Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

17 Mart 2000

Kurbanlar ve kurbanlıklar

mine.saulnier@free.fr
Bilgi ve birikim yoluyla herkes tarihçi olabilir. Ama 'büyük' tarihçi
olabilmek için, yalnızca geçmişi öğrenmek ve öğretmek değil, geçmişin geleceğe izdüşümlerini öngörebilmek, henüz yaşanmayanı tahmin yeteneği gerekir.
Charles Alexis Clerel de Tocqueville, soylu adının
uzunluğu kadar büyüklüğü hak eden bir Fransız tarihçisi, bir o kadar da büyük politikacıdır. 1805 ile 1859 yılları arasında yaşayan Tocqueville, 'Restauration' diye anılan dönemde Fransız hükümeti tarafından ABD'deki ceza sistemini araştırmakla görevlendirildi. Tocqueville, 1835'te yazmaya başladığı incelemenin ilgi alanını genişleterek 1840 yılında, 'Amerika'daki Demokrasiye Dair' adıyla yayınladı. Bu eser, hâlâ ve bizzat ABD tarafından, 19. yüzyıldan günümüze kadar Amerikan uygarlığı hakkında yapılmış en çarpıcı 'kehanet' ve en doğru analiz sayılmaktadır.
Bakın Tocqueville, 1835 ile 1840 yılları arasında yazdığı 'Amerika'daki Demokrasiye Dair' adlı başyapıtında nasıl bir öngörüde bulunuyor:
"Demokratik toplumları tehdit eden baskı biçimi, dünyanın bundan önce gördüğü ve bildiği baskıcı rejimlerin hiçbirine benzemeyecek. Bu toplumların tepesinde yükselen sınırsız ve himayeci iktidar, halkların keyfine tek başına karar veriyor ve kaderlerini tek başına belirliyor. Bu iktidar mutlak, düzenli, öngörüşlü ve yumuşak. Babalığın güçlü şefkatine benziyor ve tıpkı babaların yaptığı gibi insanları erişkinliğe hazırlar görünüyor, ancak aslında, çocukluktan çıkmamalarını sağlıyor. İyi niyetle onların mutluluğu için çalışıyor, ancak bu mutluluğun tek mimarı ve tek hakemi olmak istiyor. Onların güvenliğini sağlıyor, ihtiyaçlarını öngörüp karşılıyor, belli başlı işlerini düzenliyor ve keyiflerini kolaylaştırıyor. Sanayilerini yönetiyor, veraset haklarını belirleyip miraslarını bölüştürüyor. Kısacası, bu pederşahi iktidar biçimi, egemen olduğu toplumları düşünmek eyleminin yarattığı huzursuzluktan ve yaşamak sıkıntısından kurtarmak için elinden geleni yapıyor."
Tocqueville'e göre, demokratik toplumları yöneten iktidarlar, ki bu iktidar kavramından salt devlet değil din kurumları, aşiret reisliği ve siyasal ya da sosyal yöneticilik gibi tüm güç odakları anlaşılmalıdır; hükmettikleri halkın özellikle düşünmesini istemez, sevgili
okurlar. Onlar, halkın iyiliğini halktan daha iyi bilir ve onun yerine düşünürler. Çünkü düşünen halk, soru sorar, tatmin edici yanıt alamazsa, huzursuz olur. Huzursuz olursa, sorumlu arar ve hesap sorar. Hatta ödetir! Düşünerek yaşamaya kalkmak ise, sıkıntıların en büyüğüdür. Çünkü başkalarının açtığı yollardan kolayca gitmez düşünerek yaşamaya çalışan insan. Kendi yolunu bulmaya uğraşır. Ayağına diken batar. Otların gizlediği taşlara çarpar, yaralanır. Ormanda kaybolur. Uçurumdan aşağı yuvarlanır. Sürüden ayrılan koyun gibi, çobanın gösterdiği yoldan çıkınca, kurt kapar, gelmedik iş kalmaz başına.
ABD'yi örnek alan demokrat Türkiye'mizde, düşünmek sıkıntısına katlanmadan, yani ne doğrudur ne eğridir kararını genelinde Allah'ın kelamı ve Kur'an'a, özelinde ise Kur'an'ı arkasına alan hocalara ve evdeki 'himayeci' kocalara, bazen de sözümona 'laik' devlet babalarımıza bırakan ve bu teslimiyeti: "Böyüklerimiz daha iyi bilir," formülüyle ifade eden halkımız, Tocqueville'in demokratik toplumuna ne kadar uyuyor, değil mi sevgili okurlar?
Hangi parti bana ne kadar hizmet eder diye sorgulamak yerine, ağanın, babanın, kocanın söylediği oy pusulasına basmak mührü, daha kolay değil midir?
Adam öldürmek iyi midir, değil midir diye kuşkular duymak yerine, "Ağam vur dedi, öldürdüm!" deyip çıkmak ne kadar da rahatlatıcıdır! Karısını aldatmanın vicdan azabını çekeceğine, vır vır dinleyeceğine, "Peygamber efendimizin emridir," deyip dört karıyı almak koynuna, meşru keyif değil midir? Kerhaneye gitmek günahını, 'mut'a nikahla' yıkayıp pirüpak olmak, ulvi bir temizlik değil de nedir? Zaten ahlak dediğiniz, otoriteye boyun eğmekten ibarettir. Otorite de yeterince zeki olup, her türlü 'ihtiyacı' kılıfına uydurmakla mükelleftir. Böylece sürüden kimse ayrılmaz, kimseyi kurt kapmaz.
Ancak çobanlar, sürüden ayrılmayan tüm koyunları eninde sonunda mezbahaya götürür ya da kurbanlık diye satarlar. Ve düşünmekten istifa eden halklar, yaşamak sıkıntısından da kurtulurlar.
Kurban Bayramınız kutlu olsun. Kurban siz olmayın ve hayvan kurban edenlerin, düşünmeyi otoriteye bıraktığını, bir gün o otoritenin sizi kurban etme emrini verebileceğini unutmayın.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.