Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Gül 'emanetçi' mi?

Yenilikçilerin kongredeki başarısı yalnızca Erbakan-Kutan ikilisini değil, Erdoğan'ı da şaşırttı. Gül'ün beklenmedik başarısı, delegelerin ona 'emanetçi' gözüyle bakmadığını ortaya koydu
Haber ResmiAVNİ ÖZGÜREL
Tayyip Erdoğan'ın artık FP içinde ve Necmettin Erbakan nezdinde hiçbir şansı kalmadı. Kongre sürecinde Erdoğan gerek MÜSİAD toplantısında yaptığı sert konuşma, gerekse delegelerle bir araya geldiğinde söyledikleriyle köprüleri tamamen attı.
Erdoğan'ın özel sohbetlerinde parasal konulara da girdiği ve Necmettin Erbakan'a ciddi suçlamalar yönelttiği biliniyor. Nitekim o yöndeki iddialar üstü kapalı şekilde Abdullah Gül'ün kongre konuşmasına da yansıdı. Ve Gül: "Hazine yardımının yarısını teşkilata aktarmayı taahhüt ediyoruz" derken bunu dile getirdi aslında.
'Yenilikçi' ekibin kongreden aldığı desteğin Erbakan-Kutan ikilisi kadar Tayyip Erdoğan'ı da şaşırttığı açık. Erdoğan bir süre önce Abdullah Gül üzerinden Hasan Celal Güzel'in Yeniden Doğuş Partisi'ni kontrolüne almış, bu girişimin Necmettin Erbakan'a 'Fazilet Partisi'nin kapatılması ihtimaline karşılık bir tedbir' diye sunulmasını sağlamıştı. Kulislerde söylenen oydu ki, Gül ve ekibi kongreden sadece yenik değil aynı zamanda hırpalanmış olarak çıkacaklar, FP yönetimi onları parti dışına atmak için uğraşacak, YDP bu aşamada 'yenilikçilere' cankurtaran yeleği gibi gelecekti. Bir anda parlamentoda gruba sahip parti haline gelecek YDP'nin, başında Abdullah Gül'le yola çıkması Tayyip Erdoğan için problem değildi. Zira Erdoğan, siyasi yasaklarından kurtulduğu anda bu partide hangi görevi isterse oraya gelmesinin engellenemeyeceğini biliyordu.
Hesaplar böyle miydi bilinmez, ama böyle idiyse bile FP kongresi her şeyi altüst etti. Abdullah Gül'ün aldığı oyların artık sadece 'Tayyip faktörü'yle izahı mümkün olmadığı gibi, destekleyenlerin de Gül'ün şahsında bir 'emanetçi' görmedikleri açık. Bu çevreler için Tayyip Erdoğan, muhtemelen karizmasından yararlanılması gereken, Erbakan'la başa çıkabilecek tek isim olduğu için önemli.
Kaldı ki FP tabanında bu seviyede destek bulmuş, delegasyondan bir kongre dönemi sonrası partiye sana teslim etmek istiyoruz anlamına gelecek oranda oy almışken, Abdullah Gül'ün partiden kopabileceğini ya da Erbakan'ın onu tasfiye edeceğini söylemek de çok kolay değil.

Erbakan ne yapar?
FP genel merkezinin karşısında parti teşkilatının yarısının desteğini almış bir Gül var artık. Bu yüzden ona 'azınlık/ bölücülük' suçlaması getirilmesi izah edilemez, tasfiye yönünde yapılacak girişim de ancak büyük tepki göze alınarak mümkün olur.
Muhtemeldir ki Gül de bu saatten sonra hesaplarını yeniden yapar. O yüzden kongreye kadar birlikte hareket ettiği kimi parlamenterler iradelerini FP'den ayrılma yönünde ortaya koysalar bile, herhalde MSP-RP geleneğinden gelen Bülent Arınç, Abdüllatif Şener gibi isimlerle birlikte farklı bir strateji izler.
Sanırız Necmettin Erbakan bu kongrede FP'nin mevcut haliyle yola devam edemeyeceğini, tabanın 'Godot'yu bekleyin' direktifiyle belirsiz süre için diri tutulamayacağını gördü. Gerçi Hoca'nın yakın çevresi kongre sonucunu 'Erbakan sahaya formasını astı ve o içi boş forma bile maçı kazandı, şimdi neden bir sıfır kazandın suçlaması getirilmesi manasız' diye değerlendiriyor, ama bu yaklaşımın da gerçekle örtüşen yanı yok.
Erbakan şayet Asiltürk operasyonunun netice verdiğine bakıp aynı üslup ve yöntemlerle yola devam ederse bunun manası: 'Giden gitsin, gitmeyeni de biz göndeririz, marjinal bir parti haline gelmeyi bile göze aldık' olacak.
Abdullah Gül kongreye girerken manası kendinden menkul bir 'yenilikçilik' sloganının ötesine geçemedi ama FP genel merkezi de aslında parti programında var olan atılımı gerçekleştirecek vitrini düzenleyemedi. Şimdi ise bir kısmı MGV ve MGT'den gelme FP'nin genç kabul edilen pırıltılı isimlerinin neredeyse tamamını karşısına aldı.
Anayasa Mahkemesi'nde devam eden dava elbette Necmettin Erbakan'ın ve yakın çevresinin hareket serbestisini kısıtlıyor. Bu ortamda Erbakan istese de ortaya yeni bir kadro çıkaramayabilir. Zira yeni isimleri sahneye çıkarmak onların siyasi geleceğini de riske etmek manasına gelir. Ama davanın sonuçlanmasıyla birlikte -Anayasa Mahkemesi partiyi kapatmaya karar verirse, davanın açıldığı dönemde başkanlık divanı üyesi olduğu için Abdullah Gül'e de siyasi yasaklama getirilmesi gündemde olacak ve herkes hesabını yeniden yapacak. Parti kapatılırsa, Erbakan'ın pes edip milletvekillerini serbest bırakacağını ummak hayalcilik olur. Ama bu kez Erbakan'ın içine sinse de sinmese de sadece 'kendisine saygı göstermesiyle' yetineceği bir kadronun önünü açması mümkün. Ancak kongre onu gösterdi ki Hoca aynı kan değişimini parti kapatılmasa da yapmak zorunda artık. Anayasa Mahkemesi kararı olumlu çıkarsa Recai Kutan'ın görevden ayrılması ve GİK'in altı ay sonra kongre toplamak üzere yeni bir ismi genel başkanlığa getirmesi sürpriz olmaz.
Bu noktada şimdilik dikkat çeken tek bir isim var: Numan Kurtulmuş. FP büyük kongresinde yapılan konuşmalar içinde -Abdullah Gül'ün konuşması hitabet adına faciaydı ve en derli toplu konuşma İstanbul İl Başkanı Kurtulmuş'a aitti. Genel Merkez listesinin kazanmasında da etkili olan bu genç akademisyenin Erbakan nezdindeki ağırlığı bilinmiyor. Ama isteksizliğine rağmen hem il başkanlığı görevini sürdürmesine, hem de GİK'te görevlendirilmiş olmasına bakılırsa, Hoca'nın güvenine sahip olduğuna hükmedilebilir. FP'nin kemikleşmiş ve zaman zaman Matruşka bebeklerini andıran girift yapısının gerçek bir 'parti'ye dönüştürülmesi kararı verilirse, Kurtulmuş'un önü açılır.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.