|
17 Mart 2000
'O kadın'lar yakınımızdaAşk, ortak bir sırrı paylaşmak, gizliliğin kışkırtıcılığı, birlikte geçirilen sınırlı zamanın cazibesi... Öte yandan da doyumsuzluk, suçluluk, rekabet duygusu. Bir yanda istediğiniz, sevdiğiniz erkekle özgürce yaşama isteği, bir yanda engeller...
'O kadın'lar konuşuyor. Benim için evli bir erkekle birlikte olan kadın imgesi, Suzan Avcı'ydı. Bir filmde Suzan Avcı varsa, filmde izleyeceklerimiz baştan belli olurdu çoğu kez. Başroldeki erkek Suzan Avcı'ya önce direnir, sonra bir zaaf anında, örneğin içkiliyken "Hayır" diyemez, sonra 'yuva yıkılır', yuvadaki kadın da, erkek de, çocuklar da perişan olur. Üstelik erkek ya Suzan Avcı mecbur bıraktığı için bir soyguna karışır, ya bir başka erkeği vurmak zorunda kalır. Çileler çekilir, çekilir, çekilir, sonunda erkek bin pişman olur, evine döner ve affedilir.
O filmlerde evli erkeğin sevgilisi olmazdı, metresi olurdu. Erkek, aşk için değil, seks için karısını aldatırdı.
Günümüzün filmleri değişti, imgeler de... Yaşadığı aşklar nedeniyle aşk uzmanı muamelesi gören Sezen Aksu, Sevgililer Günü münasebetiyle kendisiyle yapılan söyleşide "Aşk için her şeyi yaparım" diyordu. "Arkadaşımın kocasıymış filan dinlemem, biriyle bir şey yakaladıysam, yaşarım."
Elbette her kadın Sezen Aksu'nun özgürlüğüne sahip değil, evli erkekle birlikte olan kadınlar da Suzan Avcı rolünde değil.
Peki, o kadın kim? Hayran olduğumuz, çok beğendiğimiz 'özgür' Sezen Aksu mu, filmdeki rolünden nefret ettiğimiz 'kötü,' Suzan Avcı mı, daha çok?
O kadının kim olduğu, biraz ne yaşadığımızla, kimin yanında olduğumuzla da ilgili bir şey. En yakın arkadaşınız ikna ediyor sizi, aşk herkesle kolay kolay yakalanmıyor, elinde değil, onunla birlikte olmayı engelleyemiyor, zaten sevgilisinin arkadaşınızdan önce ka- rısıyla arasında pek bir şey kalma- mış, daha önce de karısını aldatmış.
Arkadaşınıza da âşık. Siz, arkadaşınızın sevgilisinin karısından çok, arkadaşınızın sorunlarıyla baş başa buluyorsunuz kendinizi. Arkadaşınızı bugün aradı mı, karısıyla tatile mi çıktı, bu hafta kaç kez görüştüler, kavga mı ettiler, arkadaşınız özlem mi duyuyor,
acı mı çekiyor? Arkadaşınızın sevgilisinin karısı, bu ilişkide bir ayrıntı olarak yer alıyor, kaçınılmaz olarak. Sizin Sezen Aksu'nuz belirleyici olan. O kadın sizseniz de, durum değişmiyor. Diğer kadını ara sıra düşünseniz de, onu anlamaya çalışsanız da, sizin yaşadıklarınız daha önemli oluyor, sizin için. Kendinizi anlıyorsunuz, kendinize hak veriyorsunuz, yaşadıklarınızla barışık olmaya çalışıyorsunuz.
Eğer diğer kadının yanındaysanız, gözünüzle görüyorsunuz, sizin arkadaşınıza, yakınınıza bu üzüntüyü yaşatan kadına en azından sinir oluyorsunuz, belki nefret ediyorsunuz. Arkadaşınız anlatıyor, siz dinliyorsunuz. "Her şey yolundaydı" diyor. Bazen kocasıyla
iyi günlerini anlatıyor, nasıl tanıştıklarını, nasıl seviştiklerini, birbirlerini ne kadar sevdiklerini. Bazen öfkeleniyor, yıllar önce de kalbini ne kadar kırdığını, nasıl kavga ettiklerini sıralıyor bir bir. O üzülüyor. Siz de onunla birlikte üzülüyorsunuz. O kadını anlamaya çalışsanız da sonuç pek değişmiyor, o kadın, sizin için Suzan Avcı adeta. Eğer sevgilisi olan sizin kocanızsa, o kadına duyulan tepkiler daha da sert oluyor.
