Arafat'ın bir bildiği varİsrail polisiyle Filistinliler arasında son yaşanan kanlı çatışmalar, alıştığımız türden, spontan bir sivil itaatsizlik patlayışı değil. Son olanlar, Eylül 1996'daki Hasmonean Tüneli olaylarından bile daha ciddi bir nitelik taşıyor. 1996'da, aniden ve kendiliğinden gelişen bir hareket söz konusuyken, önceki gün tam tersine, neredeyse her şey planlanmıştı. Göstericiler arasında Filistinli polisler ve politikacılar da vardı. Filistin meclisi üyelerinden Salah Te'amra, Yaser Arafat durmasını emretse bile yürümeye devam edeceğini haykırıyordu. Sonra da taşlar fırlatıldı, kurşun sesleri yayıldı. Her ne kadar Beytüllahim'deki olaylar kontrolden çıkmadıysa da, birçok başka bölgede, Filistin güvenlik birimleri, İsrailli askerlerin plastik mermilerine gerçek mermilerle karşılık verdi. Filistin yönetiminin 2 numaralı adamı Mahmud Abbas, olaylardan sonra radyoya verdiği demeçte gösterinin İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli mahkûmlar için yapıldığını vurguluyor ve aynen şunları söylüyordu: "Filistin yönetimi mahkûmların kaderinden sorumludur, çünkü onlar bizim etimiz ve kanımızdır. Barış için savaştıklarına ve artık serbest bırakılmaları gerektiğine inanıyoruz." Filistin yönetimi gösterileri gayet planlı bir şekilde yürüttü. Peki Arafat'ın bundan bir beklentisi var mı? Elbette var. Barış görüşmelerindeki tıkanıklığı aşmak ve diplomatik kazanımlar elde etmek için bu olayları kullanacak. 1996'daki tünel olayları sonrasında da Arafat'ın kazanımları olmuş ve kendisiyle görüşmemekte ısrar eden Netanyahu'dan Hebron'u koparmıştı. Şimdi aynı şeyi, dünyaya durumun kötüleşebileceği mesajı vererek, ölen dört Filistinlinin arkasından yapmaya çalışacak. (Danny Rubinstein)
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|