Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Sadece Cim-Bom yetmez

Alfa Havayolları'nın insanı bezdiren servis aksaklıkları ve uçağın hijyenik olmayan içsel ortamının verdiği yorgunluktan sonra Kopenhag'daki konaklama yerimiz Ricmound otele yerleştik. Kuzey ülkelerinde alışık olmadığımız bir sıcak Kopenhag akşamında günün yorgunluğunu atmak için otelin balkonunda Yıldırım ile oturuyorduk. Doğa o anda gündüzden geceye geçiş sürecinin durgunluğunu yaşıyordu. Biri küçük üç ada üzerine kurulmuş Kopenhag kentinin alacakaranlık ortamında kuşlar çatıların üzerinde oynaşıyordu. Akşamın sessizliğini Kopenhag polisinin siren sesleri deliyordu. Şehir merkezi yaklaşık 500 bin olan bir yerleşim birimi 40 bine yakın yabancıyı konuk edecekti. Biz 30 İngiliz'i koruyamamış ve ikisinin ölüsünü ülkesine göndermiştik. Böyle bir zorluğun altından nasıl kalkacaktı güvenlik görevlileri, bu siren sesleri yaşanacak kötülüklerin habercisi miydi acaba?
Kopenhag'da, aslında birbirlerinin bedensel ve zihinsel yeteneklerini yarıştırıp sportif dayanışmanın felsefesini zedelemeden UEFA kupasına uzanmak isteyen Galatasaray ve Arsenal yandaşları o anda alkol duvarını aşmak üzereydiler. Gerçekte ise yarışmak üzere olan iki ülkenin ekonomileri, politikaları, gelenek ve görenekleri özetle kültürleriydi. Düşüncelerimizden siren sesleriyle uyanıyor ve alacakaranlıkta cinsini seçemediğimiz kuşların karşı binanın çatısında oynaşmalarını fark ediyorduk.
Birçok kuş türü bile neslinin sonunu getirmek için hiçbir yıkıcı girişimde bulunmazken insan denilen canlı neden bu denli tahripkârdı? Martılar birbirlerine saldıracaklarına, kızgınlık anında öfkeyle otları yolarlarmış. Yolar ve yere atar, gagalarına ne gelirse unufak ederlermiş. Güçleri tükenene dek bunu sürdürür, ancak o zaman durur ve hiçbirşey olmamışçasına kaldıkları yerden yaşantılarına geri dönerlermiş. Bunu belkide iyiliklerinden değil, daha uygun olduğundan böyle yaparlarmış, kendi türünün bireylerini yok etmek, türü sürdürmek yasalarına ters düşermiş.
Acaba martılar gibi bilinçle değil de içgüdülerle hareket etmek daha mı doğru? En genel yaklaşımla böyle olsaydı insan insan olamazdı. Yani insanlık durumunu şekillendiren bilinç düzeyi. Kırıp döken, yaralayan, öldürmeye yönelik davranışları olan, hatta türünün devamını yok edecek meydan savaşlarına girişen insanların bilinç düzeyi düşük olmalı. Yani makarnada eritilen tuz gibi bir bilinçtir bu. Kimi zaman ayakta kalabilmek için bir ideal, bir renk tutkusu veya takım aşkı benzeri şeyler uydururlar. Bunlar cılız ve çocuksu buluşlardır. Onlar bir bakıma topaldırlar, ileri gidebilmek için bastona gereksinme duyarlar ve ellerinden bu bastonu ve ya oyuncağı alırsanız saldırganlaşır türünü yok etmeyi bile göze alırlar.
Kopenhag'ın Belediye Meydanı'nda yaşanan olayların içinde olmak beni insanlık adına bir hayli kaygılandırdı. Demek ki iki ayağının üzerinde yürüyüp bugünün insanının görünümünü almak yeterli olmuyor. Makarnanın içindeki tuz örneği kadar bilince sahip olanlar henüz kültürel evrimini tamamlayamamış olmalı. Bu süreç sadece Galatasaray'ın Avrupa şampiyonu olmasıyla aşılamaz. Ülkemizin yeni ekonomik, politik, sosyal ve eğitim politikalarına gereksinimi var.
Alırsan.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.