Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

22 Nisan 2000

Teşekkürler Leeds polisi

Acar haberci Reha Muhtar elinde baltaları İngiltere'ye savaş açar nitelikteki yayınlarını Türkiye'ye ulaştırdığı zaman, biz de Leeds sokaklarında dolaşıyorduk. Güzel bir perşembe sabahı ne olduysa telefonlarımız susmak bilmedi. Oysa bunca yıldır taşınabilir telefona sahibim, hiç bu denli aranmamıştım. Bizim kökenimizin Çıldır olduğunu dikkatli okuyucularımız anımsıyacaklardır. Annem-babam bir yana dedemin dedesi zamanından akrabalarımız bile arayıp esaretten kurtulmamız için dua ediyorlardı! Telefona sarılanların endişesi Reha Muhtar'ın yayınından kaynaklanıyordu. Muhtar eğer böyle diyorsa, Tükenmez kardeşler mutlaka esir düşmüşlerdir! Meğerse Reha'ya ne çok güvenen varmış! O da bu güveni boşa çıkarmayacaktır elbette. Küçük küçük habercik kalıntılarını büyük bir olay varmışçasına Türkiye'ye ulaştırıp Doğu'yu bile ayaklandırabilecek reytingine reyting katmayı başarmıştır!
Abartmak bizim karakteristik özelliklerimizden biri herhalde. Cuma sabahı gazeteleri okumaya başladığımda Reha Muhtar'ın bir farklı varyantını en ciddi gazetelerde bile görmek mümkündü. Özellikle Cumhuriyet gazetesinin spor sayfasını görünce yüreğimden vurulmuş gibi acı hissetim. Sevgili Abdülkadir ağabey (Yücelman) sen hep demez miydin "Gazeteci gördüğünü yazar" diye. Kadim Laçin, Hakan Şükür'ün kafasına gelen para ile düştüğünü yazıyor. Oysa Hakan Şükür rakibiyle mücadele edip yere düştükten sonra, ne ise o cisim kafasına geldi. Türkiye'de futbolcuların köşe vuruşu ve taç atmaya gidemediklerini düşünürseniz, böylesine gergin bir ortamda böylesine basit olayları yedi sütundan başlığa çekmek benim aldığım Cumhuriyet eğitimi ile bağdaşmadı doğrusu. Hele yazılarını büyük keyifle okuduğum Ümit Zileli'nin yazısının son paragrafı gerçekten dehşetti. O paragraf ülkemizde aydınların bile bilinç altının ne durumda olduğunu anlatmak bakımından önemlidir.
Olağanüstü güvenlik önlemlerine karşın taş, sopa ve küfür deniliyor. Ben ömrümde bu denli gerilimli bir maça tanık olmadım, bundan sonraki hayatımda da göreceğimi hiç zannetmiyorum. Bir Beşiktaş-Galatasaray lig maçında bile 15 bin polisin görev yaptığını düşünürseniz, Leeds güvenlik görevlilerinin az sayıda polisle bu işi yüzünün akıyla başardığını söyleyebiliriz. Biz üç otobüs, iki motosikletli bir de minibüs ile korunup seyircinin içinden stada getirilip götürüldük. Futbol alanına bir metre yakında oturan seyirci bizde olduğu gibi pet şişe yağdırmadı sahaya. Leedsli seyircinin içinde on kişilik bir ekip tarafından korunduğumuz halde küçük el hareketlerinin dışında, fiziksel hiçbir tacize uğramadık. Buna karşın öylesine gerilimli ortamın içerisinde Leedsli taraftarlara hayran olduk. Bu denli tek vücut olmuş takımını destekleyen, en zor şarkı ve marşları tek bir ses gibi söyleyen izleyici grubuna dünyanın hiçbir yerinde rastlamak olanaklı değil. Basit birkaç olayı abartanlar anlaşılan hayatlarında ilk kez maça gidiyorlar ve Türkiye'deki stadyumlardan haberleri yok. İşte taraftar diye ben buna derim.
Galatasaray alana çiçeklerle çıktığında önce müthiş bir uğultu oldu. Ama seyircinin arasından bazı kadınların el çırptığını gördük ve bu alkış tribünlerin geneline dalga dalga yayıldı. Demek ki bizim statlardaki şiddeti azaltmanın bir yolu da tribünlerdeki hanımların sayısını artırmaktan geçiyor. Bu alkış belki de Galatasaraylı futbolcuların endişe düzeyini motivasyon için sporcuya yetecek seviyeye çekti.
Stadyuma gidip gelirken yaşanan birkaç küçük olayın dışında Leeds'te iki gün boyunca sevgi ve saygının dışında hiçbir şey görmedik. Bize orta parmağını yukarı doğru kaldırıp hareket yapanların sayısından çok daha fazla el sallayarak sevgi gösterisinde bulunanlar vardı. İngiliz kültürüne göre fazla olsa bile bizim için az sayılabilecek güvenlik görevlisine karşın Leeds polisi görevini yapmış ve bu zor sınavdan yüzünün akıyla çıkmıştır. Leeds polisine teşekkür ederiz, futbolun çirkin yüzünü bize göstermedikleri için.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.