Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

24 Mart 2000

Kelle devlet, paça adalet

mine.saulnier@free.fr
Son günlerde yeni bir sırra erdim, sevgili okurlar. Uygar toplumlarla ilkel toplumlar arasındaki umar farkını, 'tek'e indirdim ve pek rahatladım. Umardan kastım, elbette beklenti. Uygar toplumlar, geleceğe yönelik umarlarını: "Bundan böyle ne olur?" diye sorguluyor ve bu sorunun yanıtını, geçmiş ile gelecek arasındaki tümdengelim - tümevarım mantığı içinde saptamaya çalışıyorlar. Oysa ilkel toplumlarda düşünce, gaipten haber alma ya da dogmatik koşullanma sistemleriyle sınırlandığından, geleceğe ilişkin gaile: "Bundan böyle ne olmaz?" biçiminde ifade ediliyor.
Türkiye ne uygar, ne de ilkel bir ülke. Uygarın uygarı da var toplum katmanlarında, insanoğlunun hayvanlık sürecine parmak ısırtacak ilkellerimiz de. Türkiye, sevgili okurlar, "Bundan böyle ne olur?" sorusunun abesle iştigal sayılacağı bir ülke. Çünkü her öngörü ve seçenek ihtimal dahilinde, her şey ve karşıtı oluyor. Olabilir hanesinde, yok yok. Böylece, "Bundan böyle ne olmaz," sorusu da anlamını yitiriyor, sorulsa bile, sorulduktan on beş saniye sonra kendi kendini yok edici türden bir düşünce.
Örneğin, acaba sizce hangi ülkede, infaz edilip edilmemesi tartışılan bir idam mahkumu, en azından
ömür boyu hapis cezası çekmesi gereken Abdullah
Öcalan, üstelik açık imzasıyla köşe yazarlığına soyunabilirdi? Türkiye'de bu mümkün oldu ve oluyor.
İdamlık Öcalan, Özgür Bakış (!) gazetesinde ciddi ciddi Hizbullah operasyonları hakkında fikir yürütüyor, Zerdüşt ahlaklı olmayı öğütlüyor ve hatta Diyanet Konseyi kurulmasını bile öneriyor. Hikmeti Sami'den sorulan Türk Adaleti de, "Yasada mahkûmlara ifade yasağı yok, bir şey yapamıyoruz," diyebiliyor. Ancak aynı Türk adaleti, beni ve yüzlerce gazeteciyi, yazdıklarımızdan ötürü mahkûm edebiliyor, hapse atabiliyor. Sonuç, demek ki Türkiye'de eğer hapisteyseniz ifade özgürlüğünüz var, özgürseniz 'beyin hapsindesiniz'!
Aynı Hikmeti Sami'den sorulan Türk adaletinin ceza infazında, adi caniler de alabildiğine özgürce yaşıyor hapishanelerde. Son günlerde, ülkenin sözümona en sıkı (kurusıkı mı demeliydim acaba?) cezaevi Kartal özel tip vs.sinde, Karagümrük çetesi başı Nuri Ergin'le, devlet ihalelerinde uzmanlaşan milli çeteler konfederasyon başkanı Alaattin Çakıcı arasında bir tehdit mektuplaşmasıdır gidiyor. Cezaevi savcısı: "Mektupları avukatlar götürüp getiriyor. Bu yaptıkları doğru değil. Ama uyarsam bile beni dinlemezler," sözleriyle itiraf ediyor aczini.
Bütün bunlar olup biterken, bütün bunlara engel olmak üzere yasaları değiştirmek için harıl harıl çalışması, infaz sistemini gözden geçirmesi, Türkiye'nin adli anlamda evrensel madara olmasını önlemesi gereken kişi, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ne yapıyor? Allah için 312 ile çok uğraşıyor, bir de "Üç vakte kadar af çıkar!" diye müjdeliyor halkımıza. Gerekçe olarak da affın çıkmasına, "Artık insanlar affın hangi bayramda çıkacağını beklemeye başladılar," diyebiliyor.
Demek ki Türkiye'de beklenen her şey olabiliyor, sevgili okurlar. Ancak hep, hakka, adalete, mantığa, devlete saygılı yurttaşlığa, suçsuz olana, öldürmeyene, çalmayana, çırpmayana aykırı şeyler olabiliyor. Türkiye'de bekleyen dervişler değil, suça ermişler muradına eriyor her zaman.
Düşünüyorum: Acaba hâlâ daha belli kurallara inanan, hakkı hukuku savunanlar mı deli sayılmalı Türkiye'de, yoksa devlet mi kafayı yedi? Sonra devletin kafasına bakıyorum, anlıyorum. Olmayan kafa yenmez ki! Yokluktan kaynaklanıyor bütün kepazelik.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.