyaklığı meslek olarak icra eden 'bağımsız' yargının bağımsız şövalyeleri tarafından? Habire vasiyetlerini yazıyorlar, 10-15 koruma eşliğinde dolaşıp. Oysa asıl korunmasızların kimler olduğu ortada. Bu memlekette seçmenin oyunun beş kuruşluk hükmü yok. (Cumbaba'nın tekrarından da görüyoruz.) Ama bir dahaki seçimlerde benim oyum HADEP'e. O kapatılırsa, onun yerine kurulacak partiye. Zira annem beni şu satırları habire okuyarak büyüttü: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|