![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
|
17 Mart 2000 Arjantin'de ölüm ve sirtaki Tunca ARSLANBeyazperde aracılığıyla, Latin Amerika'nın 'Avrupa'sına, dünyanın dört yanından gelen göçmenlerin, arka bahçe faşizminin, 'Olimpo Garajı'nın, tangonun, Maradona'nın ve yaşamın 'pis bir şaka' olduğuna inanmaya eğilimli insanların ülkesi Arjantin'e gidiyoruz bir kez daha. Arjantin, tarihsel-toplumsal renkliliğini ve karmaşasını, doğal olarak kültürüne, sanatına da yansıtmış bir ülke. 'Vahşi Atlar' adlı filmiyle 'bağımsızların kalesi' Sundance Film Festivali'nde (1996) Jüri Özel Ödülü'nü kazandığını bildiğimiz Marcelo Pineyro, Arjantin'in toplumsal dokusuna parmak basmak istercesine Yunan ve İtalyan kökenli iki aileye odaklanmış 'Cennetin Külleri'nde. Yargıç Costa Makantasis ve üç yakışıklı oğlu, adeta tersine çevrilmiş, pembeleştirilmiş bir 'Karamazof Kardeşler' ilişkisini akla getirircesine mutlu biçimde yaşayıp gidiyorlar. En küçük oğlanın, mafyatik ve faşizan işadamı Francisco Muro'nun güzeller güzeli kızı Ana'yla aşk yaşamaya başlaması, olayların da fitilini ateşliyor. Daha doğrusu biz filme, Yargıç Makantasis'in Adliye Sarayı'nın çatısından düşüp ölmesi ve Ana'nın da feci biçimde öldürüldüğünü anlayarak adım atıyoruz. Üç kardeş de Ana'yı kendisinin öldürdüğünü, diğerlerinin suçsuz olduğunu iddia ediyor. Makantasis kardeşler, babalarının intihar etmediğini, bir cinayete kurban gittiğini de ısrarla ileri sürüyorlar. Film, geri dönüşlü anlatımla olaylardaki esrar perdesini aralamaya soyunuyor sonrasında. 'Cennetin Külleri', finaline kadar merak kışkırtan, 'Aslında ne oldu?', 'Katil kim?' sorularıyla beslenen, aşktan, erotizmden payını yeterince alan, ruhbilimsel fırça darbeleriyle de zenginleştirilmiş bir po- lisiye-gerilim gibi akıp gidiyor. Makantasis erkeklerinin hep birlikte sirtaki yaptığı sahnedeki nefaseti de atlamayalım... Sonucun bağlanma noktası biraz zayıf kaçıyor kaçmasına da, Pineyro, bir aileyi konu alarak, felaketler zinciri biçiminde gelişen olay örgüsünü yeterince sağlam tutmayı başarmış. Kuşkusuz ki ne ondan, ne de senarist Aida Bortnik'ten Dostoyevski yaratıcılığını, yani insan ruhunu elde tutabilme yeteneğini beklememeli. Ama yine de 'Cennetin Külleri' nin temel hareket noktasının 'Karamazof Kardeşler' olduğunu açıkça vurgulamak gerek. Kaldı ki Pineyro, bireysel özelliklere el atmanın ötesinde, çağdaş Arjantin toplumunun yaşadığı sarsıntılara, hukuk mekanizmasına, kimi küçük politik göndermelerle (gamalı haç...) dokunmayı da ihmal etmemiş. Fena film değil 'Cennetin Külleri'. En azından seyredenleri sıkmıyor, pişman etmiyor. Aklınızda bulunsun...
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|