Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Cari işlemler açığı (2)

Güncel konu cari işlemler açığı. Son yazımda iki nokta üzerinde durmuştum. Birincisi, her cari işlemler açığının olumsuz olmadığıydı. Açığın arkasındaki neden eğer büyümeyse ve açığın finansmanı için bulunan dış kaynakların maliyeti düşükse, ortada fazla bir sorun yok demek. Buna karşılık, liranın reel
olarak değerlenmesinden kaynaklanan bir cari açık, uyarı sinyali oluşturuyor. İkincisi, Türkiye için cari açığın tehlike üst sınırı ne olabilir sorusunun yanıtıydı. Kaba bir hesap şunu gösteriyor: Birkaç yıl üst üste milli gelirimizin yüzde 4'üne ulaşan bir cari açık verilmesi, uyarı sinyalinin tehlike sinyaline dönüşmesi anlamına gelir. Devam ediyorum.
Cari işlemler açığının giderek artması durumunda alınacak ne tür önlemler olabilir? Açığın arkasındaki temel neden eğer döviz kurundaki artışın enflasyonun altında kalması, yani liranın
reel olarak değerlenmesi ise, ilk akla gelen çözüm devalüasyon. Acaba bu gerçekten bir çözüm mü?
Döviz kurunun yukarıya doğru sıçratılmasının bir çözüm oluşturması için temel bir koşulun sağlanıyor olması gerekiyor: Döviz kurundaki sıçramadan sonra, enflasyonun da artmaması şart. Eğer artıyorsa, rekabet gücünüz değişmeden kalıyor demek. Ya da, farklı bir ifadeyle, arada hem paranızın değerini düşürüyor hem de enflasyon yaratıyorsunuz, buna karşılık cari işlemler açığınız fazla değişmiyor.
Ülkemizde yapılan çalışmalar, enflasyonla döviz kuru arasında çok yakın bir ilişki olduğunu gösteriyor. Zaten, uygulanan programın temel dayanaklarından birisi de bu ilişki. Döviz kurundaki artışı sınırlayarak enflasyon düşürülmeye çalışılıyor.
Öte yandan döviz kurunu artırma politikası uygulanabilir politika seçenekleri arasında değil. Devalüasyon, uygulanan programın bütünüyle terk edilmesi anlamına geliyor. Çok şükür, böyle bir iktisat politikası öneren de yok.
Ancak, akıldan çıkarmamak gereken temel bir nokta var. Bir ülkenin para biriminin yabancı paralar karşısında giderek değerlenmesi ekonomideki dengeleri bozar. Bu sürdürülemez bir durumdur. Zaten, uygulanan programın en kuvvetli yönlerinden birisini de liranın reel olarak değerleneceğinin önceden görülüp, değerlenmeye yol açan 'artış hızı sabit kur' politikasından Temmuz 2001'de çıkılacağının önceden açıklanması oluşturuyor.
Temmuz 2001'e kadar, liranın reel olarak değerlenmesi nedeniyle oluşacak cari işlemler açığını, ekonomimizin omuzlayacak gücü var. Yine de tedbirli olmak gerekiyor. Açığın artarak sürmesi durumunda ne yapılabilir?
Bilindiği gibi, cari işlemler açığını şöyle de tanımlamak mümkün: Özel kesimle kamu kesiminin tasarruf açığının toplamı. Özel kesimden kasıt, şirketler kesimi ve tüketiciler. Diğer bir deyişle, eğer özel kesim tasarrufundan fazla yatırım yapıyorsa ve kamu bütçesi de açık veriyorsa, cari işlemler açığı oluşuyor demek. Ya da, bir kesim tasarruf fazlası veriyor olabilir, ancak, diğer kesimin tasarruf açığı çok daha yüksektir. Yine farklı bir ifadeyle, yurtiçi tasarruflar yetmeyince, yurtdışı tasarrufların kullanılması demek cari işlemler açığı.
Bu çerçevede, hemen akla gelen önlemlerden bir tanesi de bütçenin biraz daha sıkılması. Ancak, ilk beş ayda, faiz dışı bütçede zaten önemli bir fazla verilmiş durumda. Gelirleri artırmadan, acaba harcamaları daha da kısarak bütçe açığını azaltmak mümkün olabilir mi? Enerji sektöründeki finansman sorununu da hatırlayınız. Bu durumda vergi gelirlerine yönelik önlemler ön plana çıkıyor. Ama, bu da büyümeyi olumsuz etkileyebilecek bir önlem. Hele, ekonominin yeni yeni kıpırdanmaya başladığı şu dönemde.
Son paragrafta yazılanları daha etraflıca tartışmak gerekiyor.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.