![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
|
17 Mart 2000 'Hassasiyet' üstüne (2) Dünyanın başka yerlerinde iyi kötü kabul gören, sorun olmayan şeyler Türkiye'de durmadan 'hassasiyet' yaratıyor. Olaylar sık sık tekrarlandıkça, öncelikle demokrasinin Türkiye'deki 'hassasiyet'e dokunduğunu görüyoruz. Örneğin '312. madde' diye bir şey var; bundan söz edilirken, toplumun, şunun bunun hassasiyetine değinilmiyor; ama kaldırılmasının 'hassasiyet'e ilişkin sonuçları söz konusu oluyor. 'Bu nedenle kalmalı,' deniyor. Hatta bir ceza kanunu maddesi olarak içeriği bile aslında pek tartışılmıyor. Sami Selçuk gibi, zaten kendisi de bazı 'hassasiyet'lere dokunan bir kişi çıkıp madde hakkında hukuki bir eleştiride bulunabiliyor: "çok muğlak, suçu iyi tanımlamıyor," diyor. Ama kimse bunu tartışmıyor. Kimse, "hayır, hukuken bu maddenin kusuru yoktur," diye başlayarak maddeyi savunmuyor. "Bize lazım," deniyor. "Hukuka aykırı da olsa lazım mı?" diye soramıyoruz. İyi ki de soramıyoruz. Çünkü sorsak, "Evet, aykırı da olsa lazım. Aykırı olarak lazım," cevabını alacağız. Bu keyfiyet de 'hassasiyet'e bağlanacak. Dolayısıyla, ileride belki madde biraz değişebilecek, ama 'hassasiyet'in izin verdiği ölçüde değişecek.Evet, anlaşılıyor ki özellikle demokratikleşme bu bünyede 'hassasiyet' yaratıyor. Demek ki, toplum olarak, demokrasi bizde alerji yaratıyor. Burnuna çiçek tozu girince aksırmaya başlayan bir adam gibi, havada demokrasi fazlalaşınca, artık aksırık mı, kaşıntı mı, kızartı mı, bir şeyler çıkıyor. Demokrasi azalınca bütün bu arazlar geçiyor, paşa paşa oturuyoruz, rahatımıza, keyfimize bakıyoruz. Ama bunları söylerken bir yandan da düşünmeye başladım: bunlar nerede oluyor? Toplumun neresi kızarıyor, neresi kaşınıyor? Ben kendi hayatımda pek rastlamıyorum böyle şeylere. Hayattaki konumu gereği böyle 'hassasiyete-nazır' yerlerde oturanlar var, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları. Onlar, bulundukları o geniş manzaralı yerden bakıp 'hassasiyet'in depreşmeye başladığını görüyorlar. Biz de zaten onlardan haber alıyoruz: "Türkiye'nin bu konuda 'hassasiyetler'i vardır," diyorlar. Türkiye'nin küçücük bir parçası olarak benim 'hassasiyet'im bu genel olduğu söylenen 'hassasiyet'e hiç benzemiyor. Hatta tersine işlediğini sık sık fark ediyorum. Örneğin benim 'hassasiyet'im sabah gazeteyi alıp üç belediye başkanının gece vakti paldır küldür derdest edilip götürüldüğünü okuduğum zaman ayaklanıyor, kaşıntılar, bulantılar o zaman patlak veriyor. 312'den hapse mahkum edilenleri okumak, sözgelişi Eşber Yağmurdereli adında birinin bilmem kaç yıllığına bir hapishanede oturduğunu öğrenmek bende baş dönmesi, el titremesi gibi bozukluklara yol açıyor. Şüphesiz, benim bu durumum önemli değil. Önemli olan 'Türkiye'nin hassasiyet'i. Koskoca Türkiye söz konusu olunca üç beş bireyin durumu kimseyi ilgilendirmez. Gerçi, gene kendi sınırlı gözlemlerime dayanarak, "acaba sahiden üç beş kişi mi? Daha fazla olamaz mı?" diye düşündüğüm de oluyor. Ama bu düşünceyi fazla ilerletmiyorum. 'Hassasiyet', iyi saatte olsunlar misali bir şey, böyle düşünceler bile onu harekete geçirebilir. Bakıyorum, Avrupalılar da anlamıyor bu 'hassasiyet' işini. Çünkü bu en çok onlara hatırlatılıyor, 'hassasiyetimizi anlamalısınız,' deniyor habire. Bu durumda, kafamı yormaktan büsbütün vazgeçiyorum. İnsan herhalde Avrupalılarla aynı konumda bulunmak istemez - elin ecnebisi ile... Zaten, tıbbın en az açıklayabildiği alan da alerji. Demek yapacak bir şey yok.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|