Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Türkiler ve demokrasi

Azerbaycan'ın tartışmalı demokrasisi hariç Türk cumhuriyetlerinin tümü polis devleti. Buralarda seçimler, sadece liderlerin tercihinin onaylandığı mekanizma olmaktan öte bir anlam taşımıyor
Haber ResmiAvni ÖZGÜREL
Kafkaslar dediğimiz coğrafyanın gerek kültürel gerekse ekonomik açıdan omurgası iki ülke: Özbekistan ve Azerbaycan. Diğerleri önemsiz mi? Elbette değil, ama bölgenin siyasi kutupları Bakü ve Taşkent.
Ve onlar başta olmak üzere yüz milyon insanın yaşadığı topraklar bütünüyle sorunlu.
Sevgiyle yaklaştığımız, incitmemek için kılı kırk yardığımız Türk cumhuriyetlerinin tamamı esas olarak birer polis devleti. Hepsinde darbe korkusuyla ordu-mordu hak getire, ama çok güçlü polis ve istihbarat teşkilatları var; liderler her on beş kişiden birinin güvenlik görevlisi olduğu başkentlerde iktidar sürdürüyorlar... Onlar sokağa çıktıklarında bütün yollar kesilip trafik en alakasız yerlerde dahi kapatılıyor, başkentlerin tamamına giriş çıkış nizamiye düzeni içinde ve belli saatler içinde serbest, insanlar belli bir saatten sonra ancak pasaportla dolaşabiliyorlar.
Alkolizm, uyuşturucu kullanımı, fuhuş bu ülkelerin tamamında sokağa yansıyan ortak görüntü; rüşvet, siyasal erkin hırsızlığa dönüşmüş hali, hazineyi liderin cüzdanı sayan anlayış da tarafsız kuruluşların hazırladığı uluslararası raporlarlarla belgeli. Birleşmiş Milletler'e üye devletler arasında rüşvet ve kara para açısından yapılan sıralamada ilk beşte Türk cumhuriyetleri yer alıyor.
Yine hepsinde seçim sadece liderin kişisel sempati ve tercihlerinin tasdikini sağlayan mekanizma olmaktan öte anlam taşımıyor. Bir ikisinde göstermelik olarak ortaya oy sandığı konuluyor, diğerlerinde bu da yok.
Dekordan başka özellik taşımayan, Arap şeyhlerini bile imrendirecek görkemli başkanlık sarayları, çok katlı lüks binalar, anıtlar, kuleler; kimsenin girmediği kütüphaneler, sırf müteahhitler para kazansın diye yapılmış müşterisiz lüks oteller, bunları işletmek için üste para verilerek getirilmiş uluslararası otel zincirlerine tanınan ayrıcalıklar, ahbapça sohbetlerin yapıldığı işlevsiz parlamentolar, gerçekte tek sahipli gazeteler, sahte hayat hikâyeleriyle tanıtılan komik liderler portreleri ve ilah...
Bütün bu eleştirileri getirirken arada umutlanmak ihtiyacıyla bazı cılız pırıltılara bakıp sevinmemek elde değil. Örneğin, muhalefetin akıl almaz baskı altında ama partisiyle gazetesiyle televizyonuyla hiç değilse var olduğu Aliyev'in Azebaycanı'nı biraz ayrı tutmak gerektiğini düşünebiliyoruz. Kafkaslar'ın bu deneyimli politikacısı, elbette kendi iktidarına zarar vermeyecek konumda olmak kaydıyla eleştiriye tahammüllü. Seçim tabii ki orada da komedi, ama insanların sandık başına gittiğinin görülmesinin önemli olduğunun farkında Aliyev. Ve o sayede Batı'da siyasi muhatap bulabiliyor.

