![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
|
17 Mart 2000 Pastoral bir bayram hikâyesi Son yıllardaki enflasyona ve durgun piyasaya rağmen bayramla birlikte şehir boşalmaya yüz tutar ve mevsimine göre ya denize ya da dağa gidilir. Bu seneki biraz belirsiz bir mevsime denk düştü. Neyse...Her Kurban Bayramı'nda bütün tanıdıklarım İstanbul'dan kaçarlar. Parası çok olanlar yurtdışına, daha az olanlarsa Bodrum'a giderler. Değişik heyecanlar tatmak isteyenler Seul'u tercih ederler. Koyunları kurban etmek için İstanbul'da kalanlar artık azınlıktalar. Hatta kimse, sanki bu onlara ait olmayan bir dinin geleneğiymişçesine, bu konuda söz etmiyor. Bir zamanlar merak edip soruyordum: "Sen bayramda bir şey kurban etmiyor musun?" Belirsiz cevaplar alıyordum: "Fakirlere para vermeyi tercih ediyorum." "Kan görmeye dayanamıyorum!" "Ay sorma, bu sene kesemeyeceğim, çocuklarla kayağa gitmek zorundayım. Tüh!" Sonra anladım ki en azından benim çevremdeki insanlar, bunu açıkça belirtmeseler de, Tanrı adına bile bir hayvan kesmekten hoşlanmıyorlar. Bizim apartmanın kapıcısı biraz karakteristik bir tipti. 'Bizimkiler' dizisinden fırlamış gibiydi. Onunla bir kavga edip bir barışıp yıllar geçirdik. O zengindi! Kesinlikle çok zengindi. Benim faturalarımı ödemekle görevlendirilmiş olduğu ve ben her zaman ona paraları vermekte geciktiğim için en pratik şekilde faturalarımı kendi cebinden öderdi. Bu sebeple ona hep borçlu olurdum. Akşam beş parasız kalıp eve döndüğümde taksi paramı da öderdi. Yani benim için yeri doldurulmaz bir dosttu. Ama ara sıra burnunun dikine gidip gıcıklık yaptığı da olurdu. Her Kurban Bayramı'nda koyunlar alır, onları keser ve gelenekten olsa gerek etleri fakirlere yani biz apartman sakinlerine dağıtırdı! Eğer evde değilsek seyahat dönüşümüzde bize vermek üzere payımıza düşenleri dipfrizinde saklardı. Her sene herkes gibi ben de İstanbul'dan kaçardım ama o sene neden bilmem burada kalmıştım. Kapıcı üç güzel koyun almıştı. Apartman boş olduğu için koyunları rahatça bahçedeki ağaca bağlamıştı. Bütün gece üç hayvan meleyip durmuşlardı. Ertesi sabah, kendi çapımda bir hayvansever olmama rağmen bu koyunların en kısa zamanda ortadan kaldırılması gerektiği fikriyle uyandım. Bu üç koyun elbette mahalledeki veletlerin de dikkatini çekmişti. Onları bahçede birkaç kez görmüştüm; birincisi elinde kılıç gibi tuttuğu bir sopa, ikincisi kafasında korsanların bandanalarını andıran bir bez, üçüncüsü de elinde bir rulo ip ve kafasında ters taktığı kasketiyle geziniyorlardı. Onların yaramaz bakışlarını fark etmiştim ve kafalarında bazı muzurluklar olduğundan emindim. Yürüyüşten dönerken dallarından kesilmiş ipler sarkan ağacın önünde kızgın kapıcımızı bağırınırken buldum. Çocukların koyunlara yönelik özgürlükçü operasyonlarını başarıyla tamamladıkları çok açıktı. Ama ben bunu bildiğimi ona hiçbir şekilde belli etmedim. İçten içe bir memnuniyet duyarak önünden geçtim, ona dönüp yalancı, güven veren ve riyakâr bir sesle "Merak etmeyin... Bulursunuz bulursunuz..." dedim. Nitekim kapıcımız koyunlardan ikisini Bağdat Caddesi civarında gezerlerken buldu. Onları tekrardan ağaca bağladı. Birkaç saat sonra balkondan özgürlük çetesinin işbaşında olduğunu gördüm. En azından beş kişiydiler. İlerleyen dakikalar içinde komando stratejilerini kullanarak boş otoparkı temizleyen Ramazan Bey'in gözü önünde koyunları serbest bıraktılar. Ben sessizce geri çekildim. Bir süre sonra kapıcımızı bağırırken duydum: "Allah cezanızı versin! Kim saldı koyunları? Sizi bi yakalarsam..." Hemen balkona çıktım ve saf bir sesle sordum: "Ne oldu? Niçin küfür ediyorsunuz Ramazan Bey? Hiç hoş değil..." Saatler süren aramalardan sonra koyunlardan sadece biri bulunabildi. Ama bir başka apartmanın kapıcısı bunun kendi koyunu olduğu iddiasında ısrarlı olunca Ramazan Bey koyununu ancak, bağrışmaları duymaktan yorgun düşen oto galerisinin sahibinin müdahalesiyle geri alabildi. Bu geri alınan sonuncunun nasıl yok olduğunu bilmiyorum. Bazı şüpheliler vardı tabii ki! Ama elbette onları kapıcıya bildirmedim. Ertesi sabah Ramazan Bey bana Bayram gazetemi her zamankinden çok daha kızgın ve aksi bir tavırla getirdiğinde onu yine riyakâr, nazik ve anlayışlı bir sesle teselli ettim: "Hadi canım... Kafanıza takmayın... Siz de bi tavuk kesin! Zaten önemli olan Tanrı için düşünmüş olmak değil mi?"
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|