Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Kan damlası

mineg@cybercable.fr
Bilmiyorum bir başka dilde, aynı sözcük üstüne kurulan bunca deyiş var mı? Bilmiyorum bir başka dilde, 'kan' böylesine kutsal mı? Belki ben bilmiyorum, belki vardır, belki aynı oranda kutsaldır, ama verilecek yanıtların değiştirmediği bir gerçekle karşı karşıyayız: Biz Türk milleti, 'kansız' konuşamıyor, kansız yaşayamıyoruz. Kan merakını, zaman zaman başka dillerle paylaştığımız oluyor: Kana kan istiyoruz. Kanımız tepemize çıkıyor. Kan gölünde yüzüyoruz bazen. Diğer dillerle aynı anlamda kanımız çekiyor. Ama töresel intikam hesaplaşmaları, bir bizim dilde 'kan davası' adını taşıyor. Benim bildiğim bir Türkçede kan ağlanıyor, kan ter içinde kalınıyor, kan gövdeyi götürüyor, kan kusuluyor, kusturuluyor, kan kusup kızılcık şurubu içtim, deniyor; bir Türklerin akacak kanı damarda durmuyor, kanı donuyor, kanı kuruyor, gözünü kan bürüyor, hasmı 'kanlısı' oluyor, sevdiğine kanı ısınıyor.
Ne gariptir ki bir Türkçede 'kan yerde kalmayacak'ken, Türkiye'de dökülen tüm kanlar, döküldükleriyle kalıyorlar.
Ne gariptir ki kana bunca meraklı bir millet, az pişmiş et, kanlı biftek yiyemiyor, kan sucuğu üretmiyor! Elin yumuşak olsun diye azıcık ızgara yapıp içini pembe bıraktığı külbastıyı çiğ deyip yemiyor, köseleye dönünceye kadar pişiriyor da pişiriyor.
Oysa rahatlamak için kan akıtıyor. Büyü bozmak, kötü ruhları kovmak için, nazar değmesin, uğur getirsin, adak diye, yani kutsamak üzere kurban kesiyor, kanını alnına yüzüne sürüyor.
Ve Galatasaray'ın alnının akıyla kazandığı kupaya da kan sürüldü. Başka türlüsü, kansız bir kutlama kimsenin aklına gelmiyordu, hepimiz biliyorduk böyle olacağını değil mi?
UEFA Kupası'nın bilançosu, kalp krizi ve trafik kazalarını saymazsak üç ölü, elli yaralı. Bir gazete, "Bu nasıl kutlama?" diye soruyor iç sayfa manşetinde. Elbette kutlama değil, olsa olsa 'kutsama'dan söz edilebilir. Kan akıtarak kutsama. Kurban keser gibi. Kan değmezse nazar değer ya...
Utanıyorum. Çünkü kan dökmesem de, ben bile maçın sonunda: "İkinci Çanakkale zaferi bu!" diye bağırmışım. Kendimi kaybedip. Ben böyle bağırırsam, tüm okuduklarıma, yazdıklarıma oranla bir futbol karşılaşmasına milli savaş tınıları takarsam bilinçaltımda, Allah'ın zır cahili, magandası, kasabı elbette tabanca çeker, tüfek ateşler, bıçak saplar rahatlıkla. Nasıl bir ezilmişlik, nasıl bir savaş kültürü ki bu, hemen her başarı zafere dönüşüyor, tüm zaferler milliyetçiliğe yansıyor ve milliyetçilik deyince tarih anımsanıyor, silaha sarılınıyor?
Aynı gazetenin manşet altında: "Zaferi kutlamayı yine beceremedik. Silahlarını ateşleyen magandalar masum insanları vurdu, sokaklarda yine terör esti," yazıyor. Düşünüyor ve soruyorum: "...magandalar MASUM insanları vurdu," ifadesinde niçin 'masum' sözcüğüne gerek görülmüş? Bu ifadede biraz da magandalar masum olmayan insanları vursalardı, bağışlanabilir bir eylem sayılırdı anlamı yok mu? Elbette var. Çünkü ortak kültürümüz böyle bizim: Kanun kanla yazılır. Kansız adalet olmaz. Gazetedeki yorumu yazan meslektaşlarımın iyi niyetinden en küçük bir kuşkum yok; amacım kimseyi iğnelemek değil. Kendimi de suçluyorum, ben de savaş çığlıkları atmışım, ben de aynı hatayı yapabilirdim aynı yorumda.
Ama üzerinde düşünmeli ve değiştirmeliyiz bilinçaltımıza işlemiş bu kan kültürünü. Yoksa... Yoksa Galatasaray'ın şampiyonluğunu hak etmemiş sayılırız. Onlar, ter dökerek kazanılmış tertemiz bir kupa getirdiler. Kan dökmediler. Bu barış simgesini kan, yalnızca kirletir.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.