|
24 Mart 2000
Bu "istememiş" halidir! hdevrim@hurriyet.com.tr Namert olmadığına göre, Süleyman Demirel bugüne kadar kendisi için hiçbir şey istememiştir.
Yedi yıldır Çankaya'da ikamet ediyor. Adresi bir beş yıl daha değişmesin diye, uzaktan kumanda yöntemiyle yetinmenin yetersiz kalabileceğini hisseder etmez, farkında mısınız sahaya inmekte de tereddüt etmedi.
Gözcü'den Milliyet'e "intikal eden" ve ilk iş olarak - huzurunda bulunma saadetinden sanki çoktan beri mahrum kalmış gibi - Cumhurbaşkanı Demirel'le uzun bir mülakat yapan Kurtul Altuğ'a söylediklerinden (Milliyet, 21 ve 22 mart) ve dün Hürriyet'te Sedat Ergin'in kaleminden okuduğumuz sözlerinden çıkaracağımız sonuç budur: nihayet sahaya indi.
Sedat Ergin'in, dün Çiğdem Anat'ın suallerine verdiği cevapları dinledim (CNN Türk). Can alıcı suali "Seçilemezseniz, bahçenizle, tavuklarınızla mı meşgul olacaksınız?" diye Ertuğrul Özkök sormuş. Verdiği cevapların simgesel nitelikte olduğu düşüncesine ben katılmıyorum. Gazetelerimizde üç gündür söylediklerine siyaset yapma'dan gayri bir ad bulmak kolay değil.
Bir seçim söz konusudur. Bal gibi adaylığını koymuştur. Eleştirilere cevaplar vermektedir. Hükûmeti, niye beni açıkça savunmuyorsunuz, diye kınamaktadır. Oy kullanacaklara "İcabında ananızı ağlatırım!" diye gözdağı vermekten bile geri kalmamıştır.
Neymiş efendim, bugüne kadar kendisi için bir şey istememiş-miş... Bilmem kaç kere başbakan, yedi yıldır cumhurbaşkanı, şimdi gelin de sormayın:
- Ya bir de isteseydi?Elden düşme Hıncal Uluç, Güle Güle adlı filmin hikâyesine çok benzer senaryosu olan bir Amerikan filminden (Gün Batımını Beklerken) söz ediyor (Sabah, 18 mart).
Kısa notuna Tesadüfe bak!.., diye bir başlık atmış.
Bu anlama gelen bir başlıkta anlaşmalıyız, diye düşündüm; aşırma, aparma, araklama (eski terimle intihal) fiillerinden söz ettiğimizde kolaylıkla fark edilsin diye...
Hıncal'ın dediğini ben de yazdım geçenlerde (Radikal, 10 mart); ben de "Ne başlık atsam?" diye düşündüm. Aklımdan Bitpazarı, İkinci El... kelimeleri geçti, ama Elden Düşme'de karar kıldım.
Bir tekliftir, ne dersiniz? Laf ola... Bir arkadaşımız vardı, rahmetli oldu; bir tarihte, Jacques Chirac'la yan yana iki çiş kâsesine su döktüklerini anlatıp, bundan dost oldukları sonucunu çıkarmamızı beklerdi. Sağlığında ona takılmayı severdim.
Dün gelen bir habere göre, Chirac ilkbaharda beklenen Türkiye ziyaretini "iki ülke arasındaki şartlar düzelene kadar" ertelemiş. Sebep, Türkiye'nin helikopter ihalesinden Fransız firmasını elemiş olması.
Şimdi "Demek aramızdaki çıkar ilişkisiymiş" diyenler olacak.
- Ya ne ilişkisi sanıyordunuz?
Jestin bir iç siyaset gereği olması, daha gerçekçi bir değerlendirmedir. Adı bile yanlış yazılıyor Önce itiraf edeyim ki İslamiyat dergisini göremiyorum; hepsine yetişemediğim için... Vakit kalmıyor!
Güneri Cıvaoğlu geçen gün bu dergiden söz etti, alıntılar yaptı (Milliyet, 21 mart).
Deniyormuş ki orada, "Şeriat, tarihin ilk asırlarından itibaren bozuldu, canlı gelişmesine son verildi." Zihnime "Cansız gelişme nasıl olur?" suali takıldı. (Cıvaoğlu da hangi devirden söz edildiğini anlayamamış.)
"Menemen Olayı'nda din adına çağrı yapılırken, Arapça alfabe okunduğu... rivayet edilir" cümlesindeki alfabe okuma'nın ne demek olduğunu çıkaramadım.
Alıntının yazarı Fransız düşünürünün adı dikkatimi çekti. Israrla Roger Graudy diye yazılmış, ki doğru imlası Roger Garaudy'dir. İslamiyat dergisinin bu konuda yanılması mümkün mü?
Garaudy, Fransa'nın çok tanınmış bir siyaset ve kültür adamıdır. Fransa Komünist Partisi'nde Merkez Komitesi üyeliğine kadar yükselmiş, bu partiden Meclis ve Senato üyesi seçilmiş, Marksist kişiliğiyle Hıristiyanlığı sorgulamaktan geri durmamıştı. 1968 Çekoslovakya olaylarından sonra, bu defa Fransa Komünist Partisi'ni eleştirmeye başladı ve gün geldi partiden atıldı.
O tarihten sonra, Marksizm ile Hıristiyanlığı bir arada incelemeye ve tartışmaya başladı. Giderek, bu iki düşünce sistemini de karşısına alacak, daha doğrusu Hıristiyanlıktan uzaklaşırken, Marksizm ile İslam ahlakı ve temel ilkeleri arasında bulduğu benzerlikler üzerinde duracaktı.
Bu son tavrı geniş yankılar uyandırdı; hem Marksist ve Hıristiyan dünyasında, hem de İslam aydınları arasında. Katolik Fransız kamuoyunda İslam'ı Hıristiyanlığa tercih ettiğini yüksek sesle söyleyen bir düşünürün ne gözle görüleceğini tahmin etmekte güçlük çekmezsiniz sanırım.
İslamiyat adlı, Cıvaoğlu tarafından da ciddîye alındığı anlaşılan bir dergide, Roger Garaudy adının yanlış yazıldığını görmek bana yadırganacak bir halmiş gibi geldi. Aynı zamanda anlamlı ve aydınlatıcı... Dil Yâresi Hasan Pulur yazı başlığında ve metninde takiyye (Milliyet, 23 mart), Hürriyet aynı gün haber başlığında takıyye diye yazdılar. Ben doğru imlanın takiye olduğunda ısrar ediyorum
Ne oldu da eski yanlışlarına döndüler?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|