Son yıllarda hayatımıza 'kadın dayanışması', 'erkeklerin çıkarı' gibi sözlerin girmesi yaklaşımımızı değiştirse bile, söz konusu olan kendimiz ya da bir yakınımız olduğunda, objektif olmak çok zor. Hele konu aşksa, evlilikse daha da zor.
Şimdi evli erkekle birlikte olan 'o kadın'lar konuşuyor, mümkün olduğunca objektif. Özlemleri, kırgınlıkları, yaşadıkları ve yaşayamadıklarıyla 'o kadın'lar anlatıyor.'Kötü olan evli erkek değil, evlilik' Elvin Süzer, bir motosikletçi, motosiklet yazıları yazıyor. İki yıl evli bir erkekle birlikte olmuş, sevgilisi karısından boşanınca evlenmişler, evlilikleri ancak bir buçuk yıl sürebilmiş
Sevgilinin evli olduğunu biliyor muydun?
Biliyordum, arkadaşlıkla başladı ilişkimiz. Ne olacağı belli olmayan bir ilişkiydi, aklımdan hiç evlenmek filan geçmiyordu. Yavaş yavaş gelişti. Bir yerde aklım başıma geldiği zaman, artık çok geçti. Onu seviyordum, çok bağlanmıştım. Uyuşturucuya alışmak gibi. Kimse şunu içeyim de uyuşturucu tutkunu olayım demiyor.
Geçici bir şey yaşıyorum sandın, ama bağlandın.
Evet, çok zevkliydi verdikleri. Amerika'dan yeni gelmiştim, her şeyle tek başıma baş etmeyi öğrenmiştim. O ve çevresi çok farklıydı, ailemi, babamı buldum onda. Babam gibiydi, mesela "Bu saatte dışarı çıkma" diyordu. Bir yandan saçma geliyor, bir yandan da hoşuma gidiyordu, beni düşünüyor, kolluyor, diye.
Bağlandığını anlayınca ne oldu?
Onun kafasında iyi kadın ve kötü kadın modeli vardı, kötü kadın ol-
duğuma inandım. Asiydim. Özgür bir yanım vardı. Yavaş yavaş bu yanım törpülendi. İyi olduğumu ona ve çevresine göstermek zorundayım gibi hissettim. Önümde iki seçenek vardı, ya fahişe olacaktım onun çevresinin gözünde, çünkü evli bir erkekle beraberdim, ya da onunla evlenecektim.
O da istedi mi evlenmeyi?
Hayır. "Çocuğumun annesi" diyordu, eşinden ay- rılmak istemiyor- du. Ben de öfkeleniyordum, başka kadınlarla her şeyi yaşayacaksın, sonra çocuğunun annesinin yanına döneceksin. Bu mu çocuğunun annesinin değeri? Evlilik benim önüme kaçınılmaz zorunluluk olarak kondu. Mecburdum evlenmeye. İyi bir şey yapmak adına, temiz bir kadın olduğumu çevreme kanıtlamak adına böyle düşündüm. Benim önüme bunu zorunluluk olarak toplum koydu. Bir erkeğe sahip olmak için evlenmelisin! Ben de ona sahip olmak istedim. Bir de çok önemli olmayan bir yanı varişin, ya o kadın kazanacak, ya sen. Bu belirlemiyor. ama bu da var.
Peki karısı üzülür, çocuklar var, diye düşündün mü?
