Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Afrika'da kavga büyüyor

Afrika'da işler karışıyor ve kızışıyor. Bir süre önce Zimbabve'de olanlara dikkat çekmeye çalışıyordum. Zimbabve'de olanlar tahmin ettiğim gibi bulaşıcı hastalık misali, sağa sola yayılmaya başladı -örneğin Kenya'da yankı buldu. Ama Zimbabve ve ondan etkilenenler dışında, çeşitli bölgelerde bir süredir devam eden bütün huzursuzluklar büyümeye ve zaptedilmez hale gelmeye başlıyorlar. Bütün bu sorunların ayrı kökenleri ve dinamikleri olduğunu söyleyebiliriz. Ama ortak özellik de az değil ve sanırım tarihin bu aşamasında 'Afikalılık' diye bir etkenden söz etmek zorunlu.
Daha önce de hep yazdığım gibi, 1990-öncesi dünyanın tarihe karışması en olumsuz biçimde Afrika'yı etkiledi. Örneğin Latin Amerika bu dönemeçten sonra birkaç istisnası dışında Birinci Dünya'ya daha fazla yaklaşırken, Afrika her yerden uzaklaştı. Çünkü iki politik kutba bölünmüş bir dünyada satabilecekleri 'stratejik konum'ları vardı. Bu ihtimal ortadan kalkınca, satabilecek gerçek ekonomik ürünleriyle baş başa kaldılar. Bilindiği gibi, Afrika'da bundan çok yok.
Ve aslında satacak bir miktar bir şeyleri olanlar politik anlamda çok daha kötü durumda. Çünkü satacak bir şeyin bulunması durumunda o şeyi kimin satacağının kavgası çıkıyor. Burada da, 1990 öncesi duruma kıyasla bir kötüleme yaşandığını tahmin ediyorum. Sanki o dönemin, o genel rekabet havası, 'Afrikalı lider' dediğimiz adamlar üstünde de iyi kötü durdurucu bir etki yapıyordu. Filan ülkenin diktatörü 'sol'daymış gibi davranma yolunu seçmişse, eh, bunu az daha inandırıcı kılmak için göstermelik de olsa bazı 'solculuklar' yapmak zorunda. O zaman, komşu falan ülkenin 'hür dünya' değerlerini savunan diktatörü de ayağını denk almaya biraz daha dikkat ediyordu. Sonuçta bütün yağmaya, talana rağmen hâlâ bazı ayakta ölçüler kalabiliyordu. Şimdi sanıyorum ölçü, kural, teamül gibi şeyler toptan ortadan kalktı. Bu ölçüsüzlük her şeye egemen oldu.
Örneğin Mugabe, Zimbabve'nin bağımsızlık aşamasında, siyahlar ve beyazlar, özgür bir ülkede el ele vererek yepyeni bir hayat kurulacağı üstüne nutuklar atıyordu. Öyle ki, 'bu iş buraya kadarmış,' diyerek tasını tarağını toplamaya başlayan beyaz toprak sahipleri etkilenip kalmaya karar veriyorlardı. O zamanın anlaşmaları çerçevesinde beyazlardan alınıp siyahlara devredilen toprakların hemen hemen hepsinin Mugabe'nin akrabalarına ve eşine dostuna gittiği bir zaman sonra anlaşılıyordu tabii. Ama bu o dönemin normal 'Afrikalı solcu lider' davranışı. Onun yanında çeşitli şeyler de var.
Oysa şimdi iyi hiçbir şey yok. Sonuna kadar demagoji, yalan dolan. Zimbabve, Afrika'nın kıymetli madeni, başka önemli doğal kaynağı olmayan bir ülkesi. Onun için sıkışan liderin elini uzatacağı şey, bir tek toprak. Herhalde şimdi onu dağıtarak zaman kazanmaya çalışacak. Ama bu arada Zimbabve tamamen dışa kapanacak ve asıl darbeyi o zaman yiyecek.
Sorun, Zimbabve ile sınırlı değil. Etiyopya ile Eritre savaşmaya başladılar. Savaşın kızışması bekleniyor. Ayrıca ve aynı zamanda, kıtanın bu bölgesinde kuraklığı izleyen yeni bir açlık bekleniyor. Buna rağmen, savaşılıyor olması inanılır gibi bir şey değil -ama öyle.
Orta Afrika, Kongo'dan, Ruanda'dan hem doğuya, Uganda tarafına, hem batıya, Nijerya'ya kıvılcım sıçratıyor. Angola,
ezeli Unita ile petrol kapma kavgasında. Bundan Zambiya da tedirgin. Sierre Leone ile Liberya malum.
Bütün bu hikâyelerin, Afrika'nın ortak kaderinin farklı tezahürleri olduğu kanısındayım. Ama bu biriken sorunlara dünyanın çözüm üretecek durumda olduğunu düşünemiyorum. Afrika bir türlü, onu 'kurtaracaklar' bir başka türlü çaresiz.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.