Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

İran'a tavrımız ne olmalı?

Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı suikastlarında tüm yollar İran'a çıkıyor. Bugüne kadar başımıza böyle bir olay gelmemişti. Bir ülkedeki kişi ve grupların bir başka ülkenin vatandaşlarını öldürmesi halinde ilgili devletin açık sorumluluğu olmayabilir. Zira ülkedeki herkesi denetlemesi mümkün değildir. Türkiye'den bazıları Çeçenistan'a gidip savaşabilir. Yakalanıncaya ya da öldürülünceye kadar bilemezsiniz. Kuzey Irak'ta Türk ordusunun harekâtından kaçan PKK'lıların İran'ın dağlık bölümlerine sığınması kabul edilemezse de, anlaşılır bir şeydir. Tabii, PKK varlığının geçici olması, yani sürekli üsler kurup oradan Türkiye'ye sızmamaları ve harekâtta bulunmamaları kaydıyla...
Bir ülke ajanları bir başka ülkede kendi rejiminin karşıtlarını da öldürebilir. Nitekim İran ajanları Almanya'da dört İranlı Kürdü bir lokantada öldürdü. Bu fiil işlendiği ülkenin yasalarına karşı bir suçtur ve ilgili devlete saygısızlıktır. Bu nedenle Alman-İran ilişkileri büyük gerilim yaşadı. Ama bizdeki durum farklı ve çok daha vahim. İran ajanları, laik oldukları için bazı Türkleri Türkiye'de öldürüyorlar. Bu Türkler fazladan Türk kamuoyunun sevdiği ve saydığı insanlar. Öldürülme nedeni, İran'ın dine dayalı rejimine zarar vermeye çalışmaları da değil. Öyle olsaydı, İran'ın böyle bir fiili işleme hakkı yine olmayacaktı. Ama İran, kendisine verilen zarara karşı, hukuk dışı yolla da olsa, kendini savunduğunu iddia edebilecekti.
Şayet İran; Türkiye'deki Selam, Tevhid ve Hizbullah gibi grupları oluşturmuş, ya da, bunlar esasen mevcut idiyse, eğitmiş, silah ve mühimmat vermiş ve suikastları birlikte planlamış ve icra etmişse, devletler hukukunu birçok noktadan ihlal etmiş demektir. Bu durumda devlet sorumluluğu ortaya çıkar. Bu sorumluluk İran ajanlarının kişisel sorumluluğunun çok ötesindedir. Zira bu ajanlara emir verenler de var demektir. Yani sorun ajanların yargılanmasıyla çözümlenemez.
Türk halkı sokaklara dökülmekten hoşlanmıyor. Aynı şeyi Türkiye İran'a yapmış olsaydı Tahran başta tüm büyük İran şehirlerinde halk gösteriler yapar, Türkiye'yi, yönetimini, rejimini şeytana benzetirdi.
Ama halkın İran'a karşı infial içinde olduğuna kuşku yok. İranlı yöneticiler Türk halkının sükûnetine bakıp, her şeyi inkâr ederek kurtulabileceklerini sanırlarsa kendilerini aldatmış olurlar. Kanıtlar kesinlik kazandıktan sonra, mahkeme kararını beklemeden, Türk hükümetinin İran'a karşı harekete geçmesi için kamuoyu büyük baskı yapacak.
Bu suikastlardan Türkiye'nin çok canı yandı. Ama bilmeliyiz ki, dış politika çerçevesinde alınacak önlemler ve uygulanacak yaptırımlar, iç hukukta yargının verdiği cezalardan süreç ve sonuç olarak çok farklıdır.
Bir ülkeye göstereceğiniz tepki o ülkeye zarar vermeyi amaçlar. Ancak ilişkiler hemen her zaman karşılıklı olduğundan, kendinize zarar vermeden, karşı tarafa zarar veremezsiniz. Hele karşı taraf İran'daki gibi bir devrimle gelmiş despotik bir rejimse, yani rasyonel hesaptan çok tepkisel olma özelliğine sahipse, sorumluluğunu kabul etmesi ihtimali zayıftır. Fazladan bu rejim kendi içinde 'reformist' denen ve gittikçe güçlenen bir kesimle hayat-memat mücadelesine girişmişse, geriye çekilme ihtimali daha da azdır.
"Suikastlar reformcuların iktidara gelmelerinden önce işlendi. İran'ı şimdi cezalandırmak, yanlış birilerini cezalandırmak olur. Kaldı ki, bu aşamada İran karşıtı her hareket, dini hâkimiyet merkezinin kendini savunmak amacıyla bir dış düşman yaratması için fırsat oluşturacak" denebilir.
Ancak, devletlerin devamlılığı da uluslararası ilişkilerin çok önemli bir kuralı. Zaten Türk kamuoyuna böyle bir değerlendirmeyle tatmin etmek de imkânsız.
Bu durumda İran'da reformcuların elini zayıflatmadan, hatta imkân varsa, güçlendirerek, neler yapılabileceğini araştırmak lazım. Böyle bir araştırma elimizde ciddi kozlar olduğunu gösterecektir.
Tabii, en doğru yol, İran'ın bir şekilde sorumluluğunu kabul etmesi olacak.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.