Onu dünya beğeniyorLondra merkezli ve dünyaca ünlü 'Sofra' restoran ve bar zincirinin kurucusu Hüseyin Özer, mesleğe çocukken yemek seçerek başlamış! ÖZGE TURUL
İSTANBUL - Londra'ya 23 yaşında giden Hüseyin Özer, bugün Osmanlı mutfağı konusunda Britanya'nın en tanınmış ve saygın ismi. 20 yıl önce Londra'da ilkini açtığı Sofra'ların sayısını 22'ye çıkaran Özer, 'Müşterilerimin ismini açıklamam' dese de Kraliyet ailesinden hükümet üyelerine kadar pek çok ünlü isme hizmet verdiği bir sır değil. 'Sofra Restaurant London' adını verdiği restoran ve bar zincirinin Londra halkası ünlü erkek dergisi GQ tarafından 'Londra'nın En İyi Barı' seçildi.
Önceki gece, İstanbul'da ilk 'Sofra'sını kuran Özer'i Tarlabaşı'ndaki restoranın mutfağında yakaladık. Özer bir yandan sorularımızı yanıtlarken bir yandan da 'limonu fazla, tuzu az, olmuş, olmamış' diye not verdiği mezeleri tadıyordu. Usta aşçının zor beğenirliği çocukluktan miras. Çünkü çocukken yemek seçtiği için bol bol dayak yemiş! "Annem köyün en iyi aşçısıydı" diyerek övünen Özer, Tokat'ın Reşadiye İlçesi'nde doğmuş. "Çok çalıştım, çok uğraştım ama hiçbir kompleksim yoktur. Ömür boyu boğuştuğum güçlüklerin hayatıma 'tat' kattığını düşünüyorum" derken bir meze daha tadıyor ve ekliyor: "49 yaşındayım ama hayat konusunda aldığım eğitimim hâlâ devam ediyor." Gittiği kentlerde sabahtan akşama dek restoranları dolaşan Özer, "Bazen bir öğünde beş lokantaya girip çıktığım oluyor. Yemek yememek benim için dinlenmek demek!" diyor. Demirel'e mektup yazdı Ne var ki 'dinlenme' sözcüğüne Özer'in hayatında pek yer yok. Hem de 11 yaşından beri. Henüz küçücük bir çocukken "Başka hiçbir yerde burada olduğu kadar mutsuz olamam herhalde" diyerek köyden Ankara'ya giden Özer'in ilk işi dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e mektup yazmak olmuş. Tek istediğinin okumak olduğunu ve bu konuda kendisine yardım edilmesini istemiş mektubunda. Ama hiçbir yanıt alamamış. Bir mektup daha yazmış, ama bu kez iadeli taahhütlü. Yanıt olarak İş ve İşçi Bulma Kurumu'ndan marangozluk teklifi gelmiş.
Bunun üzerine en iyi bildiği ve sevdiği işi yapmaya başlamış. Lokantalarda garson ve aşçı olarak çalışmış. 23 yaşına geldiğinde ise evindeki bütün eşyaları satıp savıp, cebinde sadece 60 sterlinle Londra yollarına düşmüş: "Londra'ya kadar otobüsle dünyayı gezen bir gruba takılıp para harcamadan gitmeyi başardım. Bir lokantaya bulaşıkçı olarak başvurdum ama beni aşçı yaptılar."
Londra'da hem çalışıp hem de dil öğrenmeye başlayan Özer'in kendi çalıştığı Mayfair'deki bir kebapçıyı satın alması ise öyle yıllarca para biriktirerek falan olmamış. Bir gün tanıştığı bir banka müdürü ona kredi vermeyi teklif etmiş. Bankacı, neden böyle bir şey yaptığını soran Özer'i "Şaşırma, sen ilerde benim de patronum olabilirsin. Çünkü sende bir cevher görüyorum" diyerek yanıtlamış. Rezervasyon yetmez Usta aşçı sadece yemekleri değil müşterileri konusunda da seçiçi. İlk Sofra'yı açtığında iki yıl kapısını kilitli tutan ve ancak gözünün tuttuğu müşterileri içeri alan Özer, "Londra'daki Sofra'da yemek yemek için rezervasyon yaptırmak şarttır ama yeterli değildir. Bir de kapıda 'gizli mülâkat' yaparız. Ses tonu çok önemli. Sadece 'İyi akşamlar' demesi yeterli. Ama beni en iyi Türkler kandırıyor. Çünkü kapıda gayet nazik bir imaj sergileyip içeride hoş olmayan davranışlar sergileyebiliyorlar" diyor.
Kanlı olaylara sahne olan Galatasaray-Leeds United maçından sonra holiganlardan tehditler aldığını söyleyen Özer, Britanya'da Türk yemeği denilince akla gelen ilk isim: "İngiltere'de ne zaman röportaj için Türk kebapçı arasalar buraya gelirler. Amaçları biraz dalga geçmektir ama sonunda hep pişman olurlar! Ben gittiğim her programı Türk kültürünü ve kebap tadını tanıtmak için bir fırsat olarak görüyorum. Bu yüzden stüdyoya kebap götürdüğüm oluyor. Ayrıca Türk-Yunan geceleri düzenliyorum lokantalarımda."
11 yaşında başlayan mücadelesi sonucu uzak bir ülkede hem ün hem de paraya kavuşunca önceleri çok para harcamış Özer. İlk zamanlar, saatten otomobile, ne kadar pahalı şey varsa hepsini aldığını anlatıyor samimiyetle. Ama şimdi o eski açlığı çoook gerilerde bıraktığını söylüyor. Bir tek Japon modacı Issey Miyake'nin giysilerini çok seviyor ve onlara avuç dolusu para dökmekten gocunmuyor. Dünya mutfakları içinde de 'doğal ve sade' dediği Japon mutfağını seviyor. Bu eğilimi kendi restoranlarına da yansıttığını söylüyor. Ustadan yumurta tarifi! Hüseyin Özer, ya Japonlara özgü minimalizm anlayışının etkisiyle ya da günün 15 saatini gazetede geçiren bir gazetecinin elinden daha fazlasının gelmeyeceğini çok iyi bildiğinden 'Bize bir yemek tarifi verin' diye tutturduğumuzda, yağda yumurta tarifi veriyor!
"Yumurtada çok iddialıyım. Herkes yapar ama ben canımı veririm. En basit şey, marifetinizi ortaya çıkarır. Önce yumurtaları başka bir kaba kırın. Ama karıştırmayın. Kısık ateşte yağı, zeytinyağı ya da tereyağı olabilir, fark etmez, kokusunu alana kadar ısıtın. Kaba dökün ve sadece beyazını karıştırın. Sarısı kalsın. Rengi bozulmayacak. En son sarısını ortadan parçalayın. Üzerine biraz tuz ekin..."
Sofra Restaurant London (İstanbul şubesi): 0212 297 21 78
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|