Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Adalet kazan, onlar kepçe...

Mehmet Ali Ağca'nın dönüşünün 12 Eylül öncesi işlenen bir dizi cinayeti aydınlatacağı umudu tek celsede sona erdi. Ağca ve diğer 'kahramanlar', kendilerini koruyan şebekelerin dışında bir başka güce de sahip: Zamanaşımı
Haber ResmiAHMET ŞIK
İSTANBUL - İtalya'nın affedip ülkesine iade ettiği uluslararası tetikçi Mehmet Ali Ağca'nın dönüşü, karanlıkta kalan suikastların aydınlatılacağı umudunu yaratsa da o, ilk duruşmasında hiçbir şeyin değişmeyeceğini gösterdi. Masal olduğuna inandığı kanlı
olayların 'kahramanı', tıpkı diğer dava arkadaşları gibi kafa karıştırmaya devam etti.
12 Eylül darbesi öncesi kanlı sürecin diğer 'kahramanları' da, hiçbir zaman konuşmadı. Bunun karşılığı olarak ya aklandılar ya da aklanacakları günü bekliyorlar. Konuşacaklarından kuşkulanılanlar ise, kuşkulu ölümlerle ortadan kaldırıldı. Ağca döndüğünde, İpekçi suikastı dışındaki suçlarının dosyalarının arşivlere terk edildiği anlaşıldı. Mehmet Ali Ağca'ya ne olacağını şu anda kestiremesek de, dava arkadaşlarının hikâyeleri şöyle:

Çelik: Deliller yetmedi
Eylül 1996'da tutuklu bulunduğu İsviçre'den Türkiye'ye iade edilen Oral Çelik, kısa sürede mahkemeye çıkarıldı. Hakkında 'silahlı çete üyesi olmak, ruhsatsız silah taşımak ve cezaevinden adam kaçırmak' gibi suçlardan açılan davalar, zamanaşımından düştü. İpekçi suikastında ortaya çıkan sürpriz tanık Abdullah Yavuz, İpekçi'ye ateş edenin Çelik olduğunu söylemiş, ancak daha sonra baskı yapıldığı için ifadesini değiştirmek zorunda kalmıştı. Ancak, İpekçi suikastına katıldığı ve Ağca'ya suç ortaklığı yaptığı gerekçesiyle 20 yıl hapis istemiyle yargılanan Çelik, 'delil yetersizliğinden' beraat etti. Çelik, Malatya'da iki sol görüşlü öğretmenin öldürülmesi olayından da beraat edince, 50 milyar liralık sermayeyle bir turizm şirketi kurdu. Şimdi Malatyaspor Kulübü Başkanı.
Ülkücüler için bir mit haline gelen Çatlı, 80 öncesindeki birçok kanlı olayın asıl faili ya da azmettiricisi olarak arşivlerde yer aldı. Darbeden sonra yurtdışına kaçan Çatlı'nın çeşitli eylemlerde MİT elemanı olarak kullanıldığı öne sürüldü. İlişkileri sayesinde ülkeye dönen Çatlı, faili meçhul kalması sağlanan birçok cinayetten uyuşturucu kaçakçılığına, fidye için adam kaçırmaya dek birçok olaya imzasını attı. 3 Kasım 1996'da, Susurluk kazasında öldü.

Kırcı: Yazar oldu
Uzun yıllar arandığı halde bir türlü yakalanamayan Haluk Kırcı 'aniden ele geçirilerek' apar topar çıkarıldığı mahkeme tarafından 14 Ocak 1999'da tutuklanıp Bayrampaşa Cezaevi'ne konuldu. 'Gurur duyduğu' anılarını kitaplaştıran, Bahçelievler katliamından, Susurluk çetesi ilişkileri ve Azerbaycan darbesine kadar birçok olayda rol oynayan Kırcı, Eskişehir Cezaevi'nde, TBMM'deki af tasarısının yasalaşarak dışarı çıkacağı günü bekliyor.

Çelenk: Ağca onu gösterdi
Mehmet Ali Ağca'nın "İpekçi cinayeti Çelenk'in ölümüyle bitti" dediği Bekir Çelenk bir silah kaçakçısı. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapan Henri Arslanyan'ın ortağı. Ağca'ya sahte pasaport ve kimlik temin etme ve kaçırma olaylarında yardımcı oldu. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığından yargılandı. 14
Ekim 1985'te Mamak Askeri Cezaevi'de bir kalp krizi sonucu öldüğü açıklandı.

Derinkök: Milliyet'i istedi
Diğer bir silah kaçakçısı ise Kemal Derinkök. Arandığı bir dönemde TSK için nakliye uçağı ve roket alımında aracılık yapmasıyla gündeme gelen Derinkök, 1980'de iflas etti, ancak 1981'de kaynağı kuşkulu bir parayla tekrar piyasaya girdi. 81-82 yılları arasında İngiliz silah şirketi British Aerospace'in temsilciliğini yaptı. Elde ettiği bilgileri İngiliz ve Amerikan istihbarat örgütlerine verdiği tespit edildi. 21 Mayıs 1983'te yakalandı. Hakkında yaptığı haberlerden rahatsız olduğu için Milliyet gazetesini satın almak istiyordu. Ancak İpekçi bunu engelliyordu. Bu yüzden İpekçi'yi öldürmek istediği belirtildi. 13 Şubat 1998'de yakalandı ve cezaevine konuldu.

Uğurlu: Emri veren kişi miydi?
İpekçi cinayetindeki bir diğer kilit isim ise Abuzer Uğurlu. 1942 Malatya doğumlu olan Uğurlu, silah kaçakçılığının önemli isimlerinden. İpekçi cinayetinde 'emri veren kişi' olarak anıldı. Türkiye'ye 1966-73 yılları arasında 27 milyon mermi ve 70 bin civarında silah soktuğu için yargılandı. MİT'e çalıştığı belirtildi. 12 Eylül 1980'den sonra çok sayıda kaçakçılık olayından tutuklandı; kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. 84'teki 'babalar operasyonu'nda tutuklandı, yine serbest bırakıldı. 87'de yeniden tutuklanan Uğurlu, 88'de tahliye edildi ardın hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. Ancak yurtdışına gittiği için kendisine ulaşılamadı. Hakkında açılmış çok sayıda dava olan Uğurlu, geçen yıl İstanbul'da yakalanarak cezaevine konuldu.

Cezaevinde kuşkulu ölüm
Amerikan DEA Ajanı Henry Arslanyan, İpekçi cinayeti ve Papa suikastına karıştı. Ağca'ya silah temini ve saklanma olaylarında yardımcı olduğu belirtiliyor. Uluslararası silah kaçakçısı olan Arslanyan, Türkiye'deki silah ticaretinde önemli rol aldı. 1984 yılında cezaevinde kuşkulu bir biçimde öldü.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.