![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
|
7 Mart 2000 TC'yi kim koruyacak? Aslında soru biraz farklı olmalı."TC'yi hukuk yoluyla kim koruyacak?" olmalı. Sorun Anayasa maddelerinin değitirilmesi gündeme geldiğinde söz konusu oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş endişeli. Kendisiyle uzun uzun konuştuk. Söz konusu; Anayasa'nın mevcut rejimi tarif eden maddelerinin tam uygulanması. Bu maddelerin ruhuna uygun hareket etmeyerek rejimi kendi arzuları yönünde değiştirmek isteyecek siyasi partilerin kapatılması. Siyasi parti kapatmayla ilgili yasa ve Anayasa maddeleri var. Bunlardan biri, kapatmayı gerektirecek faaliyetlerin odak noktası olma ile ilgili. Bu faaliyetlerin 'odak noktası' olma halini şimdiye kadar Anayasa Mahkemesi saptıyordu. Şimdi değiştirilerek, Anayasa Mahkemesi'nden bu yetki alanıyor. Böylece suç işleyen partilerde 'kapatma' son derece zorlaştırılıyor. Bu durum karşısında Vural Savaş'ın kanısı; "Böylece Türkiye Cumhuriyeti'ni hukuk yoluyla koruma ortadan kalkacak..." şeklinde. Kendini Anayasa'nın savunmasına vakfetmiş görünen Vural Savaş söylemiyor ama, sözlerinden "Bu durumda TC ancak hukuk dışı yollardan korunabilecek" anlamı çıkıyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa değişikliğinin getireceği olası durum hakkında abartılı değerlendirme yaptığını söyleyebilirsiniz. "Daha ortada bir şey yok ki bu kadar endişe edilsin... Siyasi partilerin büyük çoğunluğu da zaten rejimin Anayasa'da yazılı şekliyle muhafaza edilmesinden yana..." diyebilirsiniz. Ama böylesi bir yaklaşımın herkesçe paylaşılmasını isteyemezsiniz. Rejim her tehlikeye girdiğinde akla hemen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin devleti sahipsiz bırakmayıp mutlaka mücadele edeceği düşünülür. Bu, son derece sağlıksız bir çözüm formülüdür. Böyle düşünmek kimilerini rahatlatabilir. Hatta bu rahatlıktan dolayı hareketsizliğe de yöneltebilir. Bu formül, günün koşullarında, bunca müdahaleden alınan dersler ışığında mutlaka yerine getirilecek bir başkasıyla değiştirilmelidir. Nitekim 28 Şubat 1997'de değiştirilmiştir de... Yeni formülü kısaca 'Anayasal kurumlar işlevlerini yerine getirdiklerinde müdahaleye gerek kalmaz!' ile ifade etmek gerekir. 28 Şubat 1997'de olan da zaten budur. Başta medya, işçi ve işveren sendikaları ve üniversiteler olmak üzere birçok sivil toplum örgütü harekete geçmiştir. Devlet mekanizması içindeki 'yargı' gibi Anayasal kurumlarda oluşan hava birden yurt sathına yayılmıştır. TSK Genelkurmay Başkanlığı'nda tertiplediği bir seri brifing ile karşı karşıya olunan rejim tehlikesinin boyutlarını, sağlam istihbarat verilerine dayanarak, ülkenin etkili kesimlerine anlatmıştır. Bütün bu gelişim Milli Güvenlik Kurulu'nda noktalanınca hava değişmiş, Anayasa'da yazılı şekliyle rejimi koruma durumunda kalabilecek TSK'nın işin içine girmesine hiç gerek kalmamıştır. Bilmiyoruz Genelkurmay Başkanı Karadayı Paşa gerçekten söylemiş midir? Ama askerin "Kışlanın kapısından döndük" sözü kamuoyuna mal edilmiştir. Anayasal kurumlar işlevlerini yerine getirirlerse neden TSK müdahale edip rejimi koruma ve kollama görevini nihai şekliyle yerine getirmeye kalksın? İşte şimdi rejimi savunma görevinin bilinciyle yatıp gene onunla kalkan Vural Savaş'ın endişesi bu hukuki savunma yollarından birinin, belki en önemlisinin, TBMM'de kapatılacağı olasılığından ileri geliyor. Vural Savaş 'Fazilet Partisi-Esas hakkında görüş' isimli 105 sayfalık kitabında yaptığı mücadelenin ne kadar sağlam uluslararası hukuk kurallarına dayandığını izah ediyor. Bilgi sahibi olduktan sonra fikir sahibi olmak isteyenlere öneririz.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|