Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Clinton'ın Moskova'da yapması gerekenler

ABD Başkanı Bill Clinton'ın gelecek ay Moskova'ya yapacağı ziyaret, alışılmışın dışında koşullarda gerçekleşecek. Rusya'nın yeni Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin geleceğini biçimlendirecek politikalar geliştirmeye çalışıyor. Sekiz yıllık görevinin sonuna gelen Clinton, halefine zarar verecek adımlar atmamalı. İki liderin uluslararası siyasetin doğasına dair kavrayışları arasındaki derin uçurum, bakış açılarındaki farklılığın temel sebebi. Putin, Rusya'nın büyük bir güç olmayı sürdürmesine ve 'uluslararası arenada ulusal çıkarlarını korumasına' yönelik bir dizi ilke belirledi. Clinton yönetimi ise, Rus-Amerikan ilişkilerindeki istikrarın sırrının, Rusya'da devlet kurumlarının reforme edilmesinde yattığını düşünüyor gibi. Bu yüzden de izlediği politika, Rusya'daki iç gelişmeleri teşvik etmeyi ön plana çıkarıyor. İki liderin önündeki en derin uçurum bu. Süper güçlerin öyle çıkarları vardır ki, ya bileklerinin kuvvetiyle haklıdırlar ya da diplomasiyle işin içinden çıkarlar. Ama Washington'ın Rusya'ya yönelik politikası, bu ülkede iç siyasetin kurtuluşuna odaklanmış durumda. Moskova ziyareti, ABD'nin Rusya'ya ciddi bir güç muamelesi yapmasının başlangıcı olabilirse faydalı olur. Eğer Rusya'nın iç yapısının tartışıldığı ya da Amerika'da başarısızlığa uğramaya yazgılı bazı silah denetim programlarının masaya yatırıldığı bir ziyaret olacaksa, bu ziyaret boşa gider. Batı'nın çıkarı, Rusya'nın istikrar ve demokrasi açığını kapatarak, uluslararası düzenin istikrarına daha fazla katkıda bulunması. Boris Yeltsin'in görev süresi boyunca, Batılı liderler, Rusya'da iç siyasetin bir parçasıymış gibi davrandı. Clinton, Yeltsin istifa ettiğinde ekonominin yolsuzluğa batmış olmasını ve otokratik yönetimi hiç umursamadan, Rusya'nın dünya piyasalarında yarışan ve internete bağlanmış çokpartili bir sistem ve sivil toplum olduğunu söylüyordu. Rusya'da Yeltsin dönemi, Amerika'nın bu ülkeyi zayıf tutma stratejisine teslimiyet olarak görülüyor. Putin'le manalı bir diyalog kurabilmek için Clinton iki konuya odaklanmalı. Öncelikle, Rusya'nın sesinin uluslararası arenada gayet iyi duyulduğu vurgulanmalı. Aynı zamanda jeopolitik hesapların geçerliliğine de dikkat çekilmeli. Amerika'nın Rusya'nın İran'ın nükleer programını desteklemesine, Körfez'de Amerikan çıkarlarını baltalamasına ya da Amerikan hegemonyasını kırmaya yönelik gruplaşmalara girmesine sessiz kalamayacağının altı çizilmeli. Putin Rusya'nın modernizasyonuna odaklanıyor. ABD'nin derdi ise bunun uluslararası alandaki etkilerine yanıt verebilmek. Bu yüzden de Clinton yönetiminden kalacak en iyi miras, diyaloğu bitirmek değil başlatmak olacak. (Henry Kissinger, ABD eski Dışişleri Bakanı)


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.