Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

7 Mart 2000

Belleği zorlayan sanat

Şubat ayında açılan birçok sergiyle izleyici, günlük yaşamda çok az kullandığı bir şeyi, belleğini kullanmak durumunda kaldı. Bu sergiler sanatseverler için geçmişe yapılan bir yolculuk oldu
Haber ResmiBERAL MADRA
İSTANBUL - İzleyici, çağdaş sanat sergilerine gidip, günlük yaşamında kullandığı nesnelerle,
araç gereçle, her yerde var olan yazılı ve görsel belgelerle, sanatçının öngördüğü, ama kendisine yabancı gelen bir düzenleme
içinde karşılaştığında, 'bu sanat mı?' sorusuna sığınıyor. Görünürde, sanatçılar tüketim araçlarını ve kavramlarını, gündelik ve üçüncül olanı kullanarak yapıt üretiyor. Ne ki, günümüz sanatında bu malzemeler ikincil ve işlevsel bir değer taşıyorlar; onlar amaca ulaşmak için kullanılan araçlar. Gerçekte ise en önemli kaynak/malzeme bellek.
Bellek geçmişe aittir
Aristo, İ. Ö. 350'de bellek ve anımsama üstüne yazdığı bir metinde "Bellek, ne algıdır ne de kavram, ama bunlardan birisinin, geçen zamanın koşullanmış bir durumu ya da eğilimidir. Şimdiki zamanın belleği yoktur; çünkü şimdiki zaman yalnız algının, gelecek yalnız beklentinin ve geçmişde yalnız belleğin amacıdır. Bu nedenle tüm bellek, geçen zamanı işaret eder" diyor. Bu bağlamda izleyici, çağdaş sanat sergilerinde, günlük yaşamında -olağanüstü durumlarda bile- çok az kullandığı şeyi, belleğini kullanmak/zorlamak durumunda. Sanırım bir sanat yapıtı ile ilişki kurarken bu zorlama/zorlanma durumunu da aşmayı bilmek gerekiyor. Yapıtın işaret ettiği yollara çekinmeden girmek, gösterdiği kapıları açmak, bir şeyi dolaylı olarak ve geçmişle bağlantılar kurarak algılamanın/anlamanın zevkini tadarak, zamanın nasıl geçtiğinin hesabını yapıp bundan sonra geçireceği zamanın değerini bilmek gerekiyor.
Şubat ayında, Beyoğlu'ndaki birkaç galeride, bellekleri iyice zorlayan sergiler vardı. Elhamra Sanat Galerisi'nde Gül Ilgaz Kent, Gülçin Aksoy, Raziye Kubat, Memed Erdener, İrfan Önürmen, Maria Sezer, Neriman Polat, Nancy Atakan, Antonio Cosentino 'Yerli Malı' başlıklı bir sergide, geçmişe doğru sosyolojik bir yolculuk yaptırdı izleyiciye. Bu sergideki işlerin bir bölümü, kişisel anılar/deneyimler yoluyla resmi ideolojiyi sorguluyordu.

İşlerde anılar canlanıyor
Sanatçıları bu açıdan en çok etkileyen anıların, tüm yaşamın biçimlendiği ilkokul dönemi olduğu anlaşılıyor. Gül Ilgaz Kent'in video enstalasyonu, bayramlık giysileri içinde küçük bir kızın bayrak ve bebek arasındaki tercihini gösterirken, keskin bir göndermeyle, ulus devlet olgusunun birey üstündeki bilinç/bilinçaltı müdahalesini eleştiriyordu. Mehmet Erdener'in Anıtkabir fotoğrafını İstanbul görüntülerine montajlayarak ürettiği dizi, modernizmin simgelerinin postmodern süreçte yabancılaşmasına; İrfan Önürmen'in gerçekçi resimlerindeki stereotip insanların karşısına yerleştirdiği geleneksel tahta sıralar üstündeki kız erkek Barbiler, kuşaklar arasındaki kopukluğa işaret ediyordu. İstanbul'daki bir kuşaktan öteki kuşağa silinip giden kentsel dokunun, belleklere asılı kalan, anlamlarını yitirmiş izlerini Nancy Atakan'ın dijital fotoğrafları gösteriyordu.
Borusan Sanat Galerisi'ndeki Akdeniz Metaforları dizisinden Lübnan'dan Çağdaş Sanat sergisinde ise, Beyrutlu genç kuşağın, yakın geçmişle hesaplaşmasının örnekleri izlendi. Arşivlerin incelenmesi ve irdelenmesi, savaşın parçaladığı çocukluk ve gençlik
anıları, aile ilişkileri, ölümler, savaştan sonra geriye dönüldüğünde yitirilenlere kırık bir bakış. Beyrutlu genç kuşak sanatçıların, tamamlanmamış bir demokrasinin öngördüğü kısıtlı özgürlük
alanı içinde, geçmişi deşip, gerçekleri ortaya çıkarmadan bir huzur bulamayacakları izlenimi vardı, bu sergide. İstanbul ve Beyrut insanları arasında geçmişte var olan bağların onarılması olanaklı mı? Bu sergi, Ortadoğu'nun sancılı barış sürecinde, siyaset sahnesinin arkasındaki, önyargılı bakışların ulaşamayacağı gerçeklere bir pencere açıyordu.
İstiklal Caddesi boyunca uzanan galeriler, Tünel'de son bulmuyor. Goethe Institut'un Galeri Dürer'i, Yüksek Kaldırım'da Teutonia binasında yer alıyor. Burada açılan 'İstanbul Crescendo' sergisi farklı malzemelerle çalışan dört sanatçıyı (Werner Cee, Onur Eroğlu, Güven İncirlioğlu, Bettina Obrecht) bir araya getirdi. Sergide, Alman sanatçı Werner Cee iki yıldır İstanbul sokaklarından topladığı ses kayıtlarını bir 'ses manzarası' ya da bir 'ses belleği' olarak dinletti izleyiciye.

İstanbul'un belleği
Güven İncirlioğlu, Voltaire'in, 'Candide' adlı ironik romanını 1755'te Lizbon'u yerle bir eden depremden sonra yazdığını ve İstanbul'da bir çözüme ulaştırdığını anımsatarak bir bellek yolculuğu yapıyordu. İncirlioğlu, Voltaire ve Cee'nin kullandığı İstanbul mekânlarını fotoğrafla görüntüledi. Onur Eroğlu'nun videosu ise, İstanbul'un efsanevi belleği olan Haliç'in karanlık sularında gezerek, bu belleğe ulaşmanın olanaksızlığını yansıttı izleyiciye.
Yüksek Kaldırım'ın Karaköy köşesindeki Kasa Galerisi de bu kültür yoluna ekleniyor. Buradaki, 'çizgi' konulu sergi dizisinde Melike Abasıyanık Kurtiç, denizkestanelerinde doğanın belleğini araştırırken, bir diğer sanatçı Mürüvvet Türkyılmaz da galerinin arka duvarına bir bilinçaltı yazısını ve imge dökümünü işledi.
Başka bir bellek sergisi dizisi de Galeri Nev'de sürüyor. Galeri Nev iki kentte birden, Ankara ve İstanbul'da bir yandan 15 yıllık galeri belleğinin dökümünü yaparken, bir yandan da 'müzesiz' bir kentte, izleyiciye onlarca sanatçıyı eski ve yeni işleriyle anımsama olanağı veriyor.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.