![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
Başarıya hasretiz!Kanuni devrinden sonra geçen dört yüz yıllık bir süre içinde övünebileceğimiz tek unsurun Mustafa Kemal'in kurduğu yeni Türkiye olduğunu kabul etmeliyiz. Bu geçen devreye baktığınızda, ancak zamanında en büyük imparatorluk sistemi olarak kabul edilen Osmanlı'nın ilk iki yüz yılı sonunda çöktüğünü görüyoruz. Toplumdaki insanları birbirlerine bağlayan unsurun başarı olduğunu unutmayalım. Bu başarı, geçmiş devirlerde yeni fetihler yapmak, yeni topraklara sahip olmak ve savaşlarda galip gelmek olarak bilinirdi. Günümüzde ise başarı, ülkenin ekonomik ve yaratıcı gücü ile ölçülüyor. Bunun yanında, spordaki başarı ise hem topluluğun bir araya gelmesini sağlıyor, hem de o toplumun dünya üzerindeki imajını olumlu bir tarzda oluşturuyor. Belki hatırlamazsınız, 1956'daki Macar ayaklanmasını kanlı bir şekilde bastıran Rusların kötü imajı, ancak Melbourne'da aynı yıl yapılan olimpiyadlardaki başarıları ile biraz düzelebilmişti. Naziler 1936'daki Berlin Olimpiyadları'nda tüm imkanlarını kullanarak o zamana kadar yapılmış en iyi organizasyonu ortaya koymakla kalmamış, takım olarak da Amerikalıları da geçmişlerdi. Tüm Doğu Blok ülkeleri, İkinci Dünya Savaşı sonunda, ülkelerindeki pek çok eksikliklere rağmen, toplumlarını gururlandırmak ve kendilerini dünyaya tanıtmak için spora çok önem vermişler ve ufacık bir Doğu Alman devleti, olimpiyadlarda Amerika ve Rusya'ya kök söktürmüştü. Sosyal bilimci ve tarihçi olmadığımdan dolayı, biz Türklerin geçmişten kalan bir alışkanlıkla, neden hala kendi kabuğumuzdan çıkıp, gerçekleri göremediğimizi bir türlü anlayamıyorum. Batı'nın büyük gelişmesi karşısında sadece geçmişteki başarılarımızı öne süren, Batı'nın bu gelişmedeki kullandığı unsur, prensip ve felsefeyi araştırma zahmetine dahi katlanmayan bir toplumuz. Şunu bilmemiz gerekir ki, insan ancak kendi çevresindeki imkanlar dozunda ilerler. Ama artık hemen her şeyin anında elimizin altında bulunduğu bir bilgi çağında, kendimizi bu eskimiş alışkanlıklarımızdan kurtararak, bizlerin de başarılı olabileceğine inanmamız gerek. Galatasaray, Kopenhag'da gerçekten dişe diş top koştururken, geride kalan 65 milyon kişi, büyük bir heyecanla, daha birkaç ay evvel bir rüya gibi gelen olayı seyrediyor ve takımlarının galibiyetini beklerken, yerlerinde duramıyorlardı. Galatasaray'ın başarısı konusunda, tüm hissi taraflarımızı gazete sayfalarında ve TV ekranlarında sergiledik. Bunu daha da ileri götürerek, aptalca silahına sarılan bazı kişilerin masum insanları öldürmesini de sağladık. Galatasaray, Kopenhag'daki başarısı ile hayal edilebilecek olguların, nasıl gerçekleşebileceğini gözler önüne serdi. Ama "Galatasaray'da o kadar da yabancı oyuncu vardı" diyerek, takımın milli olmadığını vurgulayabilirsiniz. "Arsenal'de kaç İngiliz vardı?" sorusunun cevabı da, olayın gerçeğini rahatlıkla ortaya koyacaktır. Galatasaray, Kopenhag'daki başarısı ile gözlerimizi biraz açarken, kendi geleceğine de bir ışık tutması gerektiğini anlamış gibi. Galatasaray, Manchester United gibi artık bir marka olarak kendini pazarlamasını bilmelidir. UEFA Kupası'nı aldığı an, inanıyorum ki Türkiye'deki Galatasaraylı sayısı en azından yüzde 20 arttı! Böyle, başarıya aç bir toplumda ve Galatasaray'ın maç öncesi kendi oyuncularına hak ettikleri ücretleri dahi ödemediği söylentilerinin dolaştığı günümüzde, bu takımın mali gücünü artırıp, dünyanın en iyi futbolcularını da takıma alarak, Avrupa kupalarında daha da kuvvetli olmaması için bir neden göremiyorum. Fenerbahçeli bir aileden gelmenin gururu ile Galatasaray'ın UEFA Kupası ile övündüğümü söylerken, onlara daha da büyük başarılar diliyorum.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|