Karısına telefon açtım. Birbirimizden nefret ediyoruz. Ekonomik açıdan bağımlıydı ama ezik bir kadın değildi, güçlüydü. Oturduk, buluştuk, dost olmaya çalıştık. Bir yandan birbirimize acıyorduk, bir yandan birbirimize hak veriyorduk ve birbirimizden ölesiye nefret ediyorduk, ama hiçbir zaman onu kötü olarak görmedik. Hep birbirimizi kötü olarak gördük. Halbuki bizi birbirimize düşüren o. İkimiz de
onu tanrı gibi görüyorduk. İkimiz de birbirimizle yarışıyorduk. Yemekler, hizmetler, süslenmeler.
Bu üçlü yaşam ne kadar sürdü?
İki yıl.
Düzen nasıl sürüyordu?
Komik. Biz karıkoca gibi yaşıyorduk. İki evi vardı. Nerede isterse orada kalıyordu. Nasıl bir aşağılanma bu biliyor musun? Ben daha önce de evlenmeden biriyle uzun süre yaşadım. Hiç problem yaşamadım. Kendimi çok temiz hissediyordum. ama birden bu dünyaya girince kendimi fahişe gibi hissetmeye başladım. Metres diye bir şey yapıştı bana. Sırf bu yüzden evlenmem gerekir diye düşündüm.
Öbür evde kalınca ne hissediyordun?
Hasta oluyordum. Bir gece dönmeyince eve perişan oluyordum. Kıskançlıktan öte bir şey. Bir sistem var, sen bu bütünün dışında bir çöpsün. Çünkü evli bir erkeği seviyorsun, hakkın yok. Bir şey isteyemezsin, o ne kadar verirse. Yuva yıkan kadınsın sen. Toplum böyle görüyor.
Toplum dediğin kim?
Onun yakınları, çevre, mahallen, arkadaki mahalle. Geniş bir kesim.
Seni en çok neler üzüyordu?
Çektiğim acıyı kelimelerle anlatamam. Çok inişli çıkışlı bir hayatım oldu, ama ben böyle bir acı yaşamadım. Naziler Yahudilere yapmış ya, ölüm sınırında aç bırakmış, sonra yaralıları parçalamak zorunda kalmışlar öyle işte. Erkekler, bu hale getiriyor kadınları, insanlıktan çıkıyorsun. Bir veriyor, bir alıyor. Geliyor çok güzel bir gece yaşatıyor, ertesi sabah, 'Ailem var, ben gidiyorum' diyor. Klasik aile kurmanın yolu kişiliğini değiştirmek. Çiçekli etekler giydim, konuşmamı değiştirdim, kişiliğimi katlettim. Bu ne korkunç bir katliam. O zaman 36 yaşındaydım. 36 yaşına kadar bir türlü yaşamışsın, bir erkeği sevdin diye kişiliğinden vazgeçiyorsun. Bir yandan bir başka düzeni yıkmaya çalışıyorsun, bir yandan kişiliğini yıkıyorsun, bir yandan düzen kurmak istiyorsun, feci bir şey. Madem o başka kadınlarla birlikte olma ihtiyacındaydı, evliliğini bitirmesi gerekiyordu. Evliliğini bitir, tek başına yaşa, benle o zaman tanış. Her şey biter, duygular yaşanır biter, bu evlilik bitmiyor.
En çok ne zaman birlikte olmak istiyordun?
Pazar günleri onların düzeninin bir parçasıydı. Hafta içi geceleri, gündüzleri eve gitmese de olur ama pazar günleri aile günü. 'Çocukları bir gezdireyim' derdi. Eşi arabanın önüne kurulur, çocuklar arkada, birlikte Boğaz'a gidilip yemek yenir. Klişe. Bu kadın-ların birbirine karşı bir başarısı, 'Kocam yanımda'. Ben de aynı sahneyi yaşadığımda çok mutlu oluyordum. Halbuki erkekler bunu görev gibi yaşıyor, zaten görev olduğuna inanıyor. Pazar günleri hep yalnızdım. Belki uzaktan saçma geliyor ama korkunç bir sistem var, o sisteme girince sen de istiyorsun. Pazar günü o çiçekli eteklerle gezmek beni de mutlu etti. Ben yurtdışından böyle motorcu kıyafetiyle geldim, taşlı alyans takmak istedim. Başka bir kadının yüzüğü var, ben de istedim.
Eşiyle cinsellik yaşıyor diye, düşünüp kıskandığın oluyor muydu?
