Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Son prova

mine.saulnier@free.fr
Hayatı prova ile geçen insanlar vardır. Ömürleri, kendilerine biçtikleri amaca hazırlanmakta tükenir. Ancak vardıkları değil, varacakları yer önemlidir hep. Hep yeni bir amacın, biçimin peşinden koşarlar. Kimi kez aşarlar engelleri, kimi kez aşamazlar. Ama 'genç' kalırlar. Çünkü her an sorgulamaktadırlar kendilerini, yenilemektedirler. Düşünceleri durgunlaşmaz. İçlerinde hep daha güzel günlerin umutlarını taşırlar.
Türkiye, prova ile geçen yaşamların ülkesidir. Bunu görebilmek için, kişinin de 'provada' olması gerekir. Ne var ki pek çoğumuz artık öyle değil. Kimisi bıkkın, hoşnut olsa da, olmasa da son durağa varmış, kimisi kanıksamış; düş yıkımı, hayal kırıklığı ve doyumsuzluk, hakkından gelmiş kimimizin. İçlerinde bir yorgunluk, bir hüzün. Yaşları ne olursa olsun, hepsi yaşlı, hepsi yaşlı başlı onların. Gerileyen gençliklerini vitamin haplarında, 'light' yiyeceklerde, cimnastik salonlarında arıyorlar. Oysa tükenen yalnızca merakları. Anlamıyorlar.
Ya siz nasılsınız? Provada mısınız, yoksa geride kaldı mı ilk sahne heyecanınız?
Örneğin İstanbullu hemşerilerim, söyleyin bakalım, ne kadar zaman oldu siz Beyoğlu'na çıkmayalı? Çiçek Pasajı'na uğramayalı, kokoreç yemeyeli, Balık Pazarı'ndan alışveriş etmeyeli ne kadar zaman oldu? Ne kadar zaman oldu, İstanbul üstüne çocuk bakışlarınızı yöneltmeyeli?
Oysa birer şiirdir İstanbul'un bu sokakları. Manavların ve balıkçıların sergileri, üç boyutlu natürmort tabloları gibi sunulur müşterinin beğenisine. Kaldırımlara oturur, birer bira, midye kızartması söylersiniz. Balıkçı kedileri, alışıktır acılıya... Kokoreçinizin bir parçasını, kocaman bir tekirle paylaşmanın zevkini tattırır insana. Bacak kadar bir piç kurusu yaklaşır masanıza, bir süre sonra. Gözleri fıldır fıldır, sümüğü hafifçe akmaktadır. Büyük gelen yırtık pantolonunu ikide bir yukarı çeker, size kâğıt mendil paketleri uzatır. "Kaç para?" dersiniz, yanıt, "Ne verirsen abla," diye gelir. Dayanamaz, alırsınız. O gider, iki dakika sonra bir başka bacaksız belirir. Kâğıt mendil koleksiyonu yapmaya niyetiniz yoksa, yeni bir alışverişe girmeyip, ilkinden aldığınız mendil paketlerini, başkasına satması için ona armağan edersiniz. Sevinir. Tam uzaklaşacakken durur, yanındaki öteki bacaksızla konuşur ve size dönüp sorar: "Paketlerimden birini arkadaşıma verebilir miyim?"
Çünkü paranın değerini öğrenmiştir, ama henüz mülkiyet duygusu yoktur. Kendisine verilen bir mendilin bile, gerçekten malı olduğuna inanç getirememektedir.
Evet, birer şiirdir Beyoğlu, Çiçek Pasajı, Balık Pazarı. Plastik beyin takımları, sentetik aydınlar uğramaz buralara. Çünkü onlar, suya düşen yağ parçacıkları gibidirler, halk arasına karışmaz, ama her dem üste çıkıp akıl öğretir, çıkmaz sokakları, 'yol' diye gösterirler.
Oysa Nevizade Sokağı'nda, vitrinlerine beyazpeynir ve tereyağından başka, halk deyişleri sergilemekte yarışan iki bakkal vardır. Bu burun bükücüleri çok iyi tanırlar ve kazara yolları düşerse, kendilerini: "Tezekten tartı olursa, ölçüsü boktur," afişiyle karşılamaya hazırdırlar.
Beyoğlu Çiçek Pasajı, Balık Pazarı, hâlâ ve her şeye rağmen bizim cumhuriyetimiz. O düş ülkesi sizindir, benimdir. Gidin, sahip çıkın oralara. İhtiyacınız olmasa, canınız istemese bile bir kilo Akça armudu, bir kilo çavuşüzümü alın. Bir bira için, birer tek atın, yaşatın oraları, meydanı 'fast food'culara bırakmayın.
Hoşça kalın dostlar. Paris'e dönüyorum. Biliyorsunuz, hayatımız prova.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.