![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
Yaşamak hatırlamaktır Son koşul Frankfurt Kitap Fuarı. ONK Ajans'ta çalıştığım sıralar. Sanırım 70'lerin ilk yarısı. Bir akşam fuardan çıktım. İstasyonun yanındaki otelime döneceğim. Yağmur yağıyor. Fuarın önündeki taksi kuyruğu felaket. "Ne edek, ağlayıp da gözden mi olak", girdim kuyruğa. Belki kırk beş dakika sonra sıra geldi. Bineceğim. Arkaya döndüm, "Bahnhof'a doğru giden var mı?" diye seslendim.İki kişi koşarak geldi. Biri ufak tefek, gözlüklü, bıyıklı, sevimli mi sevimli bir adam. Öteki koşmuyor da, top gibi yuvarlanıyor sanki. Ben şoförün yanına oturdum. Onlar arkaya. Teşekkür ettiler. Hollanda'dan geliyorlarmış. Şişmanı kendini tanıttı. Adını hatırlamıyorum şimdi. Ama soyadını çok iyi biliyordum: Bruna. "Bruna mı?" dedim. "Dick Bruna'yla bir yakınlığınız var mı?" Ufak tefek adam, şaşkınlıkla, "Ben Dick Bruna," dedi. "Ne?" "Beni tanıyor musunuz siz?" Nasıl tanımam! En sevdiğim çizerlerden biri. Yalınlığın doruklarında dolaşan bir sanatçı. "Ama kitaplarım Türkiye'de yayımlanmadı ki!" Bu da bizim eksikliğimizdi. Otuz üç ülkede kitapları yayımlanıyordu Dick Bruna'nın. Birçok ülkede okul-öncesi çocukların en sevdiği sanatçıydı. Arabamız istasyonda durdu. "Bu gece Hollanda'ya dönüyoruz," dedi Dick Bruna, "Ama biraz daha vaktimiz var. Birlikte bir şeyler içelim." Bir yere oturup kahve içtik. "Frankfurt'tan nereye gideceksiniz?" diye sordu Dick. "Londra'ya," dedim. "Utrecht'e de uğrasanıza. Stüdyomu görürsünüz." "Peki," dedim. Gerçekten de Londra'ya giderken Utrecht'e 'uğradım'. Bu, 'Casablanca' filminin son cümlesiyle, 'güzel bir dostluğun başlangıcı' oldu. Yazıştık, zaman zaman görüşme olanağını bulduk. Bir süre sonra Milliyet Yayınları'nı yönetmeye başladım. 1980'de Dick'in kitaplarını yayımlamak istedim. Türkiye haklarını almak için ONK Ajans'a, Osman N. Karaca'ya başvurdum. Dick'in temsilcisiyle ONK uzun uzun yazıştılar. Bir sürü koşul: Kitaplar ciltli olacak, birinci hamur kâğıt kullanılacak, prova baskı, özellikle renkler, Bruna'nın temsilcisi tarafından denetlenecek, vb. Bugünkü yayıncılar için olağan. Ama o yıllarda bir top üçüncü hamur kâğıt bile bulamayan bizler için Ferhat'ın dağı delmesi gibi bir şey. O kitapları mutlaka yayımlamak istiyordum. "Peki" dedim. Yazışmalar sürdü. Sonunda Osman Bey, "Her şey tamam," dedi. "Frankfurt'ta noktayı koyacağız." O sonbahar Osman Bey'le birlikte gittik Frankfurt Kitap Fuarı'na. Dick'in temsilcisiyle karşı karşıya geldik. "Bütün koşulları kabul ediyoruz," dedi Osman Bey. Temsilcinin yüzü bulutlu. "Mr. Bruna'nın bir koşulu daha var," dedi. Bu kadarı olmaz! Daha ne isteniyor ki bizden? "Mr. Bruna hiçbir şeye karışmaz. Her şeyi biz kotarır, biz denetleriz. Ama kitaplarının Türkiye'de yayımlanacağını öğrenince özel bir koşulu olduğunu söyledi." Osman Bey'le birbirimizin yüzüne baktık. Bıkkınlıkla, "Neymiş o?" dedi Osman Bey. "Mr. Bruna kitaplarının belirli bir kişi tarafından Türkçeye çevrilmesini istiyor. Bu koşulu