![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
|
7 Mart 2000 Gönül nekesliği hdevrim@hurriyet.com.trBülent Ecevit, Boğaziçi Üniversitesi Aydın Doğan İletişim Enstitüsü'nün tanıtım töreninde, eski okulunda Başbakan sıfatıyla konuşurken, haklı olarak duygulandı. Haberlerde daha çok, konuşmanın bu bölümleri üzerinde duruldu. Şu dediklerini de ben özetleyeyim. Çağımızda iletişimin önemi giderek artmaktadır. Bunu çok önceden görmüş bir lider de, Ankara'ya geldiğinde ilk mekânı olarak yıllar önce bir İstasyon binasını ve PTT binasında çalışmayı tercih eden Atatürk'tür. Onun bu tercihlerindeki isabet gözden kaçırılmış gibidir. Ne acıdır ki içimizden, İstiklal Savaşı sırasındaki iletişim gerçeğini ve anlayışını bir inceleyen de çıkmadı. Evet iletişim çağımızda, dikkatin ve hizmetin daha, daha, daha çoğunu hak eden bir faaliyet alanıdır. Ve bu Enstitü'nün, hem de Boğaziçi Üniversitesi gibi bir öğretim ve kültür yuvasının bağrında kurulmuş olması ayrıca sevinilecek hadisedir. Kendi adını taşıyan Anadolu İletişim Meslek Lisesi'nden sonra, gene yönetiminde hiçbir hak ve yetki talep etmeksizin, bütünüyle kamuya devretmek ve malî desteğini sürdürmek üzere bir İletişim Enstitüsü kurmuş olmakla Aydın Doğan elbette övünecektir. Bu haklı gurur duygusunu, biz Doğan Medya Grubu mensupları da büyük bir hazla paylaşırız. Benim zihnimi şimdi tek bir sual işgal eder. İletişim Meslek Lisesi mezunu gençlere, yükseköğrenim için İletişim Enstitüsü'ne girişte bir öncelik tanınacak mıdır? H Niye Patronunu savunur gibi söylüyorsun bunları, diyeceksiniz. Gönül nekeslikleri beni rahatsız ettiği için, yoksa buna gerek olduğundan ve duyduğumdan değil. Dün, vaktiyle ÇAramızda yaşayan hayırlı insan örneklerinden demiyorum, âbidelerinden biriÈ diye sözünü ettiğim (Radikal, 20 mart 97), Bolu'daki Abant Üniversitesi'nin kurucusu İzzet Baysal'ın ölümü haberini aldık. Bütün Türkiye'nin saygı ve şükranla andığı bu büyük yürekli insanın aramızdan ayrılışına dün, 5'inci sayfasında tek sütunluk bir haberden öte değer vermeyen İslamcı gazetelerden birinde, sözünü ettiğim 1997 yılında, bir köşe yazarı İzzet Baysal'dan şu kelimelerle bahsediyordu: "Bir televizyon kanalında yüzü buruş buruş, burnunun üzerinde kocaman bir et beni bulunan bir ihtiyar ekrandaydı (İzzet Baysal'ı tarif ediyor). Yeğeni Ahmet Baysal bunları anlatırken sanki, ben söylüyorum ama siz inanmayın, dercesine ara ara gözlerini kırpıyordu. Sonradan anladım ki yüzünde Sayın Ecevit'inki gibi tik varmış. Tikli vatandaş..." (Hüseyin Üzmez, 25 mart 97, Akit gazetesi). Aynı gazete tanıtım töreni haberini "Kaçak enstitüye (sit alanında kuruldu iddiası) Ecevit'ten övgü" başlığı altında verdi diye; yazarlarından biri şunları söyleyebildi diye: "Bay Ecevit, yirmi yıl önce (siyasî haklarından mahrum edildiği sırada) kendisine Milliyet'in bütün olanaklarını açan Aydın Doğan'a acaba, devletin bütün olanaklarını seferber edip POAŞ ihalesini verdirterek bir bedel mi ödemiştir?" (Hasan Karakaya, 6 mart), üzülür müsünüz? Bırakın hepsini, siz bunlara gazeteci diyebilir misiniz? Bir sualin kısa cevabı Dil Yâresi
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|