Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Çankaya'da farklı biri var

hdevrim@hurriyet.com.tr
Ankara'da dün bir hukukçu Çankaya Köşkü'ne çıkarken, bir siyasetçi Güniz Sokak'taki evine dönüyordu.
Hukukçuluk, hâkimlik gösteriş mesleği değildir. Ama bunlarsız siyaset olmaz, bilirsiniz.
Hâkim Sezer, yadırganacak kadar alçakgönüllü. Lafçılıkla uzak yakın bir ilişkisi olmadığını biliyoruz. Meclis'e frakla gelmedi. Trafik kuralları açısından vatandaş kalmak istiyor. ÇBen bilirim, ben yaparımÈ iddiasında değil. Kısası Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, ilk bakışta görünür özelliklere sahip bir insan değil. Göz dolduran hâkimden, muktedir, güvenilir devlet adamına ve devlet başkanına geçişi birlikte yaşayacağız. Bu aşamada bizi hayrette ve hayran bırakma ihtiyacı duymayacağından, bu maksatla kılını bile kıpırdatmayacağından emin olabiliriz.
Çankaya'ya farklı bir insan geldi. Kötü alışkanlıklarımız var, bu farkı benimsemekte güçlük çekersek, kusuru önce kendimizde aramalıyız!
Yazının burasındayken, Sezer ile Demirel Çankaya'da 15 dakika baş başa görüşmek üzere bir köşeye çekilmekteydiler. (On beş dakikada da ne görüşülür ki?)
Çankaya Köşkü ile Güniz Sokak arasındaki hazırlıkları da bir yandan takip ettik. Isparta'dan gelen arazöz dönüş yoluna gülsuyu püskürtmekteymiş. Pek de güzel kokar. Yurdun dört tarafından gelen Demirel-severler yol boyunda toplaşmış. Ali Şener'e Cavit Çağlar da katılmış. İsmet Sezgin'in etekleri zil çalıyor. Bizde pehlivan güreşsiz şenlik olmaz. Tribünler dolmaya başlamış bile. Tecrübeli cazgırlar koşup geliyor. Eski başpehlivan yeniden çayıra çıkacakmış gibi bir hava...
Hukukçunun yukarı çıkışına olduğu kadar, siyasetçinin meydana dönüşüne de sevinmeli değil miyiz? İlkinin başarısına dua ederken, ikincisinden neyi beklemeliyiz? Köşesine çekilip bilgelik etmesini mi (benim temennim budur), cazgırların sesine kulak verip çayıra dönmesini mi?

Hayra karşı!
Çankaya'daki tören salonunda dört cumhurbaşkanını (Denktaş, Evren, Demirel ve Sezer) bir arada görünce heyecanlanacağımı biliyorum. Sağlıklarına dua ederim!
Biraz sonra, ne yalan söyleyeyim daha az heyecanla değil, Galatasaray-Arsenal maçını seyredeceğim. Bir dua daha!

TELAYNAK
Çiğdem Anat soruyor, cevabı İsmet Sezgin verecek (CNN Türk, 16 mayıs, saat 14.15).

   - Sizce Demirel bundan böyle ne yapacak?
İletişim fakültelerine tavsiye ederim, bu mülakatın bandını bulup, arşivlerine koysunlar. Aynı sual ardı ardına kırk kere nasıl sorulur, derme çatma ve birbirine benzer cümlelerle bu sual nasıl cevapsız bırakılır, bir mülakat çeke sündüre dakikalarca nasıl uzatılır?.. Görsünler ve benzerini yapmaktan kendilerini sakınsınlar diye...
Bu arada çocuklar, kırlaşmış bıyıklara en iyi şekil nasıl verilebilir diye görsel açıdan, Sezgin'in Türkçe hatalarını not ederek dil bakımından da faydalı temrinler yapmış olabilirler.

Erken siftah
Yeni Cumhurbaşkanı'na yönelik ilk eleştiri, buna kınama da diyebiliriz, eski Meclis başkanı Hüsamettin Cindoruk'tan geldi.

   - Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan istifa etmediği için, Meclis Başkanı ben olsaydım adaylığını kabul etmezdim, dedi;

   - Yeni bir şey söylemedi, Millî Güvenlik Kurulu doğrultusunda konuştu, diye devam etti;

   - Hukuk devleti diyor, bunu romantik buluyorum. Ben hukukun yürürlükte olmasına bakarım, diye bağladı. İçinden "Siftah sizden bereket Allah'tan!" diyenler olmuştur. Biraz erken değil mi? Bırakın siyasetçiliği, devlet adamlığını, asgarî nezaket bakımından söylüyorum.
Cindoruk, Demirel siyasete dönerse siz de var mısınız, sualine "Hayır!" da demedi.

Devamı var
Haberlerin ve yazıların ardı geliyor; iyisi de oluyor, kötüsü de...

  • Aziz Karalı, yanlış yazdın, "Samson'un yıktığı tapınak Süleyman Tapınağı olamaz, çünkü o sırada henüz yapılmamıştı" diyor. Nereye bakıp da yazdığımı söyleyeyim: "Samson, eski gücünü yeniden kazanarak Süleyman Peygamber'in tapınağındaki sütunları sarsar ve tapınağın yıkıntıları altında düşmanlarıyla birlikte can verir" (Meydan Larousse).
    Okurum haklı, herhalde üst üste iki yanlıştan sorumlu olduğumu da bilmiyor. Meydan Larousse'un yayım müdürü de bendim.
  • Samson ve Dalila'da seyrettiğimiz, ABD doğumlu, on yıldır İsviçre'de ve Almanya'da çalışan (Düsseldorf Operası'nda başdansçı) o harika sanatçıya (siyahî John Hill), İstanbul dönüşünde yapılan bir törenle "Almanya'da Yılın Dansçısı Ödülü" verildi.
    Ve Samson rolünde alkışladığımız genç tenor Bülent Külekçi bu arada, Avrupa'daki ilk konserini Stuttgart'ta verdi.
  • Bir sevinç kursağımızda kaldı. Boğaziçi'nde yıllar sonra bir yunusun resmini görüp sevinmiş, heyecanlanmıştık (13 mayıs). Ertesi gün aynı gazetede rıhtıma yatırılmış bir yunusun fotoğrafı vardı.
Aynı yunus muydu acaba? Ne fark eder ki!..
Elimden gelse, o iki fotoğrafı şehrimizdeki bütün bilbordlara yan yana asar, altına da "Yunuslara acıyın!" yazardım. Çevrecilik açısından belki de etkili bir uyarı olurdu.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.