Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Trabzonlu Hitchcock'un 'SAPIK'ı

Mehmet Alemdar'ın yönettiği Yeşilçam ürünü 'Kader Diyelim' isimli film, piyasadaki korku filmlerine her açıdan fark atıyor. Alfred Hitchcock'un ünlü Sapık/Psycho filminin şarkılı türkülü versiyonu olan film, eski bir yazıhanede seyircisini bekliyor
Haber ResmiHIZIR TÜZEL
İSTANBUL - Hollywood sineması son yıllarda yine korku filmlerine dönüş yaptı. Sinemaların çoğunda kan gövdeyi götürüyor. Ancak bu filmler, ya birbirinin benzeri, ya da eski filmlerin aynen kopyası. Lakin, cilalama ve reklamlamayla çaresiz etkileniyor, bu filmleri tekrar tekrar izliyoruz.
Pek çok benzeri çekilen korku klasiklerinden biri de Alfred Hitchcock'un ünlü 'Sapık/Psycho' isimli filmidir. Amerikalı filmciler bu filmin ardından dört tane devam filmi yaptıkları gibi bir tane de aynısının renklisini çekti. Bu arada biz de boş durmamışız meğer.
Uçtuk mu iyi uçan bir milletiz aslında. Bir havalandık mı, kimse bizi tutamaz. Yaratıcılığımızla, mücadele gücümüzle, girişimci ruhumuzla kimse kolay kolay başa çıkamaz! Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde eski bir apartman dairesindeki Alemdar Filmcilik'te 'Kader Diyelim' isimli filmi izlerken bunları düşündüm. Filmin yönetmeni 30 yıllık sinamacı Mehmet Alemdar, hiç üşenmemiş, 'Sapık/Psycho' filmini defalarca izleyerek, filmin bire bir senaryosunu çıkartmış. Bu filmi, küçük değişikliklerle Yeşilçam kalıplarına uydurmuş. Ve Türk sinema tarihine geçecek inanılmaz bir film ortaya çıkarmış.

Karadenizli sinemacı
Metin Erksan da, zamanında bir Şeytan/Egzorsist çekmişti ama bu 'Sapık' versiyonu her açıdan bambaşka. Bir kere, film bakir. Henüz seyirci karşısına çıkmadı. Mehmet Alemdar 1995 yapımı bu filmi, meraklılarına ancak videoda izlettiriyor. Film, büyük bir olasılıkla yakında bir televizyon kanalında gösterilecekmiş. 25. Kare adlı dergide Kaya Özkaracalar'ın bir yazısında keşfettiğim, 'Kader Diyelim'i aslında bir kategoriye sokmak zor. Bir kere filmin başrolünde fantezi müzik şarkıcısı Vahdet Vural ('Sapık' o değil) var. Yani filmde kan revan durumu kadar şarkı filan da var. Malum duş sahnesinde Zafer Atlı'nın canlandırdığı Naci (filmin orijinalindeki Norman Bates yani Anthony Perkins) kadıncağızı doğrarken, Vahdet Bey Boğaz tepelerinde lay lay lom şarkı söylüyor. Filmde teknik hatalar, kopukluklar var ama ne gam. Nasıl ki, 'Dünyayı Kurtaran Adam'ı izlerken bunlara dikkat etmiyorsak bu da öyle.
Film kadar, filmin yönetmeni Mehmet Alemdar da âlem bir adam. Trabzonlu Alemdar, askerliğini İstanbul'da yaparken kulüp işleten ağabeyi sayesinde Yeşilçam'ın kokusunu almış. Yetmişli yıllarda hemşerileri İstanbul'da müteahhitlik işleriyle meşgul olurken o da sinemaya başlamış.
Mehmet Bey, her haliyle tam bir Karadenizli. Temiz bakışları olan, esprili, kendisiyle dalga geçen, hoş, renkli bir insan. Tabii tüm Karadenizliler gibi girişimci ve maceraperest. Yoksa kimin aklına gelirdi, şarkılı türkülü bir korku klasiği çekmek. Otuz kadar filmin yapımcılığını ve bir kısmının da yönetmenliğini yapan Alemdar, ayrıca şair Hüseyin Alemdar'ın da babası. Bu arada unutmadan söyleyeyim, Mehmet Alemdar'ın 'Şüphenin Bedeli' diye bir gerilim filmi daha var ki, o 'Kader Diyelim'den daha fantastik.

