Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar

Meclis'e satranç darbesi

talkan@media.ankara.edu.tr
DSP Milletvekili Emrehan Halıcı ilginç bir öneride bulundu: "Satranç bilmeyenler milletvekili olmasın!" Bu kuralı uygulayacak olsak Meclis'in büyük çoğunluğu siyaseti bırakmak zorunda kalır sanıyorum. Emrehan Bey, böylece siyasi rakiplerinden kurtulmak
için bir 'satranç darbesi' yapmak istiyor olmalı. Hep askerler darbe yapacak değil ya...
Emrehan Bey'in bu önerisi, satrancın zekâyı geliştirdiği inancından kaynaklanıyor. Satranç elbette son derece zevkli bir oyun. Fırsat buldukça oynarım. Ama doğrusunu söylemek gerekirse satranç oynadığım için ne kendi zekâmın geliştiğini sanıyorum, ne de diğer satranç oyuncularında böyle bir
gelişme gördüm. Tam tersine, bütün dünyayı bir satranç tahtasına indirgeyen bazı satranç oyuncularında 'duygusal zekâ' bakımından gerileme olduğu bile ileri sürülebilir. (Stefan Zweig, 'Satranç Ustası' adlı ünlü öyküsünde bunu çok güzel anlatır.) Bilebildiğim kadarıyla, 'satrancın zekâyı artırdığı savını' destekleyecek bilimsel bir kanıt da yoktur.
Neden satrancı salt 'zevkli olduğu, hoşça vakit geçirmemize yaradığı'
için övmeyiz de, ille daha işlevsel yararlar peşinde koşarız? Hoşça vakit geçirmek kendi başına yeterli değil midir? Bu tutumun arkasında atalarımızdan kalma bir 'Apollonian kültürün' etkisi vardır sanıyorum. Bizler ciddi, oturaklı, çatık kaşlı, ağır başlı, genizden konuşan insanlarız. Bir işin sadece zevkli olması yeterli değildir, hatta zararlıdır; etkinliğimiz işlevsel olmalı, başka şeylere yaramalıdır, diye düşünürüz.
Ayrıca zekânın kendi başına çok fazla bir işe yaradığını da sanmıyorum. Belki de zekâdan daha önemli olan şey, akıldır. Yani
o zekâyı nasıl kullandığımız, hangi amaca yönelttiğimiz, tüm kişiliğimiz, salt zekâdan çok daha önemlidir. Zekâya gerçekte hak ettiğinden daha fazla bir önem verdiğimizi sanıyorum. Unutmayalım ki, psikopatların çoğu ortalamanın üzerinde zeki insanlardır. Çok iyi yalan söylerler, işledikleri suçları çok güzel haklılaştırırlar, pek çok kişiyi kendilerine hayran bırakırlar.
Hitler, Stalin... gibi insanların aptal olduğunu söyleyebilir misiniz? (Bizden de ne örnekler verilebilir!)
Satrancın büyük ustalarından Paul Morphy hayatının son yıllarını tımarhanede geçirmedi mi? (Morphy için, 'gelmiş geçmiş en zeki satranç oyuncusu,' diyenler vardır.) Satrancın en büyüklerinden Bobby Fisher'ın nevrotik bir ruh hali yok muydu? Cumartesi günleri satranç oynamazdı, ses veya ışık düzenini beğenmediği için kaç turnuvayı yarım bırakıp gitti, dünya şampiyonası konusundaki önerileri uygulanmadı diye şampiyonluğa veda etti, rakibinin satranç oynanan salona akıl okuyan bir büyücü getirdiğini düşünürdü, bütün Sovyet satranççılarının kendisine karşı işbirliği yaptıklarına, komplo kurduklarına inanırdı. Sosyal hayatı sıfırdı, hiç arkadaşı yoktu. Yanlış bilmiyorsam sonunda bir manastıra kapandı. Gene satranç dehalarından birisi olan Alexandr Alehin yenilgiye dayanamadığı için çıkıp satranç masasının üzerine işemedi mi? Nazilerle işbirliği yaptığı için satrancın büyülü dünyasından dışlanan bu dâhi, yalnız yaşadığı bir otel odasında yemek yerken boğazına kemik takıldığı için ölüp gitmişti.
Nihayet eğer satrancı salt bir 'zekâ geliştirme' sporu olarak ele alacaksak dünya şampiyonu Kasparov'u yenip perişan eden 'Deep Blue' adlı satranç programını ne yapacağız?
Bütün bunları, ne satrancı küçümsediğim için, ne de bu alanda yatırım yapılmasını yadırgadığımdan yazıyorum. Satranç çok keyifli bir oyundur, gençlerimizi satranca özendirecek önlemler alalım, bunda geç bile kaldık. Ama bunları
yaparken zekâmızın gelişeceğini sanırsak, sanırım yanılmış oluruz.
Hoşça zaman geçirmek, bir dâhi olmaktan çok daha keyifli bir şeydir, inanın bana.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.