Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

22 Nisan 2000

Bahçeli'nin sıkıntıları

Hükümete girdiğinde MHP lideri Bahçeli'ye karşı var olan önyargılar ortadan kalkıyor. Ancak, partinin tabanında, üç yıl önce Refah Partisi'ni batıran zihniyete çok yakın tartışmalar yayılıyor
AVNİ ÖZGÜREL
Kim 'Devlet Bahçeli'nin siyasi kariyerine bu denli basiretli bir liderlik süreciyle başlayacağını bekliyordum, hiç şaşırmadım' derse yalan söyler...
Hem köşe yazarları hem siyasi analizciler, geçmiş yılların olumsuz şartlarında ortaya çıkmış, ideolojik önyargıları ağır basan, dar alanda ve belli yönlere hareket kabiliyetine sahip, eksiğini hırçınlığıyla kapatma eğiliminde bir MHP bekliyorlardı. Bundan dolayı da, kurulması hayretle karşılanan ve yürüyeceğine fazla ihtimal verilmeyen koalisyonun ilk günlerinde MHP'nin gördüğü muamele bir tür 'şartlı tahliye'ydi. Ama kararlı karşıtlar dışında, tereddütler büsbütün yok olmasa da, MHP'ye bakış hayli değişti.
Yakın geçmişte toplumun ülke yönetimi için verdiği vekâleti akıl almaz bir hovardalıkla ve adeta kumar masasına yatırırcasına harcayan Refah Partisi'nin yol açtığı hayal kırıklığından sonra, MHP'nin sergilediği yaklaşımın siyasete güvenini kaybetmiş muhaliflerinin gözünde dahi ferahlatıcı olduğu inkâr edilemez. Düşünün ki Refah Partisi yönetim tecrübesi olan, başbakan yardımcılığı, bakanlık, müsteşarlık, genel müdürlük yapmış, parlamento deneyimine sahip geniş bir kadroyla işbaşına gelmesine rağmen devlet gemisini karaya oturttu, kendi ayağını çelmeledi; MHP ise koalisyona girdiğinde lideri dahil neredeyse kadrosunun tamamı ilk kez TBMM'ye geliyordu.
Ancak RP ve MHP arasındaki farkın sadece 'beceri veya beceriksizlik'ten kaynaklandığını sanmak yanıltıcı olur. Temel ayrımı devlet karşısında RP'nin 'itiraz' MHP'nin ise 'kabul' noktasından hereket etmelerinde aramak gerek. Zaten Fazilet Partisi'nin bugün kendi zihniyet dünyasında aşmaya çalıştığı sınır da bundan başka bir şey değil...
O yüzden MHP'nin gerek gündelik siyaset, gerekse taktik tercihlerdeki tutumunu ideolojinin mihenk taşına vurmak; 'bu uydu, bu uymadı' tasnifi yapmak beyhude gayret.
Üç sene önce Refah 'bunu yapmak İslam'a uyar, bunu yapmak uymaz' girdabından çıkamayıp batmıştı.
Bunları anlatış sebebim, benzer tartışmaların bugün MHP tabanında da yayılma istidadı göstermesi.
"Neden sağ bir koalisyonun kurulması imkânı varken bunu denemeyip başbakanlığı solcu Ecevit'e verdiniz?"
"Neden Rahşan Ecevit'in ülkücüleri aşağılayan beyanlarına rağmen ortak hükümet olmakta ısrar ettiniz?"
"Neden başörtüsü ve Kuran kursları konusunda ısrarcı olmadınız, parti programına bile ters düştünüz?"
"Neden millete vaat ettiğiniz gibi Abdullah Öcalan'ı idam sehpasına çıkarmak için direnmediniz?"
"Neden Türkistan'da Uygurlara zulmeden Çin Devlet Başkanı'na nişan verilmesini onayladınız, ona itibarlı misafir muamelesi yapılmasına ses çıkarmadınız?..."
Kahve muhabbeti düzeyini geçmeyen bu soruları çoğaltmak mümkün; zaten çoğalıyor. Ama hepsinin taşıdığı en belirgin öğe şu: "Neden kriz oyununu sürdürmüyorsunuz?"