Yeşilçam işi
Mehmet Bey, yok olmaya bırakılmış Yeşilçam'da hâlâ direnen bir iki isimden biri. Biz Muhsin Akgün'le videoda filmi izlerken o arkadaşlarıyla yeni projeler üzerine tartışıyordu. Belki, Yeşilçam'da oynayan film çoktan bitmiş, insanlar evlerine dönmüştü. Ama onun yüreğinde oynayan film daha devam ediyor. Hem de renkli, Türkçe, sinemaskop.
Mehmet Bey, nereden aklınıza geldi 'Kader Diyelim'i çekmek?
1985 senesinde Vahdet Vural'la bir film anlaşması yapmıştık. Mukavele yapalım dedim, ama o gerek yok dedi. Parasını verdim. Daha sonra film çekimine başlayacağız ama Vahdet ortalarda yok. Aradım, bir arkadaşı telefona çıktı ve "Kusura bakmayın, Vahdet'in başka bir işi çıktı" dedi. Ben de o zaman Hakkı Bulut'la anlaşıp, filmi çektim. Aradan yaklaşık on sene geçti, bir yerde tesadüfen karşılaştık. Bana "yapalım şu filmi" dedi.

Sonra?
Film yapımcısı arkadaşım Alpay Ziyal vardır. O klasik filmleri çok severdi. Onunla 'Sapık'ı birkaç kez seyretmiş, senaryosunu bile çıkarmıştık. Alpay bir süre için İngiltere'ye gitti, orada Alfred Hitchcock'la tanıştı. Neyse, Vahdet 'film çekelim' deyince, bari bunu çekelim dedik.
Yani aslında pek niyetiniz yoktu ama Vahdet Vural'ı bulunca eski borca mahsuben bir film çekiverelim mi dediniz?
Onun gibi bir şey oldu. Parayı on yıl önce vermişiz zaten. Ama şimdi Vahdet Vural olunca filmin biraz da müzikal olması gerekiyor. Oturduk düşündük, hem müzikal, hem gerilim filmini nasıl çekeriz diye. Sonra ona göre bir kadro yaptık ve bu filmi hemen çekmeye başladık.
Vahdet Vural, Anthony Perkins oldu yani.
Hayır Vahdet Vural'dan Anthony Perkins yapamazsın. Ne yaparsın? Gerilimden girer, müzikalden çıkarsın. Biz de öyle yaptık. Zaten başka çaremiz de yoktu.
İyi yapmışsınız. Hüseyin Bey, bize biraz Yeşilçam serüveninizi anlatır mısınız?
Ben yetmişli yıllarda bu işe başladığım zaman, Yeşilçam'da 'Bu Karadenizli geldi. Bunda para var, ne alırsak ne koparırsak kardır' diye düşündüler ve tepeme üşüştüler. Şimdi ben Karadenizli olduğum için çek senet işi görmemişim. İşler sözle yürürdü. Babam Trabzon'da esnaftı, oralarda hiç çek, senet görmemiştim. İyi niyetim hep suistimal edildi.
Nasıl kazıklar yediniz anlatabilir misiniz?
Mesela ilk filmimi çekerken kadro yapıyorduk. Ben o zaman ne anlarım kadrodan, kim ne alır, kim ne verir hiç bilmem. Kötü adam lazımdı, 'Turgut Özatay'ı oynat' dediler. Tamam dedim, kaç paraya oynuyor? Sonradan öğrendiğime göre o zamanlar
onun aldığı en büyük para 500 liraymış. Bana o zaman 3 bin lira dediler. 'Tamam verelim" dedim. Filmin sonuna geldik, final sahnesini çekeceğiz Turgut Özatay ortalarda yok. Sordum, 500 lira daha istiyor dediler. Onu da verdik yoksa film bitmeyecekti. Böyle olunca da çoğu filmden zarar ettim.
Afedersiniz ama böyle kazıklar yeyip, zarar etmenize rağmen neden sinemayı bırakmadınız?
