Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

7 Mart 2000

Devletin memurları

Bir yazarımız geçenlerde bu gazetede 'yargı, güvenlik ve istihbarat güçlerinin uyanık' olduğunu yazmıştı. Yargının uyanıklığını örneğin RP'nin kapatılması sırasında görmüştük: Sırf bu partiyi kapatabilmek için Anayasa Mahkemesi, hukuk ilkelerini yok sayan bir şekilde önce bilinçli bir içtihat yaratmış; sonra da bu içtihata göre karar almıştı.
Aynı uyanıklığın alt kademelere yansıması ise, suç zanlısı devlet memurlarını bir türlü mahkemeye getiremeyen, sonuçta da mümkünse neredeyse hepsini beraat ettirmeye çalışan 'hukuk' anlayışında görülmekte. Diğer bir deyişle yargının uyanıklığı iki türlü: Toplumu baskı altına almak üzere hukuku siyasete alet etmenin kılıfını kotarmak; ve devletin memurlarını hukuk karşısında korumak. Taraflardan birinin 'devlet' olduğu her durumda, karşımızda 'uyanık' bir yargı var.
Söz konusu özelliği güvenlik konusunda da görüyoruz. Polisimiz, jandarmamız, 'karma birliklerimizin' elemanları; hepsi de toplumun onlardan bir şeyler gizlediğinin farkında. Bu nedenle henüz ilkokuldaki çocuklarımızı bile potansiyel bir münafıklığın öznesi gibi algılıyorlar. Evrensel hukuk ilkelerinin kendi görevlerini engelleyen, kökü dışarda bir ideoloji oluşturduğunu 'bildikleri' için de; yaygın biçimde işkence uygulamakta bir mahzur görmüyorlar.
Diğer taraftan esas uyanıklık, güvenliğe ilişkin kurumların devletin bizlerce bilinmeyen siyasetine hizmet edecek şekilde yapılanmasını ifade ediyor. Örneğin adli tıp nesnel bir bilirkişi kurumu olmaktan çıkıp, devletin üst kademelerindeki güvenlik yetkililerinin hizmetkârı haline getiriliyor. Buna itiraza yeltenen Dr. Şebnem Fincancı Korur gibileri ise boynuna 'vatan haini' yaftası asılıp temizlenmeye çalışılıyor.
Türkiye'de yargı ve güvenlik kavramlarının ardındaki toplumsal düzen anlayışı tamamen devlet merkezli. Devletin toplumsal talep ve tercihlerden bağımsız; ve bu talep ve tercihleri kendi karşısında engel olarak algılayan bir iradesi var. Bu irade doğal olarak kişi, grup ve kurumlarca taşınıyor. Tersinden bakarsak söz konusu kişi, grup ve kurumlar devletin ne olduğunu, ilkelerini ve nasıl davranacağını saptayacak güce sahipler. Diğer bir deyişle Türkiye'de siyasetçi olmayan, yani toplumsal onaya muhtaç olmayan bir yapılanma ve buna ait bir insan malzemesi ülkeyi kendince yönetiyor.
Bunun anlamı toplumun dışına çekilmiş, ondan bağımsızlaşmış bir 'devletin' varlığıdır. Dolayısıyla da karşımızdakiler 'devlet memurları' değil, 'devletin memurlarıdır'. Bu memurların istihbarat kısmının da diğerlerinden daha az uyanık olmadıklarını Spiegel dergisi sayesinde öğrenmiş olduk. Almanya'da diplomat kadrosunda görevli gözüken MİT elemanlarının; oradaki Türkler arasında ajan devşirmekle, Türk ve Kürt gruplar arasında çatışma yaratmakla uğraştıkları ortaya çıktı.
Anlaşılan bizdeki istihbaratın işi toplumsal serveti ve düzeni korumak üzere yabancı güçlerin muhtemel davranışlarını takip etmek ve engellemek değil. Bu sadece bir devlet söylemi. Asıl iş, tam aksine toplumsal barışı ve düzeni bozmaya yönelik. Çünkü toplumsal barış devletin memurlarının işine gelmiyor. Çünkü bu yönetim zihniyeti açısından, toplumun gerçek nitelikleri devletin çıkarlarına ters düşüyor.
Neyse ki devletin memurları uyanık: Esas işlerinin 'devletin toplumunu' yaratmaya çalışmak olduğunun bilincindeler.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.