Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Koyun kurt ile gezerdi...

talkan@media.ankara.edu.tr
Dünkü yazımda Norveç Dışişleri Bakanı olan bir hanımın Irak Dişişleri Bakanı tarafından tacize uğradığını yazmıştım. Ama belleğime güvenemediğim için, 'hatırladığım kadarıyla,' demiştim. Ahmet Çalıkoğlu düzeltmiş: "O olay Suriye'de geçmişti," diyor. Teşekkür ederim. Ve dünkü yazıma gönderme yaparak, "åşık Veysel'i neden besteci sayamayız," diyor. "Her ne kadar kendisiyle tanışma imkânı kalmamış olsa da."
Değerli okurum isterse elbette Veysel'i besteci sayar. Nitekim kendisiyle anket yapılan pek çok Trabzonlu da Veysel'i besteci saymış. İşin aslına bakacak olursanız, åşık Veysel'in o yanık, dokunaklı, susuzluktan yarılmış bozkır toprağını andıran sesiyle türküleştirdiği şiirlerini her zaman zevkle dinlemişimdir. İyi müzik olduğu için değil, fakat içinde evrenin sırlarını barındıran şiirler olduğu için.
Veysel, benim gözümde, yaşamın gizlerini, mucizelerini taşıyıp getiren olağanüstü kişilerden birisiydi. Topraktan öğrenip, kitapsız bilendi. Küçük yaşta gözlerini yitirdiği, eğitim görmediği halde, halk şiirinin son doruğunu oluşturmuş, Karacaoğlan'dan, Emrah'tan, Pir Sultan'dan, Kaygusuz Abdal'dan bize ulaşan geleneği yere düşürmemiş bir büyük ozandı.
Onun olağanüstü yanı, yalıtılmış bir köy ortamında, görmeyen gözleriyle, en çağdaş olanı yakalayacak kadar doğal ve derin bir bilgeliğe sahip olmasıydı. Şu dizeler, kaç kitapta açıklanabilecek bilinci bir nefeste deyivermiyor mu:
"Güzelliğin on par' etmez, / Bu bendeki aşk olmasa; / Eğlenecek yer bulamam, / Gönlümdeki köşk olmasa. / Tabirin sığmaz kaleme, / Derdin dermandır yâreme, / İsmin yayılmaz âleme, / åşıklarda meşk olmasa. / Kim okurdu, kim yazardı? / Bu düğümü kim çözerdi? / Koyun kurt ile gezerdi, / Fikir başka başk' olmasa. / Güzel yüzün görülmezdi, / Bu aşk bende dirilmezdi, / Güle kıymet verilmezdi, / åşık ve mâşuk olmasa."
Bu dizeler aklıma geldikçe, "Gözleri görmeyen, eğitim görmemiş bir Anadolu çocuğu bunları yazabiliyorsa, çoğulculuk ve demokrasi bizim topraklarımızın doğal meyvesi olmalı," diye düşünmeden edemem.
Bütün hırtlıklar, adam yakmalar, çocuk tutuklamalar, polis işkenceleri, Hizbullah vahşeti geri plana gider; Veysel'in temsil ettiği sevecen, çoğulcu, tarihten geleni çağdaş düzeye yükselten bilge anlayış gözümün önüne gelir. "Evet," derim kendi kendime, "Bizde demokrasinin, çağdaş uygarlığın nüvesi var. Bütün mesele onu geliştirebilmekte."
Veysel, bana böyle güç verir, insana olan güvenimi yeniler. Onun için benim gözümde çok özel bir yeri vardır Veysel'in. Ve bu niteliği ile çok uzun yıllar hepimizin belleğinde yer edeceğine inanıyorum. Aynen Karacaoğlan gibi.
"Bacanak, senin sevdiğin / Kızların gelinlerin / Kemikleri sürme oldu ama / Yaşadı türkülerin. / Sevmeye Hörü'nün beli / Yürüyüşü Esme'nin / Bacanak, Elif'i unuttun mu? / Erciyes'te gördüğün gelin. / Her sabah her sabah kalkıp / Ardı sıra göçlerin / Şimdi de yurdumuzda / Geziyor türkülerin." Böyle diyordu aynı geleneğin temsilcisi Cahit Külebi.
åşık Veysel de diğer büyük ozanlarımız gibi yaşayacak, bize umut ve sıcaklık dağıtacak. Bundan hiç kuşkumuz olmasın.
Şair olması yetmiyor mu? Bir de besteci olmasa ne yazar?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.