Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Özelleştirme (1)

genki@gol.com
Özelleştirme kısaca devletin tüccar kimliğinin sınırlarını küçültmek demek. İngiltere ve ABD çıkışlı bu akım, piyasanın dinamiğine müdahale edilmediği takdirde mevcut şartlara en uygun (optimum) dengenin en kısa zamanda bulunacağı anlayışına dayanan neoklasik ekonomi görüşünün bir uzantısı. Ekonomik açıdan 'müdahale' sözcüğün anlamı çok geniş olmakla birlikte, bu yazıda devletin çeşitli teşebbüs ve ortaklıklar aracılığı ile üretici, alıcı ve fiyat belirleyici olarak iktisadi hayatımızda aktif olarak yer alması anlamında kullanılmaktadır. Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) gibi yöneticilerinin iflas etme korkusu taşımadıkları (dikkat edin kâr etmeyi düşünmeyen demedim!) kuruluşların hisse satışı yolu ile 'halka devri' yaygın olarak özelleştirme olarak biliniyor.
Özal vasıtasıyla tanıştığımız özelleştirmeye daha ilk günlerden itibaren çeşitli kesimlerden yoğun muhalefet geldi. Meclis'te Halkçı Parti Genel Başkanı merhum Necdet Calp ile Anavatan Partisi Başkanı ve zamanın Başbakanı merhum Turgut Özal'ın Boğaziçi Köprüsü'nü sattırma/sattırmama tartışmaları bugün bile hatırlardadır. Aradan 16 yıl geçmiş olmasına karşın ülkemizde büyük çapta özelleştirmeler ancak son 1-2 yılda ciddi olarak gerçekleşmeye başladı.
İngiltere ekonomisinin çehresi, özelleştirmenin de dahil olduğu serbest piyasaya dayalı politikaların uygulanması sonucu değişti. Ekonomik yapı üzerindeki etkilerini kesin olarak anlamak için uzun zaman beklemek gerektiği söylense de bazı etkiler hemen ortaya çıktı. 1980-1986 arasında işsizlik oranı yüzde 4.5'ten yüzde 11'e fırladı. Gelir dağılımında bozulmalar görüldü. Serbest rekabet ve globalleşme politikaları sonucu pek çok sanayi kuruluşu kapandı, bunların etrafında konuşlanmış şehirlerden göçler başladı. 1990 yılı içinde yüzde 5.5 seviyelerine kadar gerileyen işsizlik, ondan sonraki iki yıl içinde yüzde 10'a kadar çıktı ise de 1993 yılından beri inişte ve bugün yüzde 3.9 ile son 20 yılın en düşük seviyesinde. Son 10 yıl içinde ise ortalama kazanç enflasyonun üzerinde artmış.
Türkiye son 16 yıldır özelleştirmeyi tartıştı ama 'Özelleştirme gerekli mi gereksiz mi?' sorusuna bir yanıt bulamadı. Bulması da çok zor çünkü bu sorunun herkesi tatmin edecek bir cevabı yok. 'KİT'lere doldurulan elemanlar memur kafalı ve tembel, onun için hepsini kapatın' mantığı ne kadar çiğ ve ciddiyetten uzaksa, 'devletin tüm iktisadi kurumları istenirse kâr eder hale getirilebilir' iddiası da o kadar gerçeklerden uzak. Özelleştirme yolu ile rekabeti ve kaliteyi artırmak gibi tutarlı tezlerin ise her sektör ve her durum için geçerliliği kanıtlanmış değil.
Devletçi politikaların kökeni Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına uzanıyor. Nüfusun 12.5 milyon civarında, eğitim düzeyinin sıfırlarda gezindiği günlere. Aynı anlayış 65 milyonluk, çağdaş ve çok yönlü bir toplum ile karmaşık bir ekonomiyi barındıran, dünya ile entegre olmuş bir ülkeye hizmet edebilir mi? Aynı soruyu çevirip politika için soralım. Tek partili bir politik anlayış ile bugünkü Türkiye yönetilebilir mi? Ayrıca biz, halk olarak siyasi yelpazenin hemen her noktasındakiler daha çok demokrasi istemiyor muyuz? Daha çok demokrasi demek bireyin siyasal tercih ve düşüncelerine daha az devlet müdahalesi demek değil midir? Eğer öyle ise, devletin siyasi yaşamımıza müdahale etmesini sakıncalı bulup, ekonomik yaşamımıza müdahale etmesini desteklemek bir çelişki yaratmaz mı?
Sorun özelleştirme olsun olmasın sorunu değildir. Sorun, özelleştirme nasıl yapılmalıdır sorunudur.
genki@gol.com


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.