"Bunlar" dedim bana böyle yapıyorsa "ben de bu işin peşini bırakmayacağım" dedim. "Tamam işi bilmiyorum
ama bilmiyorsam da öğreneceğim" dedim. 1977 senesinde imamların hayatıyla ilgili bir senaryo yazdım.
Nasıl yazdınız, hani filmciliği hiç bilmiyordunuz?
O kadarını öğrendim canım. Fikret Uçak'ın çektiği 'Dar Geçit' diye bir filmdi. Cinayetle suçlanan masum bir adam polisten kaçarken camiye sığınır. O zamanlar seks filmleri furyası vardı. Hatta "Herkes seks filmi çekiyor, sen camili imamlı film çekiyorsun" demişlerdi. Ama filmim Ankara'da sansüre takıldı.
Neymiş sakıncası?
Gittim Ankara'ya araştırdım. Bakanlıklara gittim. Bu arada benim
aşırı siyasi bir tarafım yoktur ama beni orada başka türlü anlatmışlar. Hemen ilgilendiler benimle.
Pek ilgilenmezler aslında, biriyle mi karıştırdılar sizi acaba?
Hayır anlatanlar biraz abartmışlar sadece. Bu filmde bir kızla adam kasabaya gidip yerleşiyorlardı. Sansür heyeti "Bunlar evli değil nasıl birlikte kasabada yaşarlar" demiş. "Maddi durumunuza göre köy nikâhı, imam nikahı filan çekip filme ekleyin" dediler. "Yaparız o kadarını" dedim. Sonra bir albay da "Bu filmde kaymakamın odası, muhtarlık filan görünüyor ama Atatürk'ün bir tek resmi görünmüyor" dedi. "Yönetmen ben değilim ki, kamera neyi görüyor bilmiyorum. Belki odanın başka bir tarafında vardır Atatürk resmi" dedim. Sonra uğraştık, filmi geçirdik sansürden.
Mehmet Bey şimdiye kadar istediğiniz filmi çekebildiniz mi?
Çekemedim çünkü ben yönetmenliğe başladıktan sonra, 1985'den sonra sinema bitti. Filmcilik hayalciliktir biraz da. Rüya gibidir. Güzel bir rüya gördün, ayıldın bitti. İnşaat işinde çalışmaya benzemiyor. Onun için fazla yatırım yapamıyorsun. Ben çok güzel şeyler çekmek istiyorum. Çekemem diye bir şey yok. Ama dört günde film çekmeye zorlanıyorduk. İstediğin oyuncuyu alamıyorsun. O rol onun hakkı Ahmet, ama Ahmet'i alamıyorsun onun yerine Hüsamettin'i alıyorsun. İşte Hüsamettin'le de bu kadar film yapılıyor. Ne yapalım!

Yeni 'Yılmaz Güney'ler
Günümüz Türk sinemasını nasıl buluyorsunuz?
Ne zaman ki, Yılmaz Güney sineması oldu, bizim kendi kültürümüz, kendi insanımız beyaz perdeye yansıdı. Yılmaz Güney'den sonra filmcilik bitti. Bir Yılmaz Güney daha gelecek ki, sinema kurtulsun. Ama o geri gelmeyeceğine göre, yeni 'Yılmaz Güney'ler yaratmak lazım. Son dönemlerdeki sanat filmleri, eski seks filmlerinin yeni adı oldu. Ama
o filmlerden daha kötü filmler çekildi.
Genç yönetmenlerimizin filmlerini nasıl buluyorsunuz?
Bunlar biraz da amatörce çekilmiş şeyler. Kendini tatmin etmek için, bir de alışmak için. Bunlar esasında çıraklık devresini böyle geçiriyorlar. Daha pişmeden, tecrübe kazanmadan ustalık yapmaya kalkıyorlar. Daha çok çalışmaları gerekiyor.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.