![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
Yarın ne olacak? Hâlâ merak ediyor musunuz bilmiyorum, ama ben yine de görevimi yapayım: Hükümetteki soruşturma bunalımı havası yavaş yavaş Ankara'yı terk etmeye başladı, hükümetin havasının mevsim normallerine dönmesi belki biraz zaman alacak ama o kadar da olur artık.Siz bakmayın yüksek sesle ve kamuoyu önünde yapılan tartışmalara. Yaşanan her kavgadan sonra aşağı yukarı aynı şey oluyor: Hükümet ortaklarının aslında nasıl da birbirlerine muhtaç oldukları ortaya çıkıyor. Gerçek şu ki, bir yandan uygulanan ekonomik programda kaydedilen aşamalar açısından ve bir yandan da memleketteki siyasi gerçekler yüzünden bu hükümetin bozulması imkânsız değilse de çok zor. Bu unsurlara bir de özellikle ANAP ile MHP'nin hükümet dışı kalmayı göze alamamalarını ekleyin, denklem oluşuyor. İşte bu sebeplerle zaman zaman aile içinde ve biraz da sokağa taşacak büyüklükte kavgalar yaşansa bile sonuçta üç parti belli bir süre daha birlikte yaşamaya mahkûm olduklarının bilincinde aynı masanın etrafına sıralanıveriyorlar. Daha önce Anayasa değişikliği sırasında bunu yaşamadık mı? Gerek DSP ve gerekse MHP'den gelen ANAP'a yönelik sitemlerle suçlamaların dozu henüz unutulmadı. Ama hükümette korkulan yaşanmadı, 'uzlaşma ve atılım hükümeti' hayatta kalmaya devam etti. Şimdi, Anayasa değişikliklerine ANAP'ın kasıtlı biçimde taş koymasından kısa bir süre sonra bu sefer ANAP'ı sıkıştırma manevraları başladı. Anayasa değişikliğinin becerilememesi Başbakan Bülent Ecevit'i üzmüştü ama garip biçimde bunun rövanşını Mesut Yılmaz'ı hayli üzen ve deyim yerindeyse hırpalayan bu operasyonla Devlet Bahçeli aldı. Yarın Meclis, büyük bölümü Mesut Yılmaz hakkındakiler olmak üzere 7 soruşturma raporunu oylayacak. Bunlardan birinde rapor Mesut Yılmaz'ın Yüce Divan'a sevkini öngörüyor. Yüce Divan oylaması nedense açık yapılıyor ve sevk için raporun en az 276 oyla kabul edilmesi şartı var. Bir kere Mesut Yılmaz için 276 oy çıkması hemen hemen imkânsız. Bunun için DYP ve Fazilet'in tam kadro oy vermesi yetmiyor, MHP'den de 100'ün üzerinde oy çıkması gerekiyor. Böyle bir şey olduğunda zaten ortaya yeni bir hükümet modeli çıkmış demektir ki, daha önce söylediğim gibi bu da 'memleket gerçekleri' ile uyuşmuyor. Öte yandan dün yaptığım temaslar, yarınki oylamada MHP'den 30-40 kabul oyu çıkmasının hükümet içinde 'makul' karşılanacağını, bir 'sorun yaratmayacağı'nı işaret ediyordu. Yani Mesut Yılmaz ortağının kendisine yönelik kısmi güvensizliğini içine sindirecek. Büyük ihtimalle Mesut Yılmaz hakkındaki GSM dosyasıyla Tansu Çiller'in örtülü ödenek dosyası önümüzdeki hafta Meclis'te oylanacak. Açıkçası kâğıt üstünde Tansu Çiller'in Yüce Divan'a sevki o kadar da zor gözükmüyor. Ancak ben, Çiller'in de aklanacağına inanıyorum. DYP yarınki oylamada takınacağı tutumla liderinin kaderi hakkında belirleyici bir karar alacak. Yani aslında Mesut Yılmaz aleyhine DYP'den de blok oy beklememek lazım. Benim tahminim DYP yarın Yılmaz lehinde hareket ederse DSP ve ANAP'ın da haftaya Çiller lehinde hareket edecekleri. Çünkü nedense ve nasılsa Çiller ile Yılmaz'ın kaderleri birbirine bağlanmış durumda ve birinin Yüce Divan'a gidip diğerinin gitmemesi ortalığı çok karıştırır. Yani kısacası siyasi gündemi esir alan, Meclis'i ve hükümeti kilitleyen 'kayıkçı kavgası' haftaya sona eriyor. Bu kavgadan esas olarak MHP'nin kazançlı, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller'in ise hasarlı çıktıklarını şimdiden söylemek mümkün. MHP bu iki liderin zaten hayli kötü olan imajlarının altını bir kez daha çizdi. Bence hükümet bu son kavgayla çok fazla şey kaybetmedi, çünkü hükümet içi ilişkiler zaten yeterince kötüydü, daha fazla kötüleşmesi pek mümkün değil.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|