Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Galatasaray sahnede

Gündem Arsenal maçı olunca, Galatasaray'ın geçen hafta Altay karşısındaki hali üzerinde durmak şart oluyor. Fatih Terim takımının yenilme hakkını kullandığını söylemiş. Futbolcularını ne şart altında olursa olsun savunuyor. Ama takımın o günkü havası, bu gece oynanacak UEFA finali için doğrusu pek umut vermedi. Şimdi yeniden basketbol ile futbol arasındaki çok önemli bir farka dikkat çekmek istiyoruz. Futbolu basketbola göre daha çekici kılan bir fark bu. Basketbolda eğer devlerden kurulu bir takımınız varsa, kendinizden çok alt düzeyde bir rakip karşısında mağlubiyet almanız pek düşünülemez. Tıpkı bazı olimpiyatlarda ABD'nin NBA oyuncularından kurulu takımının kazandığı maçlar gibi. Ama futbolda takımı istediğiniz kadar yıldızlardan kurun, eğer bu yıldızlar üzerlerine düşeni hakkıyla yapmazlarsa, kendilerinden daha güçsüz takımlara bile yenilebilirler. Bunu uzman yazarlar, "Futbolda top yuvarlaktır" diye tarif ediyorlar. Kimse çıkıp da, "Basketbolda da top yuvarlaktır" demiyor. Oysa basketbol da yuvarlak topla oynanıyor. Kısacası istediğiniz kadar şöhretli, kendini ispatlamış oyunculardan Galatasaray takımını kurun, eğer bu oyuncular oynadıkları oyunun hakkını vermezlerse, geçen hafta Altay karşısında olduğu gibi, acz içine düşüyorlar. Kimse eksik oyunculardan söz etmesin. Çünkü biz seyirciler oynayanların oynamayanlar kadar kaliteli olduğunu, Terim'in güvenini kazandıklarını biliyoruz. O halde Galatasaray'a geçen hafta ne oldu? Altay'a, bu takımın çok gereksinim duyduğu, 3 puanı kasıtlı olarak hediye ettiklerini de -Hakan'ın son dakika kafa şutu girseydi ne olacaktı?- kimse söylemesin. Bütün bunlar kafamızı çok karıştırdı. Bu gece Arsenal karşısındaki maçın neticesini Fatih Terim'in sihirli dokunuşuna bıraktı. Arsenal oyuncularının kalitesinden ziyade, Galatasaray'ın rakibi bu gece kendi oyuncularının psikolojisi.
*   *   *

Haftanın Beşiktaş-Fenerbahçe maçı, birçok yönden ilginç oldu. Gazeteleri okuduğumuzda, sık sık hissettiğimiz bir duyguya kapıldık. Kimi uzman yazar, sanki bizim seyrettiğimizden başka, çok kötü bir maç seyretmişti. Oysa bizim seyrettiğimiz çok zevkli bir karşılaşmaydı. Ama Beşiktaş şimdiye dek oynadığı oyunu oynayamıyor, Fenerbahçe ise tanınmaz bir hırs içinde görünüyordu. Maçı naklen yayımlayan Teleon affedilmesi zor hatalar yapıyor. Önce kameralardan resim seçiciler ve kamera kullanıcılardan söz etmeli. Yayım genelde hep aynı açıdan yapılır. Başka açılardan, örneğin goller yeniden verilecekse bu konuda seyirciye uyarıda bulunur. Yoksa seyreden, nerede olduğunu anlayamaz, şaşkınlık içinde kalır. O gece olduğu gibi. Bir de, ikide bir ekranı Beşiktaş ve Fenerbahçe rozetleriyle kaplamak niye? Ya maç anlatan ve gittikçe onun zekasından olduğu kadar ona olanak tanıyanlarınkinden de kuşkuya düştüğümüz kişinin bağırarak yaptığı boş konuşmalara ne demeli?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.