Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Emrah'ın Yüce Türk Yargıtayı'na...

Ne yalan söyleyeyim, Emrah beğenmediğim sanatçılardan değildir. Küçük yaşlarda sahnelerce yutulmuş olması, annesinin hademeliği, babasını daha bebekken yitirmiş olması, psikopat abisinin vukuatları; yani Emrah'ın vitrindeki kimliğine dair pazarlamakta olduğu tüm 'verileri', kabullenip benimsemiş vaziyetteyim. Pop kültürde olay bu: Öyle pek bir ikirciklenip yıldızlara Brahms sevip sevmediklerini sormanın âlemi yok. Oldukları gibi, kendilerini oldurdukları gibi kabul ederim ben yıldızları. Yeter ki sahneledikleri Samimi İnsan şovunda işin bokunu çıkarmasınlar. Öyle sokakta yüzlercesini, binlercesini gördüğümüz kara kaş, kara göz Türk genci tipinin, efendi, tatlı ve yakışıklı bir örneği olmasıyla, İYİ KALPLİLİK konusunda üstün gayret gösterileriyle filan (lösemili çocuklarla ilgili bir sürü iyilik sergilemiş vaziyette Emrah) sevdiğimiz pop yaratıklarımızdan biridir. Biriydi.
Zira son babalık davası olaylarında sergilediği kimliğiyle, Emrah'la işim yok benim. Birisi şu çocuğu silkelemeyi düşünmez mi acaba; "Evladım akıl var yakın var. Çocuk besbelli senin çocuğun. Katı kalpliliğin, erkek hödüklüğünün de bir sınırı var. O sınırı tepe tepe ihlal ettin. Artık aklını başına topla," demez mi acaba diye de düşündüm Allah için. Şu çocukla bir röportaj ayarlayıp önce bir ağzının payını verip, sonra onu vicdan, akıl, ruh ve mantığa; ama her şeyden öncesi KALP OLAYINA madem iş başa düştü, ben uyandırayım diye düşüne dahi, yazdım. Allah'tan teorik olarak. Zira benim böyle duygusal patlama ve mantıksal çatlamalarla saçtığım teorilerimin pratiğe dökülmüş hali, en iyi ihtimaliyle söz imkânlarının: 'hazin'dir.
Emrah'a kızıp köpürüp bir yazı daha kaleme almışlığım da var gerçi. Ama daha o zaman için:
H Yüce Türk adaletine güveniyorum,
aşamasındaydık. Bilumum magazin programlarının değişmeyen çikletlerinden biri bu laf.
Diyelim birinin hakkında şahane bir dedikodu mu çıkarıldı, diyelim basıldı mı biri? O zaman çiğnenen çiklet:
H Meyva veren ağacı taşlarlar
çikleti. Böyle üç-dört çikletle idare ediyor pop ikon tayfamız. (Ne kadar emek/O kadar yemek.)
İlk yazımı yazdığımda Adi Tıp Kurumu'ndan gelen taşş gibi bir raporla (ve en nihayet dokuz yılın sonunda) Emrah'ın yüzde doksan dokuz nokta doksan dokuz Tayfun'un babası olduğu saptanmış, iş yine tekere çomak sokarak mahkemeyi uzatma ordinaryüsü avukatı sayesinde uzattırılarak, mahkemenin nihai kararına kalmıştı.
Ve EN NİHAYET mahkeme kararını verdi: Emrah İpek çocuğun özbeöz babasıydı.
Hayır efendim! Yüce Türk adaletine güvenen Emrah, bu sefer avukatı aracılığıyla yeni bir top çevirdi: Yargıtay'a müracaat edeceklermiş! Bu dava tam DOKUZ YILDIR süregelen bir dava. Daha önceden belirtmiştik: Gecikmiş adalet aslında tam da tecelli etmemiş adalet sayılıyor muasır medeniyette.
Diyelim Amerika'da birini haksız yere hapse tıktın. Tam dokuz yıl! Dokuz yılın sonunda suçsuzluğunu kanıtlarsa o kişi, tüm o kendinden çalınan yılların karşılığı olarak milyonlarca dolar tazminat alabiliyor. Tayfun ve annesi Ebru'dan çalınan bu dokuz yıl da, tam böyle tazminatlık! Bebekliğinden itibaren bir çocuğu mahkeme salonlarında sürüm sürüm süründürüyorsun. Avukatın bütün 'hukuk' hünerlerini seferber ediyor ki, iş uzasın. Kadın pes etsin. Senin de dolgusal delikanlı façan bozulmasın.
Emrah'ın avukatı dayaklık. Hadi bırakalım dayağı (hani efendilik bizde kalsın), olaylık. Mahkemenin nihai kararının açıklanmasından sonra ne dedi, BİLİYOR MUSUNUZ? Efendim Yargıtay'a başvuracaklarmış; zira ellerinde Tayfun'un annesinin hamilelik döneminde ahlaksızca yaşadığına dair çok sıkı kanıtlar mevcutmuş!
Çüşşşş. Diyelim Ebru Çolak, Bursa'da genelevde çalışmaktaydı hamileliği esnasında. Bunu da derken içim sızlıyor; zira Hafta Sonu'nda çıkan Emrah'la birlikte olduğu günün gazino fotoğraflarına bakın: topluca, bebek yüzlü bir aile kızı besbelli ki. Diyelim evet, sermayeydi Ebru Çolak. bu dahi onun Emrah'ın çocuğunun annesi olması gerçeğini değiştirmez ki. Bu avukatın içinde bir gram olsun adalet bilinci yok mudur? Böylesine vicdansız nasıl olabilmektedir? Emrah'tan aldığı beş kuruş için mi? Böylesine akıl ve izanla bağdaşmayan bir saçıklamayı mahkeme kapılarında yaparken hiç mi utanıp arlanmamaktadır? Bu ne rezilliktir? Bunun adı adaletin tecellisi midir, adalete tecavüz müdür? O kararın ardından, orda toplanıp o densiz herifin kafasına birkaç düzine çürük yumurta fırlatacak bir kadın hareketimiz neden yoktur? Emrah konserlerinde YUH OLSUN SANA/ŞAM BABASI yazılı pankartlar kızlarımız, kadınlarımızca hâlâ açılmayacak mıdır? Yoksa yumurtaları temin edip Yargıtay kapısına gitmek bana mı düşmektedir? Bir sonraki harika avukat zırvalamasını kutlamak için.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.