![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
|
17 Mart 2000 Yatırım felsefesi mood99@bnet.net.trTürkiye'de bireysel yatırımcılar için 'yatırım felsefesini' oluşturmak hiçbir dönemde ihtiyaç olmamıştı. 1980 öncesindeki uzun dönemde, yatırım alternatiflerinin sınırlı olması nedeniyle tasarruf sahipleri, birikimlerini zaman zaman negatif reel faizle bankalarda mevduat olarak değerlendirirken 'yastık altında' altın saklamak, Besim Üstünel hocamızın deyimiyle 'altına yatırıp üstüne oturmak' son derece popülerdi. 1980'li yıllarda gündeme gelen ve yüksek faiz politikası izleyen bankerler ve arzı artan özel sektör tahvilleri bireysel yatırımcılar açısından gene alternatifsiz yatırım araçları olarak gözüküyordu. 'Risk almamayı' yeğleyen yatırımcılar ise banka mevduatına ve altına ek olarak ağırlıklı 'yastık altında' saklamak üzere döviz almaya başladılar. 'Banker faciası' ve kamu borçlanma ihtiyacının artması ile özel sektörün kamu borçlanma faizleri ile rekabet edemeyecek noktaya gelmesi, 1980'li yılların sonundan itibaren ortaya çıkan 'repo'yu neredeyse rakipsiz bıraktı. Dünya altın fiyatlarının düşmesine ve döviz piyasalarının hareketliliğine rağmen altın ve döviz yatırımı ise popülerliğini hâlâ koruyor. İpotek bankacılığının gelişmemiş olmasına rağmen özellikle büyük tasarruf sahipleri için gayrimenkul de her dönemde çekici bir yatırım aracı olarak kaldı. Yukarıdaki tabloda yer verilmeyen borsa, yani hisse senedine yapılan yatırımlar ise maalesef hâlâ gerçek anlamını bulabilmiş değil. Dilimize yerleşmiş olan 'borsada oynamak' deyiminden de anlaşılabileceği gibi borsa Türk yatırımcısı için 'oyun salonundan' ileri gidemedi. Halka açık olan ve borsada işlem gören şirket sayısından işlem hacmine, hisse senedi yatırımcısı sayısından ortalama hisse tutma süresine kadar tüm göstergeler de bizim savımızı doğrular yönde. 2000 yılına girerken bireysel yatırımcılar büyük bir şok yaşadılar. Aniden düşen faizler, dövizde beklentinin ortadan kalkması ve medyanın da 'tek hedef' göstermesi sonucu bireysel yatırımcılar birikimlerini hisse senedi yatırımına yönlendirdi. Kısa vadeli sonuç da arz-talep uyumsuzluğu nedeni ile tatminkârdı. IMKB 100 Endeksi kısa sürede 20,000 puana kadar yükseldi. Bu kapsamda gene medyanın da yönlendirmesi ile birçok yatırımcı kendisi hisse senedi yatırımı yapmaktan ziyade A tipi fon payı satın alarak, birikimlerini uzman yöneticilere emanet etmeyi tercih etti. Yazıya başlarken bahsettiğimiz 'yatırım felsefesi' konusuna ise, kısa tarihsel gelişim içinde hiç değinemedik. Çünkü bireysel yatırımcımızın öyle bir felsefeye ihtiyacı yoktu, felsefesi olsa da seçim yapacak alternatifi yoktu. Ancak 2000 yılında artık bunun değişmesi gerekiyor. Hepimizin beklentilerimize, yaşımıza, aile yapımıza, tasarruf ve harcama eğilimimize göre kısa-orta-uzun vadeli bir yatırım felsefesi geliştirmemiz 'ayakta kalabilmek' için şart. Artık O/N repoya bağlanan paraları 'döndürerek' veya 'tüyo' arayarak yatırım yapma devri geçti. Aslında bu tezimiz sadece bireysel yatırımcı için değil, kurumsal yatırımcılar için de geçerli. Çok yakın gelecekte, A tipi fonların dahi yatırım felsefelerine göre sınıflandırılacağını göreceğiz. SPK'nın 3 yıl önce yaptığı 'içerik' sınıflandırması yeterli olamayacak ve yatırımcılar likidite, risk, getiri ve ekonomik beklentilerine göre yatırım fonları ve yöneticilerini arayacaklar. Sözün özü, fazla geç kalmadan hepimiz yatırım felsefemizi belirleyelim ve birikimlerimizi ona göre yönetmeye çalışalım zira her geçen gün işimiz daha da zorlaşacak. mood99@bnet.net.tr
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|