![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
|
14 Nisan 2000 Maraton Son yedi hafta içinde özelleştirme ve GSM linans satışı konusunda ortaya konulan performans, sene başında uygulamaya konulan ekonomik programın başarı şansını artırdı. Bu gibi olumlu gelişmeleri sabırlı ve titiz bir çalışmanın sonucu olarak kabul etmek gerekiyor. Ancak diğer konularda da benzer gayretin var olup olmadığını bilmiyorum. Bu yazıda açıklandığında, büyük bir coşku ile karşılanan ve iyimser beklentilerin oluşmasında etkili olan para ve kur politikası üzerinde durmak istiyorum. Zira programın kendi yapısı içindeki gizli eylem planı konusunda piyasaların yeterli bilgiye sahip olmadığını düşünüyorum.Örneğin Merkez Bankası'nın döviz olarak likidite yaratmaya devam edeceği gibi yetersiz algılamalar veya programın ikinci yarısındaki kur politikasına ilişkin eksik değerlendirmelerle sık sık karşılaşıyoruz. Şahsen programın herbiri 18 aylık iki farklı geçiş dönemi öngördüğünü düşünüyorum. İlkinde Merkez Bankası sepet bazında döviz kurunu kontrol altında tutuyor ve faizlerin geniş bir aralıkta dalgalanmasına izin veriyor. Fakat performans kriteri olarak belirlenen net iç varlıklar hedefi nedeniyle aldığı dövizi arbitraj fırsatı yaratarak geri satmak veya sattığını geri almak durumunda. Bir başka deyişle önceki dönemlerde olduğu gibi açık pozisyonu teşvik edip döviz alarak sınırsız likidite yaratmak, bu yaklaşımı ile Hazine ve bankalara kolaylık sağlamak lüksüne sahip değil. Merkez Bankası'nın döviz pozisyonunda önemli dalgalanmaların artık yaşanmaması gerekiyor. Artık yabancı sermaye geldikçe bankalar pozisyon kapatıyor veya çıktıkça açıyor olmalı, risklerini yönetmeli ve süratle sorunlarını çözerek bir sonraki döneme hazırlanmalı. İkinci 18 aylık dönem ise gelişmiş ülke standardına hazırlık olarak değerlendirilebilir. Zira günlük döviz alım ve satım müdahale fiyatları arasındaki yüzde 0.1'lik fark yüzde 22.5 seviyesine kadar kademeli olarak çıkacak, iç piyasa kur riskine ilişkin belirsizlik önemli ölçüde artacak. Türk Lirası faiz riskini yabancı para faiz ve kur riski ile ikame etme dönemi tarihe karışacak. Bu dönemin sıkıntısız bir şekilde atlatılabilmesi için ilk dönemde büyük bir hazırlığın yapılmış olması gerekecek. Aksi takdirde derede boğulma riski artacak. Peki ilk 18 ayda neler yapılmalı ki ikinci dönemde sıkıntı sınırlı kalsın dersek reçete oldukça uzun. Kamu ve özel sektördeki sorunlu tüm bankalar ciddi bir rehabilitasyondan geçmeli, gerekli tasfiye ve birleşmeler gerçekleşmeli. Bankalara dövize açık pozisyonlarını kontrol edilebilir seviyeleri indirmeli, işleyişi engelleyen mevzuat değiştirilerek bu süreç desteklenmeli. Merkez Bankası özerk hale getirilmeli, Hazine ile tek kuruşluk hesap ilişkisi kalmamalı. Kur riski farklılaşacağı ve açık pozisyon cazibesini kaybedeceği için Türk Lirası faiz riskinin yönetiminde kullanılacak türev ürünler konusunda gerekli hazırlıklar yapılmalı... Kısacası TL'nin güçlü bir para olabilmesi için gerekli temel hazırlıkların programın ilk 18 ayında tamamlanması gerekiyor. Kısacası bazı başarılarla yetinip rehavete kapılma lüksüne sahip değiliz. Kısa vadede elde edilen sonuçlar ne olursa olsun çok çalışmalı, gerekli fedakârlıklara katlanmalı ve sabırlı olmalıyız. Uzun bir maratonun başlangıcında iyi gidiyor olmak finişe ulaşılacağı anlamına gelmiyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|