Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

İran bağlantısı

ismet.berkan@radikal.com.tr
İran'da 1979'daki devrimle birlikte gelen rejimi beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Tartışma konusu bu değil. Tartışmamız gereken şey, bir komşu ülkenin resmi ya da gayri resmi yollardan sizin ülkenizde giriştiği yasadışı faaliyetlere göz yumup yummadığınız...
Basit bir mekanizmayı anlatmaya çalışayım:
İran'da devrim olduktan sonra 1 milyonu aşkın insan bu ülkeyi terk etti. Bunların çok önemli bir bölümü önce Türkiye'ye geldi, sonra gidebildilerse başka ülkelere gitti. Elbette bir bölümü de Türkiye'de kaldı.
Hem Beni Sadr yanlısı Halkın Mücahitleri örgütünden hem de Şah ordusundan önemli isimler Türkiye'ye yerleştiler. Bunlar, İran'daki molla rejimine karşı faaliyetlerini Türkiye'den sürdürmek istediler.
Peki bu durumda Türkiye ne yaptı? Yani İranlı rejim muhaliflerine Türk istihbarat Birimleri, Türk Dışişleri, Milli Güvenlik Kurulu ve Türk 'derin devleti' nasıl yaklaştı?
Türkiye, resmi olarak hiçbir zaman İranlı rejim muhaliflerini desteklemedi. Ama yine de bazı çok önemli ve çok üst düzey rejim muhalifleri Türkiye'de kalmaya, kalabilmeye devam ettiler. Bunlardan bir kısmına göz yumuldu, bir kısmı resmen oturma izni aldılar.
Ancak bu rejim muhaliflerinin İran'a karşı ne gibi faaliyetler yürüttükleri, bir faaliyet içinde olup olmadıkları, rejim karşıtı faaliyetlerine izin verilip verilmediği bilinmiyor.
Öte yandan İran İslam Cumhuriyeti öyle yoktan var olmadı, 20 yıldır işleyen devlet yapısı uzaydan düşmedi. Mollalar yönetime geldiklerinde bin yıllık bir devlet geleneğini buldular. Eski rejimin pek çok memuru mollalara çalışmaktan geri kalmadı. Buna Şah'ın efsanevi işkenceci gizli servisi de dahildi.
Mollalar geldiklerinde bir de 'derin devlet' buldular. Operasyon yapma gücüne sahip bir derin devletti bu.
Bu 'derin devlet' dünyanın dört bir yanında rejim muhalifi avına çıktı. ABD'de de, Filipinler'de de, Fransa'da da, Almanya'da da, Türkiye'de de cinayetler işlendi, işkenceli sorgular yapıldı.
Bir hesaba göre son 20 yılda sırf Türkiye'de 200'den fazla İranlı rejim muhalifi öldürüldü. İstanbul Ataköy'de oturanlar, 90'lı yılların başında bu semtte yaşanan seri cinayetleri hatırlayacaklar.
200'den fazla insanın hepsi İran'dan bu iş için özel gönderilmiş katiller tarafından öldürülmedi. İran derin devleti, bu iş için Türkiye içinde örgütler kurdu, elemanlar eğitti ve cinayetler işletti.
Bugün ortaya çıkan örgütler, neredeyse 20 yıldır faaliyet halinde. Hizbullah 90'ların başında esas olarak çıkış yaptı, İslami Hareket 80'lerin ikinci yarısında, Tevhid grubu yine 90'larda...
Yani ortada İran tarafından kurulmuş, desteklenmiş bir tek örgüt yok. Birden fazla örgüt söz konusu.
Peki İran bağlantısı bunca yıldan beri bu kadar netken, bırakın Türk aydınlarının öldürülmesini, İranlılar öldürülürken neden müdahale edilmedi? Ve en önemlisi, şimdi dönüp kime hesap soracağız? Polise mi, politikacılara mı, 'derin devlet'e mi?
Yakalananlar Uğur Mumcu'nun gerçek katilleri midir? Benim hâlâ bazı şüphelerim var ama Radikal yazarı Tuncay Özkan'a katılmamak elde değil: 7 yıldır İran bağlantısı bilindiği halde neden bugüne kadar hiçbir şey yapılmadı?
Hatemi'nin iktidara gelmesiyle bu yaşananlar arasında bir bağlantı var mı?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.