Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Öylesine

Bazı sabahlar böyle tuhaf oluyor işte. Su gibi duru ve saf, hem dingin, hem uçarı. İnsan yumuşacık bir biçimde, kayarcasına yaşamın içine doğru çekildiğini hissediyor. Böylesi bir sabahta, canım hiçbir şey söylemek istemiyor. Çözümlemek, gözlemlemek, akıl yürütmek... Hele cümleleri hizaya dizip rap rap yürütmek...
Üstelik bir pazartesi sabahı, yükümlülüklerim var. Acelem var. Bir ırmak yatağı kadar dingin, zamanın sularını yayacağı bir ırmak yatağı kadar dingin oluşum gerçeklikle bağdaşmıyor. Defalarca ertelenmiş bir işi tamamlamanın mutluluğu mu bu, yoksa iliğine kemiğine dek tükenmiş oluşun mu? Bir yorgunluk yanılsaması.
Belki de kendimden önce uyandım. Belki de sözcüklere teslim olmuş ben, bu yüzden hep yenilgiye yazgılı ben, kendi çölünün efendisi olan ben, kendini oldum olası 'ben' sanmış olan ben, hâlâ kanepede sıkıntılı düşlerini görmekte. Bense hafiflemiş, soyunmuş, oyuncu bir ruhla, bir esinti gibi kendi boşluğumda dolanıp duruyorum. Hiç kıpırdamadan, hiç konuşmadan oturup sessizliği dinleyebiliyorum. İç sesimi değil, iç sessizliğimi... En derinden gelen, en derinden etkileyen ses bu belki de. Ne yazık ki, mutluluk gerçek bir gezgin gibi
iz bırakmıyor. Usta bir öğretmen, hata yapmayan bir katil gibi.
Kentte ilk uyanan kuşlardı. Çatımın altındaki derin oyuklarda yaşayan güvercinlerin sabah gevezeliği saatlerdir sürüyor. Tam kış başında, birdenbire ortaya çıkan komşularından -benden- yaka silkmiş olmalılar. En derin uykularını geceyarısı dışarı sarkıttığı samanımsı, biçimsiz bir kafayla bölen, en derin düşlerinden çığlıklar atarak uyanmalarına yol açan o tehlikesiz, gürültücü, kaba saba, yaratık -üstelik uçmayı da bilmiyor. Ben de başlarda tavan arasından gelen kanat sürtünmelerinden, ani çırpınışlardan, boğuk çığlıklardan ürküyordum. Kimsenin çözemeyeceği bir biçimde, kuşlarla ben, birbirimizin uykularına, düşlerine, kâbuslarına, cümlelerine sızmış olmalıyız.
Kuşlar üzerine kimsenin işine yaramayan cümleler sıralamamın nedeni konu yokluğu değil. (Modern insana tanınmayan bir hakkı, karşılığını ödemeyen zamanı talep ediyorum.) Aksine, tam köşeyazısı gibi bir köşeyazısı, düşünce ve ifade özgürlüğü yazısı, iki haftadır elimde bekleyip duruyor. Tek yapmam gereken pişmiş bir pastayı dilimleyip sunmak -yazma eyleminin kendisi de çoğu kez öyle bir şeydir zaten. Beni sessizliğe doğru çeken iki gündür içine gömüldüğüm, sayısız kilitlerine beceriksizce kendi anahtarlarımı uydurmaya çalıştığım Doğu metinleri olmalı. Upanişad'lardan, Tao Te Ching'den, Budist metinlerden sonra, öyle kolayca 'ö'leri, ü'leri, z'leri, bir araya getirip 'özgürlük' diye yazamıyorsunuz.
"Başkalarını nasıl kurtaracağını bildiği için aşağılık insan yoktur onun gözünde. Nesneleri nasıl kurtaracağını bildiği için değersiz nesne de yoktur onun gözünde."
"Senin nefesinle birlikte nefes alan, her şeyin içinde olan senin benliğindir. Senin nefesinle birlikte nefes veren, her şeyin içinde olan senin benliğindir. Senin tam bir nefesinden nefesini tamamlayan, her şeyin içinde olan senin benliğindir. O her şeyin içinde olan, senin benliğindir."
"Yıldırımlar, karanlık, lamba, hayal, çiğ, kabarcık, rüya, şimşek çakması ve bir bulut:
Dünyaya böyle bakmalıyız."
"Her şeyin elde edilişi rahmetledir."
"Bir varlığın yaşamı bir düşüncenin devamıdır. Dönen, toprağa bir noktasında değen bir araba tekerleği gibidir.
Yaşamın kendisiyse sürer gider."
Öylesine bir yazı yazmak istedim işte. Ne heyecan, ne coşku yaratan, ne soran, ne yanıtlayan, ne gerçeği aktaran, ne de kurgulayan, ne yazarın yeteneğini, ne de çabasını sergileyen bir yazı. Tüm bunları yapmayı, okuru çekim alanına almayı reddederek, tüm bunları sorgulayan, okuma, anlama, değerlendirme isteğini sorgulayan bir yazı. Ama bu, sözcüklere bırakılmayacak olanı sözcüklere teslim etmek olurdu. Geriye kalan ise sessizliğin iç sesi...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.