![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar |
Devlet borcunun sınırı vardır Bazı yazarlar şöyle düşünüyorlar: "Devletimiz, haziran içinde, 1.5 milyar dolar borçlanmıştır. Bu, ülkemiz için büyük başarıdır." Yabancı ülkelerde borç arayan bir ülke için istediği maliyetle para bulması iyi bir sonuç olsa da, bu başarıya olduğundan fazla değer vermek, yanlıştır. Bir ekonominin, normal ihtiyaçları için borçlanmak zorunda kalması, bir eksikliktir. Yani borçlanmak zorunluluğu, ekonominin 'kendi kendine yeter duruma getirilmemiş olduğunu gösterir ve bu durum, bir ekonomik sistem için fazla başarı sayılmaz. Birçok ekonomi yazarı, Osmanlı İmparatorluğu'nun başına gelen en büyük ekonomik felaketlerden olan 'Düyun-u Umumiye' idaresi döneminde imparatorluğun başına gelenleri, aşırı borçlanmanın zararlı sonuçlarına örnek göstermektedirler. İnanıyorum ki, bu büyük imparatorluğun çöküşünde bu borç idaresinin büyük payı vardır. Bu idare, borçlu olduğumuz ülkelere geri ödemelerde aksadığımız için bize zorla kabul ettirilen ve bazı vergilerimizin tahsilatından borçlarımızı karşılamayı öngören bir borç ödeme sistemidir. Halkın büyük yakınmalarına bakmadan, anlaşma kapsamındaki ilkel vergiler, bu idarece tahsil edilmiş ve borçluların taksitleri karşılanmıştır. Yeni Türkiye Cumhuriyeti, bu borçlardan kendi payına düşen kısımlarının taksitlerini, 1954 yılına kadar ödemiştir.Tüm dünya ülkelerinin de aşırı borçlanma ile ilgili büyük boyutta felaketleri vardır. Örnek olarak, 1923-25 yılları arasında Almanya'da görülen zırdeli enflasyon hızı, 1992 ve 23 yılları haziran ayları arasında, o zamanki Alman parası olan Riechmark'ın değeri, 12 ayda trilyonda bire düşmüştür. Bu hızlı enflasyonun ortaya çıkmasında, önceki Alman hükümetlerinin aşırı borçlanması vardır. Bir de buna, Birinci Dünya Savaşı sonrasında, harp tazminatı ödeme zorunluluğu eklenince, bu yüksek borçları ödemeye çalışan o zamanki Alman hükümetinin, para basmaktan başka çaresi kalmamıştır. Bu olayları anımsatarak, bugünkü Türkiye'nin aşırı borçlanma nedeniyle büyük tehlikelerle karşı karşıya bulunduğunu söylemek istemiyorum. Türkiye ekonomisi, aşağıda tutarı verilen borçlanma düzeyini sonsuza dek sürdürebilecek güçtedir ve tehlike noktasından uzaktadır. Ancak, borçlanma bu düzeyde iken, ek borçlanmaya bu kadar sevinmek yersizdir. Çünkü bu borçlar, bir gün ödenecektir. Aşırı borçlanmanın ekonomileri sonunda, yüksek faiz düzeyine, yabancı para kıtlığına ve yüksek enflasyona götürmesi tehlikesi nedeniyle, Avrupa ülkeleri, kendi ekonomileri için, devlet borçlanmalarına sınır koymuşlardır. Devletlerin iç ve dış borçlanmaları toplamının, ülke milli gelirlerinin yüzde 60'ını geçmesini ekonomik istikrar açısından sakıncalı bulmuşlardır. 111 milyarı dış ve 47 milyarı iç olmak üzere, devletimizin borç toplamı, yılbaşından Nisan 2000 sonuna kadar 13 milyar dolar artarak 160 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu borç düzeyi, 1999 milli gelirimizin (yaklaşık 200 milyar dolar), yaklaşık olarak yüzde 80'idir. Bu borçlanma düzeyi, iyi yönetildiği sürece büyük tehlikeler yaratmayabilir; ancak, Avrupa Birliği ölçülerinin de (yüzde 60) üstünde olduğu kabul edilmelidir. Bu düzeyde, ek borçlanmanın memnun olunacak yönü yoktur. Aksine, biz şimdi bu yüksek borçlanma düzeyini indirmeye çalışmalı ve bundan mutlu olmalıyız. Yüksek borçlanma düzeyinde ek borçlanmanın sevinilecek yönü yoktur.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
|