Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

FP kongresini bekliyoruz

hdevrim@hurriyet.com.tr
Geçen hafta Türkiye, onuncu cumhurbaşkanını seçmekle meşguldü. Bu hafta ağırlıklı konumuz Fazilet Partisi'nin 14 mayıstaki kongresi olacak derken, beklenmedik bir gelişmeyle heyecanlandık: Uğur Mumcu cinayetinin faillerinden birkaçının yakalandığı haberinin verilmesiyle, soruşturmayla ilgili haberlerin yasaklanması bir oldu.
Elde edilen bilgilerin ayrıntılarıyla açıklanmasını merakla beklerken, bakışlarımızı pazar günü yapılacak FP kongresine çevirelim demeye, inanır mısınız, pek de dilim varmıyor.
Neden mi?
Fazilet Partisi'ni gerçek, sahici bir siyasî parti hüviyetinde görmek ve o noktadan itibaren düşünmek kolay olmadığı için!
Değişmekten yana olan Faziletlilerin genel başkan adayı Abdullah Gül, "Partiyi büyütüp iktidara taşımak gerekir, diyor. Kendi yolumuzu kendimiz açacağız. Halka güven verirsek FP iktidara gelir."
Halka mı, yoksa kongrede oy verecek olan FP delegelerine mi güven vermekten söz ediyor? Halka derken, bu kongre hazırlıklarını dışarıdan dikkatle takip etmekte olan kamuoyu bütününü kastediyor olsaydı, sözlerini aşağıdaki gibi sürdürmemesi gerekirdi:

   - Değişim derken, ilkelerimizi değiştireceğimiz anlaşılmasın. O zaman başka bir parti oluruz.
Ne var ki, parti dışı kamuoyunun zihninde beliren, "Bundan böyle FP'nin gerçekten farklı bir parti olup olmayacağı" sualidir.

   - "FP bu kongreden güçlenmiş olarak çıkacaktır" cümlesiyle sınırlanan vaat, Abdullah Gül'ün parti dışı kamuoyundan da destek görmesine yetmeyecektir.
Bir kongre arifesinde hiç değilse iki genel başkan adayı olması bile olağanüstü hal sayılan bir partide, değişime talip olan adayın iddiasını sınırlı tutması anlaşılması güç bir durum değildir.
"Mülahazat hanesi açık bırakılmak", yani şimdilik hakkında kesin bir hüküm verilmemek şartıyla, uzaktan uzağa Gül'ü destekleyenlere ben de katılıyorum. Yapabildiği kadarıyla açıklamalarını yeterli ve inandırıcı bulduğum için değil. Asıl farka, seçildikten sonra sahip çıkacağını ümit ettiğim için.
Oğuzhan Asiltürk'ün, bana giderek daha "detone" gelen sesini büsbütün işitmezden gelerek, medenî tavırlı iki siyasetçinin, Recai Kutan ile Abdullah Gül'ün dediklerine inanır görünmeye devam edelim.

KOMEDYA
Fransızca yazan Rumen filozof Emil Michel Cioran'ın Türkçe'ye çevrilen kitaplarından söz edilmiş (Aktüel dergisi, 4 mayıs). 1911'de doğup 1995'te ölen yazarın bir de fotoğrafı kullanılmış; başındaki fötr herkesin giydiği cinsten bir şapka değil, dikkati çekmesi gerekirdi.
Kuzum bu dergide yaşlı bir gazeteci yok mudur? Olsaydı, resmin Cioran'a değil, André Gide'e ait olduğunu hemen anlardı.
Not. André Gide, Fransız yazar (1869-1951). Ünlü Nouvelle Revue Française dergisinin kurucusu. Başlıca eserleri: Dünya Nimetleri, Dar Kapı, Vatikan'ın Zindanları, Pastoral Senfoni, Corydon, "Tohum Ölmeyince", Kalpazanlar. 1947 Nobel Edebiyat Ödülü.

İzinsiz adaylığa ceza
Dün akşamın "Son Dakika" haberiydi: "Sadi Somuncuoğlu Devlet Bakanlığı görevinden azledildi" (CNN Türk, 8 mayıs). Azil, Anayasa'nın 109'uncu maddesinin son cümlesine dayandırılmıştı: "Gerektiğinde Başbakan'ın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı'nca (bakanların) görevlerine son verilir".
Usulüne uygun. Ama Cumhurbaşkanı seçiminde milletvekilleri parti grup kararıyla bağlanamaz ilkesine aykırı.
Malum, Somuncuoğlu MHP milletvekiliydi.
Gene dün, ANAP'lı milletvekili ve TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut hakkındaki bir haberin başlığı şöyleydi: "Akbulut'a yol göründü" (Milliyet, 8 mayıs).
Saliha Çolak haberinde özetle, Akbulut'un önümüzdeki ekim ayında yeniden Meclis başkanı seçilmesi ihtimali bir yana, gelecek genel seçimlerde milletvekilliği de tehlikeye girmiş durumda, diyordu.
İki siyasetçinin yakın dostları, hangi akla hizmet etmek istediklerini sormuş ve arkadaşlarını bu ümitsiz adaylıktan vazgeçirmeye çalışmış olabilirler. Ama bizim, grup kararı almaya ve açık oy kullanmaya izin verilmeyen bir konuda uygulanan veya niyetlenilen bu disiplin kararları üzerine söyleyeceklerimiz olmalıdır.

Dil Yâresi
Doğan Harma adlı bir okur, "Türkçe Gönüllüleri" sıfatını da ekleyerek Star gazetesine CNN Türk'ten şikâyetini yazmış. Bu kanalın Türkçe'si çok zayıf diyerek, hata örnekleri veriyor: belediye başkanları tutuklandı (değil tutuklandılar), ziyaretçileri tanık oldu (değil oldular), Avustralyalılar toplandı (değil toplandılar) denmesi gerekirdi, diyor.
"Bir cümlede özne çoğul olunca fiil de çoğul olur. Kesin bir gramer kuralı olan bu özelliğin aksini ispat da mümkün değildir" diye de ekliyor, Star'ın okuru (4 mayıs).

   - Türkçe bilgisine güvenen bu okura sormak istiyorum. Tahir Nejat Gencan'ın Dilbilgisi kitabında şöyle bir cümle var: "İnsan olan çoğul öznelerin fiillerinin çoğul veya tekil olması, söyleyenin, yazanın düşüncesine bağlıdır".
Şimdi ben de derim ki:

   - Dilbilgisi uzmanı Gencan bu sözleriyle acaba ne demek istiyor? Bu konuda lütfeder, beni de aydınlatır mısınız?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.