Çin'e liyakat nişanı
Bu tutumun son örneği Çin Devlet Başkanı'na verilen 'liyakat nişanı'...
Birey olarak bizlerin Türkistan'ın ve Uygurların yaşadıkları zulmün acısını yüreğimizde hissetmemiz, bu yönde kamuoyu oluşturma çabamız, Çin'in insan haklarını ihlal edişini protesto edişimiz başka şey; Türkiye Cumhuriyeti'nin Çin politikası başka şey...
Yarım asır önce Sincan'da yaşanan katliamı, insanların dörtte üçünün açlık ve susuzluktan ölmeyi göze alıp yaya olarak Türkiye'ye göçünü toplumumuza anlatmayı başaramamışız; rahmetli İsa Yusuf Alptekin'in kim olduğunu kaç kişinin bildiği meçhul; Türkistan neresi, oradaki siyasi ve toplumsal durum ne, ancak Çin basınında yayımlanan haberlerden çıkarsamalarla bir şeyler öğrenebiliyoruz... Bu ortamda Çin'le gölge boksu yaparak neyi çözebileceğimiz umulur?
Çin, Türkiye'nin içtenlikli önerileri doğrultusunda ve katkısıyla kendi içindeki sıkıntıyı çözebileceğine inandırılırsa mı Uygurlar rahat yüzü görür; yoksa tedirginlikleri kamçılanırsa mı? Afganistan'da bunun tersini denedik, gördük... Hem o politikayı ila -nihaye sürdürebilme imkanımız yok, hem de böylesi durumlar için hazırlanmış yapıdan yoksunluk dolayısıyla, eldeki kısıtlı imkân da sakil tablolara zemin hazırladı...
Kaldı ki kimi maceracı komşularımız, sadece Çin'le ilişkilerindeki görece iyilik dolayısıyla, Türkiye'nin tehdit algılayışını değiştirmesini gerektirecek silah sistemleri elde ettiler... Çin pazarının Türkiye için vaat ettiği imkânlar, turizm vs. bu hesabın dışında...
Ve bence en önemlisi, tarihsel ve kültürel açıdan da Çin'le görüşür, konuşur hale gelmemiz şart. Zira antik dönem geçmişimize ait hemen tüm kaynaklar Çince ve Çin'de... Sincan bölgesine gitmek için vize almak işkence; efsanenin doğduğu toprakları görmek hayal... Keşke Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu'nun tavrı Çin tarafının Türk hükümetinde Uygur Türklerine yapılanlar dolayısıyla ciddi itirazların bulunduğunun bilmesini temin için Dışişleri'nin telkiniyle ortaya konulmuş olsaydı. Ama hariciyemizde o duyarlılığının ve kıvraklığın olmadığını tartışmaya bile gerek bulunmadığından Somuncuoğlu'nun direnmesini, onun acıyı paylaşan ama dert çözmeyen duygusallığı olarak görmek lazım. Yakından tanıdığım Somuncuoğlu'nun Doğu Türkistanlıların gözlerinden
akan yaşı silmeyi, hükümet içinde uyumluluk gösterip alacağı alkışa tercih edecek karakterde olduğunu da biliyorum elbette.

Bahçeli ve Somuncuoğlu
Söz Sadi Somuncuoğlu'ndan açılmışken onu MHP içinde bir 'çıban başı' haline getirme veya öyle gösterme gayretleri üzerinde durmak gerek.
Görünen o ki, Bahçeli ve Somuncuoğlu farklı niyetlerle ve çok kişinin elbirliğiyle karşı karşıya getirilmek isteniyor.
Kimileri Bahçeli'ye karşı kaybedilmiş kongrenin ve ardından geçmişte yönetim çekirdeğinde yer aldığı partiden dışlanmanın hesabını Somuncuoğlu üzerinden görmek istiyor; kimi Emlak Bankası'nda bugüne kadar şöyle ya da böyle sürdürülmüş çıkar ilişkilerinin bozulmuş olmasının doğurduğu öfkeyle, Bahçeli'yi Somuncuoğlu aleyhine kışkırtıyor. Somuncuoğlu'nun ise hem MHP'nin kurulduğu günden beri içinde bulunmuş deneyimli bir siyasetçi, hem de MHP kadrosunda daha önce bakanlık yapmış tek kişi olmanın
icap ettirdiği şekilde davrandığı söylemek zor. Bunun TBMM başkanlık seçimlerinde partisinin kendisine sahip çıkmadığına inanmasından kaynaklanan, deprem konutları tartışmasıyla dal budak saran sebepleri olduğu sır değil, ama gelinen noktada, cumhurbaşkanlığı için 'FP'nin adayı Sadi Somuncuoğlu' görüntüsünü ne hükümetin hak ettiği ne de Somuncuoğlu'nun böyle bir nitelemeye müstahak olduğu söylenemez. Somuncuoğlu herhalde FP'nin gözünde MHP içinde derinleştirilebilecek bir çatlağın malzemesi olmaktan öte anlam taşımadığını; kendisine gösterilen sıcaklığın Çankaya'ya değil MHP'nin eylül
ayında toplanacak büyük kongresine dönük bir hesabı yansıttığını da bilir.
Ancak sıkıntının Devlet Bahçeli'nin önüne DSP'yle uzlaşırken ortaya koyduğu liderlik özelliklerini kendi partisinin içinde çıkabilecek görüş ayrılıklarında da gösterme fırsatı koyduğu açık. Siyaset yapmadaki üslup ve öncelik farkı dolayısıyla sıkıntı verdiği görünen Somuncuoğlu'nun sahneden çekilmesini sağlamak diğer partilerin liderleri gibi Bahçeli için de çok kolay. Hatta cumhurbaşkanı seçiminin ardından yasal bir zorunluk bulunmamakla birlikte bunu vesile bilerek hükümette yapılacak muhtemel değişiklik o fırsatı da verir. Ama MHP'nin 'diğerlerinden farklı ve kendi içinde demokrasiyi sağladığı' iddiasındaki Devlet Bahçeli'nin, altı ay sonra toplanacak ve her şartta ittifaka varan çoğunlukla kazanacağı bugünden belli olan kurultayı, Somuncuoğlu'yla ipleri kopararak değil, uzlaşarak, muhaliflerinin beklediğinden çok farklı bir tabloya dönüştürmesi de mümkün...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.