Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Var mı, yok mu?

Dünkü (26 Haziran) Cumhuriyet'te Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in bazı Ege kentlerinde konuştuğu haberi veriliyor. Şöyle bir alıntı var: "'Dışişleri Bakanlığı ile MGK birbirine mani oluyor' şeklindeki haberlerin hepsi boştur. 'Kopenhag Kriterleri' arasında yer alan Kapsayıcı Anayasal Vatandaşlık İlkesi ve Düşünceyi Açıklamada Dil Yasağı'nın Kaldırılması konularında, MGK ile hükümet arasında sorun yok."
Oysa ben bu konuda, özellikle Radikal'de çıkan haber ve yazılardan sonra (ama başka gazetelerde başka yazılar da yayımlandı, örneğin Hürriyet'te Oktay Ekşi'nin MGK'yı onaylayan ve Gülay Göktürk'ün Sabah'ta sivil politikacıları suçlayan yazıları) bu konuda bir sorun olduğu izlenimine kapılmıştım. Cem'in gazetede alıntı olarak verilmiş sözlerinde bu tür 'haberlerin hepsi boştur' deniyor. Bu durumda, büsbütün boş konuşmamak için, oturup neyin ne olduğunun anlaşılmasını beklemek gerek belki.
Tabii, ne olduğunu nasıl anlayacağımızı şu anda bilemiyorum. Dışişleri Bakanı böyle dediğine göre, normali, MGK'nın da bir açıklama yaparak görüş ayrılığı olmadığını doğrulaması. Ama bu kadarı da pek yeterli sayılmaz: hele Türkiye'nin yapısı ve teamülleri göz önüne alındığında, Cem'in olduğunu söylediği bu görüş birliğinin temelinde MGK'nın hükümete katılmasının mı, yoksa hükümetin MGK'ya katılmasının mı belirleyici olduğunun iyice açıklanması gerekiyor (zaten Cem de 'MGK ile hükümetin iki ayrı birim olarak algılanmasını' istemiş).
Tabii MGK bu ülkenin en önemli kurumlarından biri. Bir bakan kalkıp Ege'ye gitmiş, oralı 'tüccardan' birileriyle sohbet ederken bir şeyler söylemiş. Bu durumda koskoca MGK'nın doğrulayıcı ya da yanlışlayıcı demeç vermesi kendi konumuna yakışmaz, diye düşünebilir. Öyle olursa neyin doğru, neyin boş ya da dolu olduğunu daha bir süre anlayamayacağız demektir.
Aslında işin bu yanı beni fazlasıyla ilgilendiriyor. Tartışılan -ya da, son iddiaya göre, 'tartışılmayan'- bu konu, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasıyla ilgili. Ülke için bundan önemli konu olamaz, o halde bu ülkenin yurttaşları açısından da bundan önemli konu olamaz. Şu anda yurttaşların bu konunun karara bağlanmasında bir inisiyatifi görünmüyor -işin hükümet yanını seçmiş olmak dışında. Neyse, bunun da sırası gelecektir elbette, diyelim. Ama 'karara bağlanmak' falan bir yana, olandan haberdar olmak herhalde bizim de hakkımız. Olan ya da olmayan bu tartışmanın (çünkü böyle bir şey yoksa bile çıkan 'yanlış bilgi'nin düzeltilmesi gerekir) ne olduğunu, kimin ne dediğini, ne savunduğunu lütfedip bize de açıklayan olur mu acaba?
Böyle bir tartışma varsa (ki akıl, mantık, olmamasını tasavvur edemiyor), tartışmayı da, tartışan kurumları da bilmek ve biz de tartışmak isteriz.
Belirleyici nokta bu: tartışabilecek ve yanlış bulduğumuz şeyi eleştirebilecek miyiz? Pek iyi tanıdığımız otoriter ağızlarla susturulmadan? Bu olabiliyorsa, bu toplum için hiç değilse 'bir umut var' demektir. Olmuyorsa, o da yok.
Ama öznel iradelerin yapmayı başaracaklarından bağımsız olarak, nesnel olarak, tarihi zorunluk olarak, bu toplumun kendisini, isteğini, yapısını, kurumlarını enine boyuna tartışmasının zamanı geldi.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.