Özbekistan ümit veriyor
Diğerlerinin kabul edilişleri ve gördükleri itibar ise, bu ülkelerde büyük ihaleler almış, ya da almayı planlayan, yüksek faizli kredi pazarlayan iş çevrelerinin baskısından öte bir sebebe bağlı değil.
Orta Asya cumhuriyetleri içinde Özbekistan'daki gelişmeler de bütün yetersizliğine rağmen ümit verici. Çok eleştirdiğimiz Kerimov'un makamını güvence altında hissettiği seçimin ardından yapmış olsa da son konuşmasına inanmak ihtiyacındayız. Geçmişte kendisine muhalefet etmiş ve ülke dışına kaçmış kişilerin artık geri dönebileceklerini söyledi Özbekistan lideri.
Kerimov'un sözünü ettiği kişilerin başında Muhammet Salih'in olduğunu artık herkes biliyor. Özbekistan Cumhurbaşkanı başlangıçta onun kaçmasını dertten kurtuluş sanmış, bunu propaganda vesilesi yapmış ve ekonomik çıkarların belirlediği uluslararası ilişkiler ağı dolayısıyla Salih'in itibar görmeyeceğini düşünmüştü. Öyle ki başlangıçta Türkiye'ye sığınan muhalefet liderini Ankara üzerinde kurduğu manevi baskıyla hudut dışı ettirince zafer kazandığı sanısına bile kapılmıştı. Ama işlerin beklediği gibi gelişmediğini, Salih'in hem Avrupa'da ve
Amerika'da Türkiye'de olduğundan daha fazla ilgi gördüğünü, bunun da kendisine zarar verdiğini sonunda fark etti Kerimov.
Oslo'da yaşayan Muhammed Salih'e 'İyimser olmak istiyorum. Davet samimiyse dönerim. Gurbette olmak benim seçimim değil' dedirten Taşkent'teki bu politika değişikliğinin tuzak olması ihtimali hiç yok değil kuşkusuz. Ama açıkçası Kerimov'un bu çağrının orijinaline 'tutuklama müzekkeresi' eklemiş olduğunu gösteren bir işaret de şimdilik yok. Bu durum gelişmiş bir demokrasiye geçiş, sıkıntıların sonu, özgürlük v.s. anlamına gelmese de hiç değilse, neden Özbekistan gibi çok önemli bir ülkenin liderine hiç yakışmayan, kabile şeyhliği görüntülerinden ve sakilliklerden arınma sürecinin bir başlangıcı olmasın diye düşünmeye imkân veriyor.
Bu konuda Türkiye'ye önemli görev düştüğünü söylemeye gerek yok. Ancak Ankara bildiğimiz kadarıyla kuşku içinde ve 'Özbekistan'a hiç bulaşmamaktan yana'... Oysa Kerimov'a Türkiye'den uzak düşmenin kendisine zarar vereceğini, kendisini bu yönde yüreklendiren yakın çevresindeki bazı kişilerin farklı ortamlarda çok farklı konuşmalar yapıp taahhütlerde bulunduğunu, dolayısıyla siyasi ilişkilerde onarım dönemini başlatmak gereğini anlatmak da bizim Dışişleri'nin görevi.
Hazır, İslam Kerimov TV kanallarına çıkıp küflü bisküvi göstererek 'Bunlar hep Türkiye'den geliyor.. Türk malı almayın..' türünden çocuksu öfke yansıtan konuşmalara ara vermişken...
Tabii Kerimov'un davet ettiği Muhammed Salih hakkında Bakanlar Kurulu kararıyla yasak koyan Ankara'nın kendi üzerindeki lekeyi de temizlemesi şartıyla..
Kafkasya'da değişimin ne yazık ki 'iç dinamiği' zayıf. Güçlü bir siyasi kültür birikimine sahip, edebiyatıyla, dini liderlikleriyle yeraltı muhalefet geleneği olan Azerbaycan ve Özbekistan hariç, diğer devletlerin hiç birisinde asgari düzeyde siyasi talebin oluştuğu dahi söylenemez. Şu söz Habib adında Türkmen bir şoföre ait: 'Dört milyon nüfusuz. Yarımız saz çalar, türkü çığırır, diğer yarımız da oynar... İranlılarla Türkler çalışır burada'...

Değişimin dinamiği
İnsanların öncelikli ve tek dertlerinin gündelik ihtiyaçlarını karşılamak olduğu, TV kameraları karşısında akıl almaz küçültücü şovlarla görevlerinden uzaklaştırılan bakanların dahi lideri övmeye devam ederek tekrardan görev almayı hedeflediği ve önünde sonunda aldığı, eğitimin öğrencilerin sonu gelmeyen bayram ve kutlama provaları yapması sanıldığı bir coğrafya bu.
Ama geçmişte demokrasi, hukuk devleti, insan hakları gibi kavramlardan ziyade, güvenlik ve istikrar arayışı içinde olan Batı dünyasındaki anlayış değişimi, ülkeler klasmanının buna göre yapıldığını gösteren yaklaşımlardan güç alan 'dış dinamik' giderek önem kazanıyor artık. Bugün Azerbaycan ve Özbekistan sancılı, ama hiç şüphe yok ki yarın diğerleri de zorlanacak.
Dış baskı oluşmazsa, örneğin Saparmurat Türkmenbaşı değişim için neden çaba göstersin ki? Orta Asya'nın Türkiye'ye en sıcak bakan bu sempatik lideri geçen ay 'ebedi lider' seçildi. Yani ömür boyu cumhurbaşkanı... Kendisine Türkmenler zaten söz söyleyemiyorlar, keza ona ne Türk resmi temsilcilerinden ne de Türkmenistan'la iş yapan yatırımcılardan 'demokrasi' adına tek satırlık bir tavsiye gelmediği de çok açık. Aksine herkes onun güceneceği bir şey olmaması için çırpınıyor; mesela bizim Yüksel Yalova'nın sebep olduğu Pınar Eliçe skandalının izlerini temizlemekten başka bir şey düşünmüyor. Oysa Türkmenistan'a ve Türkmenbaşı'na sevgilerinde samimi olan işadamlarının, bu ülkeyi klasmanda geriye düşüren, Aşkabad'ı legokent görünümüne sokan yaklaşımı eleştirerek daha fazla hizmet edileceğini de düşünmeleri gerek.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.