Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

17 Mart 2000

Özgürlük korkusu

talkan@media.ankara.edu.tr
Özgürlük her zaman arzulanan bir şey değildir. Otuz kırk yıl hapis yatanları salıverdiğinizde bazen özgür yaşama alışamazlar, döner hapishaneye geri gelirler. "Bizi tekrar hücremize koyun, dışardaki yaşam zor geldi." Onlar kendi alışkanlıklarının hapishanesindedir artık.
Toplumlar için de özgürlükleri sindirmek kolay iş değildir.
Fas'ta kadınlara özgürlük tanıyan bir yasayı kadınlardan bir kısmı protesto etmiş. Çokeşliliği yasaklayan, evlenme yaşını yükselten, boşanmada kadınlara hak tanıyan, boşanma halinde malın yarısını kadının almasına olanak sağlayan kadınlar için eğitim programı öngören bir yasa tasarısına karşı çıkmışlar.
Şeriat adına tabii.
Kolay değil alışkanlıkların tutsaklığından kurtulmak.
Geçen ay da Mısır'da kadınlara haklar tanıyan bir yasa önerisi vardı. Kocası olmadan bir kadının tek başına yurtdışına çıkabilmesine olanak sağlayacak kadar liberal bir öneriydi. (Tabii kocanın mahkemeye başvurup itiraz etme hakkı saklı tutulmuştu.) Öneri Meclis'te kabul edilmedi.
Bütün İslam dünyasında kadınlar 'eşitlik' sorunu ile karşı karşıya. Pek çok ülkede, kadın, erkeğin aldığı mirasın yarısını alabilir; bir erkek dört kadınla evlenebilir; kadın, erkeği olmadan bir yere gidemez; mahkemedeki tanıklığı erkek kadar geçerli sayılmaz; işte çalışamaz, araba bile kullanamaz... Ve bütün bunlar şeriat hükmü olarak kabul edilir. Bazen Fas'ta olduğu gibi, kadınların bizzat kendisi bile kendi lehlerine bir değişikliğe karşı çıkar.
Bir insan kendi özgürlüğünü isteyecek kadar olgunlaşmadıysa, dünyada kim, hangi güç ona özgürlüğünü verebilir?
Gözümüzün önünde bu manzara dururken, yıllardır Türkiye'de laiklik ve Atatürkçülük 'insanların ve kadınların özgürlüğünü kısıtlamakla' suçlandı.
O laiklik sayesindedir ki, Türk kadını diğer İslam ülkelerindeki kadınların çok önündedir. Geçenlerde Diyanet İşleri Başkanı açıklama yapıyordu: "Kadından müftü olabilir, neden olmasın."
Kadından başbakan da olabilir, cumhurbaşkanı da. Pek çok meslek dalında, Türk kadını Batı dünyasındaki kadından daha başarılı olabilmiştir.
Son zamanlarda yaşadığımız tartışmalara bakın: Kurban kesmenin dindeki yeri, Türkçe ibadet ve dua, kadınların cenaze namazı kılıp kılamayacakları...
Türkiye'de elbette kadın hakları açısından gidilecek daha çok yol var. Fakat, diğer İslam ülkelerine bakışla çok daha ilerde olduğumuza kuşku yok. En azından kadınlarımız kendilerine verilen bir hakkı kendilerine layık görmeyecek kadar alışkanlıklarının kurbanı ve tutsağı değiller.
Gerçi zaman zaman 'Şeriata göre erkeğin kadına dayak atma hakkı vardır, buna kimse itiraz edemez,' 'şeriata göre demokrasi günahtır,' türünden çıkışları hem erkek, hem de kadın şeriatçılar yapsa da, bunlar istisnadır.
Türk kadını ile Suudi, Sudan, Afgan ve Fas kadını arasında her ne fark var ise bunu Atatürkçülüğe ve laikliğe borçluyuz. Ve bu böyle küçük, sıradan bir fark ve borç değil doğrusu.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.