Hayır, daha çok o bağlılığı kıskanıyordum. Bağlılık çok daha değerli bir şey. Ailesinin, çocuklarının olması,
apartman toplantısına katılması ama benim evime gizlice girmesi... Beni de kendilerine benzettiler, "Benim apartmanımda da yönetim kurulu toplantısına katıl" diye baskı yaptım. Karısıyla beraber olması beni rahatsız etmiyordu, o anlamda ben avantajlıydım. Genç ve yeni olan bendim.
Peki sen bunları yaşarken diğer kadının da üzüldüğünü düşünüyor muydun?
Onun üzülmesine çok üzüldüm, çok samimi söylüyorum ki üzüldüm
ama kendimi suçlamadım. Yaşadığım olayda, hep evlilik kurumunu suçladım. Bence buradaki problem insanlara evliliğin vazgeçilmez bir kapı olarak sunulması. Her şey değişken. Ama evlilik kurumu beton gibi değişmez bir şey olarak karşında. Bence yirmi sene evlilik, ayrılık için bir neden zaten ama evlilik kurumu, baş- ka ilişkilere benzemiyor. "Ben çocuklarımdan ayrılamam" diyordu. İnsanın duygularına çocukları hükmedebilir mi? Ama hep kadınlar çekiyor bunun acısını. Boşanmış kadın da, ikinci kadın da. O kenara çekilip kadınların çarpışmasını izliyor. Aşk biraz manyak bir duygu. İnsana bilin- ci yitirtiyor. Hâkimiyetini kaybediyorsun, midene bir şeyler batıyor sürekli. Kimyasal bir yanı olduğuna da inanıyorum. åşık olmam, kendimi kaybetmeme neden oldu.
Siz üzülürken o ne yaşıyordu?
Lafta üzüntü duyuyordu. Ama üzülen seçimi yapar. Bana sözler verdi,
aileme sözler verdi ama iki sene
oyaladı. Erkeklerin sistemi bu. Bir tane temel bir kadın oluyor, o düzenini bozmuyor, çünkü güven var orada. 'Erkekler özgür' diyorlar ama hepsinin evde bekleyen bir karısı var. Kendilerine bir kale yapmışlar, onun korumasında yaşıyorlar. Asıl bağımsız olan, metres dedikleri, tek başına yaşayan kadın. Adamı kazanmak için savaş veriyorsun, topluma karşı savaş veriyorsun, hayatını sürdürmek için savaş veriyorsun.
Sonuç ne oldu?
Biz iki sene sonra evlendik, ben evlenirken çok sevinçliydim, ama inan ki, bir yandan da eski karısını düşünüyordum, acaba üzüntülü mü, diye. Evlendikten sonra onu hiç arayamadım. Aramak istedim ama utandım. Evlendikten sonra bunalım geçirdim. Evlilikte aradığımı bulamadım. Sorunlar çözülecek sandım. Olmadı.
Belki de ilişkiniz daha yalın bir hale gelince aşk da bitti.
Hayatına bir genç kız girdi, korkunç isyan ettim, eski hanımının yerine düşecektim. Bir daha aynı savaşı yaşamak istemedim. Çok küçük bir ilişkiydi, kalıcı değildi. Ama aklım başıma geldi, yirmi yıl karısına demirbaş muamelesi yapıp her türlü şeyi yaşamış, şimdi ben demirbaş olacaktım. Hemen eski çevreme yöneldim, yine motosikletime döndüm. Benim için kötü geçen üç buçuk yıllık bir deneyim oldu. Çok şey kaybettim, maddi olarak da kaybettim, çalışmamı istemedi, ben de ondan para kabul etmedim, ailemden kalan daireyi satmak zorunda kaldım. Sonra, eşim benden ayrılınca yine eski eşine dönmek istedi, karısı kabul etmedi. Ben eski hayatıma döndüm, onlar yirmi yıllık düzenlerini kaybetti.
Yanihiçbirinize yaramadı.
Hayır. Ama ben yine de sorunun evli erkekle birlikte olmak olduğunu düşünmüyorum, sorun evlilikte.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|