Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

24 Mart 2000

Bir yıl önce bir yıl sonra

eguven@radikal.com.tr
NATO'nun Sırbistan'a yönelik hava harekâtı için 'nihayet' düğmeye basmasının üstünden tam bir yıl geçti. İttifak 50 yıllık tarihinde ilk kez bağımsız bir ülkeye karşı BM'den icazet almadan harekete geçiyordu. 78 gün süren bombardıman sonucunda NATO galip geldi.
Sırp birlikleri Kosova'yı terk etti. Avrupa'nın göbeğindeki trajediye nokta kondu. Bölge askeri olarak NATO'nun, idari olarak da BM'nin güvencesine alındı. Mültecilerin çoğu (900 binden 830 bini) evlerine döndü. Gerçi ortada bir 'zafer' yoktu ama taktik (askeri) hedefe ulaşılmıştı.
Ne var ki stratejik (siyasi) hedef için aynı şeyi söylemek o gün de zordu bugün de zor: Balkanlar, dolayısıyla Avrupa güvenlik ve istikrardan hâlâ uzak.
Kısacası, savaş kazanıldı belki ama barış değil, en azından şimdilik.
Elbette ilerleme kaydedildi bir yıl içinde. Ancak genel olarak bakıldığında Kosova tam bir karmaşa içinde.
Hükümet yok. Etnik şiddet tırmanıyor, yalnızca Sırplarla Arnavutlar arasında değil, Arnavutlarla Romanlar, hatta Türkler arasında da. NATO bölgede tam kotrolü sağlayamadı, dahası zaman zaman hedef durumunda kalıyor. Suç oranı, özellikle kırsal kesimde, artıyor. Fuhuş, silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti had safhada. Silahsızlandırma çalışmaları kör topal ilerliyor.
Tüm bunlar bir yana, Kosova'da müdahale öncesindeki temel sorunlar neyse müdahalenin başlamasından tam bir yıl sonra, bugün de aynı: Miloşeviç ve Kosova'nın statüsü.
Batı'nın tasarımına göre Sırpların Hırvatistan ve Bosna'dan sonra 'anavatan'ları Kosova'da da bozguna uğraması ve uluslararası alanda daha da tecrit edilmesi üzerine Sırbistan'da muhalefet 'nihayet' ayağa kalkacak ve Miloşeviç rejimini devirecekti. Böylelikle Balkanlar'da ulusal planda liberalleşip demokratikleşme, uluslararası planda ise Avrupa'yla bütünleşme yönündeki genel eğilime ters düşen son 'kale' de yıkılmış olacak, dünya rahat nefes alacaktı. Ardından da Sırbistan ve Kosova'nın demokratik güçleri, uluslararası topluluğun da desteğiyle aralarındaki sorunları masaya yatırıp çözüm arayacaktı.
Ne var ki umutlar boşa çıktı. Cesaret verici kıpırdanmalar başgösterdiyse de Miloşeviç, muhalefeti bir kez daha dize getirmeyi başardı. Ve bugün belki de Balkanlar'ın koltuğu en sağlam lideri o. Hatta Karadağ, Mitroviça ve Presevo'da olup bitenler gösteriyor ki her an istediği yeri karıştırabilecek güçte.
Belgrad'ın zararı yalnızca Sırbistan ve Karadağ'a değil. Kosova'daki huzursuzluk, başta Makedonya ile Arnavutluk olmak üzere bölge ülkelerini de rehin almış durumda.
Batı elinden geleni yapıyor ama çaresiz. Ne müttefik ülkelere yönelik ekonomik yardım, siyasi destek ve askeri güvence, ne de Sırbistan'a yönelik ambargo ve tecrit politikaları istenen sonucu veriyor. Miloşeviç basından orduya kadar ülkeyi öylesine avucunda tutuyor ki bu politikaların ne zaman ve nasıl sonuç vereceği de belli değil.
İkinci sorun, daha da çetrefil. Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı ile toprak bütünlüğü ilkesi arasındaki küresel bağdaşmazlık, dünya güçleri arasındaki nüfuz mücadelesi, Balkan milliyetçiliği, yakın geçmişin acıları... Daha ne olsun?
NATO'nun Sırbistan'a müdahalesini sona erdiren BM Güvenlik Konseyi kararı, Kosova için 'kapsamlı özerklik' öngörüyor.
Ancak bu formül, ne Sırplar ne de Kosovalı Arnavutlarca benimseniyor. İlk oylamada Arnavutların 'bağımsızlık' diyeceği ortada. Oysa Batı, sınırların güç kullanımı yoluyla değiştirilmesine örnek teşkil edeceği kaygısıyla Kosova'nın bağımsızlığına karşı. Hadi Batı öyle ya da böyle kabul etti diyelim, ya 'beş büyükler'den Rusya ve Çin? İmkânı yok.
Formül fiili duruma da uymuyor. Halihazırda Kosova 'kuralsız bir bağımsızlık' durumunda. Sırplarla Arnavutları bir araya getirebilecek bir ortak yönetim biçimi en azından şimdilik hayali ham.
Aslında iç içe girmiş bu iki temel sorunun altında yatan neden aynı: Demokratikleşememe. Kosova'da da, Sırbistan'da da, tabii genel olarak Balkanlar'da da istikrar ve güvenliğin anahtarı, hiç kuşku yok ki, demokrasi. Ve yine hiç kuşku yok ki demokrasinin, Balkanlar'ın kilidini açması için daha epey zaman ve çabaya ihtiyaç var.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.