kabul etmezseniz sözleşme yapamayacağız." Ben karıştım söze. "Mr. Bruna Türkçe'yi bizden daha mı iyi biliyor ki, çevirmenini seçmeye kalkıyor." "Elimden bir şey gelmez," dedi temsilci. Osman Bey sordu: "Kimmiş o belirli kişi?" Temsilci, dosyasından bir kâğıt çıkarıp heceleyerek okudu: "Mr. Ul-ku Ta-mer." "Mr. Ulku Tamer." Osman Beyle kahkahayı patlattık. Yüzümüze şaşkın şaşkın bakan temsilciye. "Kartımdaki adı okur musunuz?" dedim. Az sonra yanımızdan geçenler, "Bu üçü deliler gibi niye gülüyor acaba?" diye düşüneceklerdi. Ama orada güldüğümüzle kalacaktık. Yurda döndükten kısa süre sonra yayınevinden ayrılacaktım. Dick'le de sanatçı-yayıncı ilişkisini unutup iki dost olarak kalacaktık. Kare
Birçok önyargı gibi, bunun da yanlış olduğunu anlayacaktım. Birlikte çalışmamız gerekiyormuş meğer. Yayıncılık dönemimde 'Sanat Olayı' dergimizi çekip çevirecek, yönetecek birini arıyorduk. Kimdi hatırlamıyorum, biri Alpay Kabacalı'yı önerdi. Ne yalan söyleyeyim, önce pek kanım ısınmadı bu öneriye. Biraz gönülsüzce, kendisini aradım, yayınevine gelmesini rica ettim. Alpay geldi. Yarım saat sonra odamdan 'Sanat Olayı'nın yöneticisi olarak çıkıyordu. Derginin teknik yönetmenliğine sevgili Edip Alşar'ı getirdik. Birlikte, inanılmaz bir özveriyle (ve keyifle) çalışan küçük bir takım oluşturduk. Bu takım daha sonra Kemal Özer'le Yusuf Atılgan'ın katılımıyla zenginleşecekti. Alpay, bugüne kadar tanıdığım en sessiz insan belki. Kimi insanlar vardır, uyuşukluklarını sezsizlikle örter. Alpay kesinlikle onlardan değil. Üreten, değiştiren gerçek bir emekçi. Emeğine sanatını da katınca 'vazgeçilmez'ler arasında yerini alıyor. Onun derlemeleri, araştırmaları, incelemeleri olmasa, edebiyatımızda bir şeyler eksik kalırdı. Alpay 'kırkıncı sanat yılı'nı kutluyor şimdi. O kadar yılı onurla taşıdığı için ben de kendisini kutluyorum. Bu, edebiyata bulaşmış herkes gibi, benim de boynumun borcu. Bir Gün Ben Tiyatrodayken... Muhlis Sabahattin'le turnedeyiz. Ben gencecik bir kızım. Aramızda Primadonna dediğimiz, bizden epey yaşlı bir oyuncu var. Bir gece perde arasında kuliste otururken, arkadaşlardan biri ona takıldı: "Eee, Primadonna... Artık yaşlanıyorsun." "Niyeymiş o?" dedi Primadonna. "Niyesi var mı? Eskiden sahnede otuz kişi olsak, bütün seyirciler sadece sana bakardı. Şimdi Toto'ya bakıyorlar." Primadonna sustu. Oyundan sonra otele döndüğümüzde beni bir kenara çekti. "Bak," dedi, "herif doğru söyledi. Eskiden bütün seyirciler bana bakardı. Şimdi sana bakıyorlar. Asıl sebep güzellik değil. Bende oyunculuk yok. Gençken güzelliğimle idare ettim. Ama buraya kadarmış... Sen benim yaşıma gelince, herkesin yine sana bakmasını istiyorsan ne yapacaksın, biliyor musun?" Cevap vermedim. Primadonna devam etti: "Aynanın karşısına geçince hayran hayran kaşına gözüne bakmayacaksın, mimik çalışacaksın. Güzelliğini oyunla değil, oyununu güzellikle süsle. İşte o zaman bin yaşına bile gelsen, herkes seni seyreder."
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|