Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Soykırım ve İsrail

Ermenistan ve Ermeni diasporası, 24 Nisan'ı 'soykırım'ın yıldönümü olarak anıyor. Türklerin soykırımına uğradıklarını bize ve dünyaya kabul ettirmeye çalışıyor.
1915 olaylarının bir trajedi olduğunu; çok sayıda masum Ermeni sivilin de öldüğünü Türkiye, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Kamuran Gürün'ün 20 yıl önce yazdığı ve birçok dile çevrilen bir kitapla esasen kabul etti. Ama gerçek ne ise o kadarıyla kabul etti.
O zamanki nüfusu 1.5 milyon civarında olan, abartılarak 3 milyona kadar da çıkarılan, Ermenilerin soykırımla yok edildiği iddiasını ise reddetti.
İlk kez, iki İsrail bakanı 1915 olaylarını soykırım olarak ilan etti. Kendisi dünyanın en büyük soykırımına uğramış ve bu nedenle bu konuda moral otorite niteliği kazanmış bir halkın siyasi temsilcilerinden böyle bir iddianın gelmesi önemli.
Türk-İsrail ilişkilerinin bölge ve dünya barışı için stratejik bir değer kazanmasının hemen ardından neden böyle bir beyanın yapıldığını anlamaya çalışmak doğal.
Bir dizi varsayıma göre, İsrailli bakanlar Ermeni soykırımı iddiasına gerçekten inanmış olabilirler. Böyle bir beyanı ancak başbakan ve belki de kabinenin izni ya da bilgisi dahilinde yaptıkları farz edilirse, bu konuda yalnız olmadıkları da düşünülebilir. İsrail tarafı, çok önem verdikleri Türkiye ile ilişkilerinin, bu tür iddiaları fazla sarsılmadan taşıyabilecek güce ulaştığını hesaplamış olabilir. Veya kendileri için moral açıdan hayati önemde olan soykırım konusunu, Türkiye ile stratejik ilişkilere dahi feda edemeyeceklerini göstermek istemiş olabilir. Ya da İsrail nüfusunun dörtte birine varan kendi içlerindeki Filistinlilerle birlikte yaşamaya yönelirken, kötü örneklerden kaçınma iradesine sahip olduklarını kanıtlamayı amaçlıyordur.
Bu varsayımlar doğruysa, sorun politik hesaplardan ari değilse de, temelde soykırımın ne olduğuna ilişkin fikir farkından geliyor denebilir.
Diğer bir varsayıma göre, İsrail'de ve Yahudi diasporasında Holokost konusunda bir süredir iki farklı görüş belirdi. Bir görüş, "Holokost öylesine korkunç bir olaydır ki, tarihte eşi ve benzeri yoktur. Tektir" diyor. Diğer görüş, Holokost'un tekliğini böylesine vurgulamanın, diğer insanların olayı anlamasına imkân bırakmadığını ileri sürüyor. Hiç kimse, başka hiçbir toplumunun başına gelmemiş veya gelmeyecek bir olayla gerçekten ilgilenemez; bu olayı gerçekten hissedemez ve kurbanlarını destekleyemez. İkinci görüşün sahipleri, Holokost'u biraz daha vahim, ama diğer soykırımlardan biri olarak göstermeyi daha yararlı buluyorlar. Bu bağlamda Ermeni olaylarını da soykırım saymış olabilirler.
Bu varsayımda politik hesapların payının daha da arttığı seziliyor.
Bir başka varsayım, Türkiye'nin Amerika'daki Yahudi lobisinden beklentilerini sınırlamakla ilgili. Amerika'daki etnik lobiler arasında bir anlayış mevcut. Biri diğerinin temel varlık nedenine karşı çıkmıyor. Zira üçüncü bir taraf için aralarında çıkacak bir mücadeleden ikisi de zarar görebilir. Bu nedenle Türkiye, Ermeni lobisinin faaliyetlerine karşı Yahudi lobisinin desteğini beklememeli. Tabii İsrailli bakanların bu çıkışı Ermeni lobisini çok mutlu etmiş olmalı. Politikada mutluluğun da bir bedeli vardır.
Ancak bu varsayımın, Ermeni soykırımı iddiasının neden diasporadan değil de, İsrail'den geldiği sorusuna yanıt vermediği açık.
Nihayet Azerbaycan'la ilişkisi dolayısıyla Türkiye'nin Ermenistan'a ekonomik abluka uygulaması sonucu bu ülkenin iç istikrarına bir türlü kavuşamadığı; hatta Ermenilerin ülkeden kaçmaya başladıkları ileri sürülüyor. Bu nedenle Amerika'nın İsrail aracılığıyla, soykırımı kullanarak, Ermenistan'ın içinde bulunduğu durumdan sorumlu gördüğü Türkiye'ye baskı yaptığı söyleniyor.
Eğer bu doğruysa sorun salt politika haline geliyor ve çirkinleşiyor.
Soykırım iddiası bizim için ilke ve onur konusu. Her türlü politik baskıya direniriz. Önemli olan konunun özü.
O da bir sonraki yazıda.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.