![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
Köye dönüş talkan@media.ankara.edu.tr'İnsan kendi köyünde peygamber olmaz,' derler. Nitekim, Hz. Muhammet de dahil olmak üzere, peygamberlerin çoğunun kendilerini ilk kez peygamber olarak kabul ettirdikleri köy, doğdukları yer olmamıştır. İngilizler, "Kimse uşağı için büyük adam değildir," diye aynı fikri ifade eder. Bizim köylülerin deyişi daha doğrudan: "Buzağı, kendi evinde öküz olmaz." Oysa insanların en çok yaranmak istedikleri, "Bakın, ben adam oldum," diye hava atmak istedikleri kişiler de en yakınlarıdır. Çocukluğudan (yani en güçsüz zamanlarından) beri çevresinde bulunan, zaaflarını tanıyan yakınları. Belki de bu nedenle, başarılarımızı herkesten önce doğum yerimizin insanlarıyla paylaşmak isteriz. Demirel, İslamköy'de bir külliye yaptırmadı mı? Cumhurbaşkanlığı'nın bitiminde ziyaret ettiği son yer de doğduğu köy oldu. Cumhurbaşkanı Sezer, yeni görevine başladığında ilk danıştığı kişiler çocukluk arkadaşlarıydı. Putin, Devlet Başkanlığı törenine ilkokul öğretmenini ve judo hocasını da çağırdı. Hitler, Avusturya'yı işgal ettiğinde ilk yaptırdığı işlerden birisi lise hocasını buldurmak olmuştu. Kendimizi ilk önce en yakınlarımıza kanıtlamaya çalışırız. Belki bu kadar yükseklere çıkanların tırmanış nedenlerinden birisi de budur: kendilerini yakınlarına yeteri kadar kanıtlayamamanın hıncını çıkarmak. (Bir çeşit telafi mekanizması.) Napolyon uzun boylu olsaydı belki de o kadar ülkeyi fethetmeye gerek duymayacaktı: Hitler sefil bir gençlik geçirmese, daha iyi bir aileden gelse ve iyi bir meslek sahibi olsa o kadar kişiyi fırınlarda yakmayacaktı... Kim bilir? Ama yakın çevreye duyulan aşırı ilgiyi salt bir telafi mekanizması ile açıklamak da pek mümkün gözükmüyor. İnsanlar, ölümleri yaklaştıkça çocukluk anılarına dalarlar, eski günlere giderler. Çoğu da öldükten sonra köylerine gömülmek ister. Onun içindir ki küçücük köylerin çoğu kez kocaman mezarları olur. Hatta bazen köyü hiç görmemiş çocukları da götürüp babasının köyüne gömdükleri olur. Esad'ı doğum yeri olan Kırdaha'ya gömdüler. Demirel'i (Allah gecinden versin) İslamköy'e gömmek için hazırlık yaptıklarını işitiyorum. Yaşarken insanın köylülerine hava atıp, "İnanmıyordunuz ama, bakın ben ne oldum," demesi doğal. Ama öldükten sonra bu tür bir hava atmanın fazla bir anlamı olmadığına göre, kuşaklar öncesinin anılarına sığınarak köye geri dönmenin anlamı ne olabilir ki? Bunu anlamak kolay değil. Ya yaşamın ilk bakışta belli olmayan topluluksal (kolektif) bir niteliği var, doğduğumuz yere dönmekle, içine doğduğumuz o topluluksal ortama yeniden katılmanın mutluluğu yaşanıyor veya yaşandığı varsayılıyor. Ya ölüm yeni bir doğumdur, onun için doğduğumuz yere dönmenin simgesel bir önemi vardır. Ya da insan aklının almadığı nice sırlardan birisidir bu da. Ne demeli?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|