Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Düşük enflasyonda bankacılık

mahfie@garanti.com.tr
Hafta sonunda iki rapor okudum. İkisi de 'yüksek enflasyondan düşük enflasyona geçiş sürecinde Türk bankacılık sektörü' konusunu işliyor. Birisi Dr. Şenol Babuşçu ve arkadaşlarınca diğeri de Emre Alpan İnan tarafından hazırlanmış.
1998 yılı sonuçlarına bakıldığında altı Türk bankasının dünyanın en yüksek kâr / aktif ve kâr / özkaynak oranına sahip 25 bankası arasında yer aldığı görülüyor. Bunlar Akbank, Vakıflar Bankası, İş Bankası, Garanti Bankası, Demirbank ve Yapı Kredi Bankası. Vakıflar Bankası özkaynak kârlılığında dünya birincisi. Bunun görünürdeki nedeni Türk bankacılık sisteminin olağanüstü kârlı çalışması. Biraz derinliğine incelendiğinde kârlılığın yanı sıra özkaynaklardaki yetersizlik hemen ortaya çıkıyor.
1981'den 1998'e baktığımızda Türk bankalarının kredilerinin toplam aktifleri içindeki payının düştüğünü görüyoruz. 1981'de krediler / toplam aktifler oranı yüzde 54.1 iken bu oran 1998'de yüzde 38.3'e gerilemiş. Yani bankalar son 18 yılda giderek açtıkları kredileri düşürmüşler. Acaba kredilerin yerini hangi kalem almış? Menkul değerler cüzdanı aktiflerin en hızlı büyüyen kalemi olmuş. 1981'de menkul değerler cüzdanının toplam aktiflere oranı yüzde 13 iken bu oran 1998'de yüzde 26.5'e yükselmiş. Yani 18 yılda yüzde 100 oranında bir artış.
Bu iki saptamadan bazı sonuçlar çıkarmak mümkün.
(1) Türk bankacılık sistemi yüksek enflasyonun yarattığı Hazine'ye borç vererek kâr elde etme yöntemini kullanarak dünyanın en kârlı bankacılık sistemi olmuş.
(2) Buna karşlık özkaynaklarda ödenmiş sermaye oranı artmak bir yana azalma göstermiş. Özkaynakların çok fazla azalmamasının önemli bir nedeni ise yine enflasyon. Yüksek enflasyon yüksek yeniden değerleme getirdiği için özkaynaklar, nakit sermaye artışına gerek olmaksızın, yeniden değerleme fonunun katkısıyla yerini korumuş.
(3) Bankalar, son on yılda Hazine kâğıtlarına yönelirken açtıkları kredileri önemli oranda azaltmışlar. Böylece riskleri en az riskli yerde toplayarak batık kredilerin oranını düşük tutmayı başarmışlar.
En kritik soru enflasyon düştüğünde bankaların durumunun ne olacağı. Hazine'nin borçlanma gereksinimi düştükçe faizler de düşüyor. Bu durumda pozisyon açıp Hazine'ye borç vermek eskisi gibi kârlı olmayacak. Yani açık pozisyonlar yeni kurallar konsun ya da konmasın daralacak. Bu durumda bankalar yeniden kredi açmaya başlayacaklar. Kredi açmak öyle kolay değil. Bütün bankalar aynı alanlara atak yapıyorlar. Yaşanan büyük rekabet, marjinal müşteriye yönelimi ve dolayısıyla kredi riskini giderek büyütüyor. Yani bankaların batık kredileri ileride hiç kuşkusuz daha büyük olacak.
Enflasyondan düşük enflasyona geçişte bankaların yapmaları gereken şeyler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor: (1) Nakdi sermaye artırımı, (2) Gayrimenkullerin elden çıkarılıp likit aktiflerin artırılması, (3) Kârsız iştiraklerin hızla tasfiyesi, (4) Maliyetlerin denetlenmesi ve teknoloji yatırımları dışında kısıntıya gidilmesi, (5) Hazine kâğıtlarının yaratmaya başladığı boşluğu kredilerle doldururken batık kredi yaratmaktan uzak duracak bir politika izlenmesi.
2000 yılı bankalar için zor bir yıl olacak. Ama asıl zorluk sonraki yıllarda. Çünkü bankalar, 2000 yılında, hala geçmişin yansıtmasıyla iyi kötü idare edecekler.
mahfie@garanti.com.tr


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.