Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Hukuksuz meşruiyet olmaz

Meşru olmayan bir grubun yarattığı hukukun karşısına ancak meşru hukukla çıkılabilir. Kamuoyu nezdinde meşruiyeti bulunan sistemin oluşturulabilmesi için, önce kamunun sahip çıktığı meşru bir anayasa gereklidir
METİN KARADAĞ
'Hukuki meşruiyet' ya da 'meşru hukuk' tanımları, sizlerde hangi düşünceleri uyandırıyor bilemiyoruz. Bunu ancak üzerinde biraz durup kurcalayınca, belki de hepimiz için ne anlamlar taşıyabileceği konusunda, genel bir kanıya varabilirsek anlayabiliriz. Konu 'haddinden fazla önemli.' Önemli, çünkü birçok konunun damar ve sinir uçlarının yoğunlaştığı ve üstelik de en zayıf kaldığımız 'aşil topuğumuz'dur.
Geçtiğimiz aylarda gazetelerden birinde, çok önemli ama gözden kaçtığı için de üçüncü sayfaya düşen fıkra gibi bir haber vardı: 'En hukuki çete yakalandı'; gasp, adam yaralama, tehdit... suçlarından aranan çete elemanlarının üzerinden, sözleşme çıktı... Bu fotokopi sözleşmenin maddeleri şöyleydi: 'İş'i getiren yüzde 60 alır. Eğer getirilen iş dolar, mark üzerindense, işi getiren yüzde 70 alır. İşi getiren 'icraata' doğrudan katılırsa, işin toplamının yüzde 80'ini alır...
Bu güzelim örneğe baktığımızda 'hukuku' hemen görebiliriz. Yalnız çete elemanları arasında rızaya dayalı bir kural dizgesi oluşturulmuş ve alan razı veren razı biçimde; 'hukuk severleri bile kıskandıracak düzeyde de tıkır tıkır işleyen', gerçek bir 'alan' yaratılmıştır diyebiliriz. Öyle kolay değildir bu tür sözleşmeleri bozmak, anayasa deler gibi delmek. Cemaat üyelerince uyulmadığında bedeli ağır ödenen bir yasa işlemektedir çünkü.
Ancak gel gör ki; çete elemanları arasındaki bu tıkır tıkır işleyen 'hukuka' emsal kurallar; çetenin de üzerinde 'yaşadığı ve beslendiği' alanda 'eksikliklerini' hemen belli eder. Toplumu oluşturanların canını acıtmakta ve onun yaşamına müdahale etmekte olan bu kurallar; bu çete dışındakiler, yani toplum için geçerli bir anlam taşımamaktadır, ancak sonuç olarak etkilemektedir.

Meşruiyet talebi
Bu eksiklik de doğal olarak böyle bir hukuku savunmaya kalkanların karşılarına, toplumun meşruiyet talebinin dayatmasıyla ancak çıkmaktadır. Burada bu anlama göre ancak 'meşru olmayan bir hukuktan' söz edebiliriz. Ve bu durumda kısaca diyebiliriz ki, doğal olarak toplumun ortak çıkarları; meşru bir hukuktan yanadır... İşte bu nokta 'kamuyasallıktan' söz edebilme noktasıdır.
Pakistan'da darbeyle iktidara gelen Pervez Müşerref, bugün hâlâ ülkesinde iktidardadır. Uluslararası alanda da 'meşru temsilci' olarak tanınmaktadır. Uluslararası alanda kabul görme anlamındaki bir meşruiyet; uluslararası hukukta zorunlu bir içişlerine karışmama nezaketine(!) sığınarak sırıtabilmektedir ancak. Toplum ya da toplumlar nezdinde; meşruiyeti 'meşru olmayan' bir meşruiyet; hukuki olmadığı için meşru değildir.
Bu kez de diyebiliriz ki, doğal olarak toplumun ortak çıkarları; hukuki bir meşruiyetten yanadır... Ve yine aynı noktaya geldikse, bir kez daha 'kamuyasallıktan' söz edebiliriz
Güruh nesnesi bireyler toplamına bakarak, nesne bireylerden tek tek söz edebilmek olanaksızdır. Nesne birey sözün gelişi 'var olabilen'dir. Kısaca güruh diye anılırlar. Buna bağlı olarak doğaldır ki, ne meşru olmayan bir hukukun ne de hukuki olmayan bir meşruiyetin sahibi de yoktur. Ortada yalnızca bir sahip/kefil ve onun sahip/kefil olduğu bir güruh vardır.
Toplum, ancak özne bireylerinin varlıklarını sürekli yeniden ve yeniden kanıtlamalarıyla var olabilir. Ve toplum, asla özne bireyler toplamına eşit değildir. Toplum, özne bireylerin uzlaşmış duruşu ve bu uzlaşmayı sürekli sorgulayan ve geliştiren davranış biçimlerinin adıdır sadece.
Aile, grup, çete (yukarıda sözünü ettiğimiz) cemaat, parti veya var olan herhangi bir sosyolojik küme içinde üretilen hukuk, en üst düzeyde bir kaliteye ulaşsa bile; bu sosyolojik kümeler birbirleriyle kamuyasal alanda ancak temsiliyet olarak değil 'bireyleri' aracılığıyla iletişime geçebilirler ve böylece içindeki tüm öznelerin katılımıyla 'kamuyasal' alanın varlığını kendi varlıklarının güvencesi olarak savunabilirler...
Kamuyasallık sabit bir tanım kümesi değil, bir durumun adıdır. Miras olarak alınamadığı için ancak birlikte üretildiğince var olur. 'Anayasamı İstiyorum!' kampanyası ise böylesi bir durum sınavının bir kenarını getirip vatandaşın önüne bırakmıştır. Geliştirmek
için el uzatan herkesin yer bulabildiği, taşıyabildiğince de yükü paylaştığı bir sınav...
Kamuyasal insan; kamuyasal bir anayasayı var kılar iken kendi kendisini de yeniden doğurabilecek toplum öznesi olan bireydir.
Tıpkı, zümrüdüanka kuşunun kendi küllerinden kendisini yeniden yaratmasındaki devinim ruhunu taşır gibi; Sysiphos'un inadı ve Simurg'un öz benliğinden de güç alarak.
Bu nedenle 'Kendi anayasasını yapmış bir toplumun üyesi olmak...' hiç de öyle kolay bir şey değildir ki, 'halk dalkavuklarına kanılarak yapılan anayasalar kadar bir anayasa' yapmak kolay olsun...
Eeee, şey müstakbel kamuyasal anayasasını yapacak olan sayın birey bu yazı burada şimdilik bitti. İstersen bir de spor sayfasına göz atıversen hani...
Metin Karadağ; Sivil Anayasa Girişimi İstanbul Çalışma Grubu Üyesi.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.