İşkenceye kayıtsız ülke BM'nin 'İşkenceye Karşı Dayanışma ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü', son 10 yılda 13 bin kişinin işkence şikâyetiyle yargıya başvurduğu 'kara listedeki' Türkiye'de ilgi uyandırmadıAHMET ŞIK
İSTANBUL - Birleşmiş Milletler (BM) tarafından, 'İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü' olarak kabul
edilen 26 Haziran, yine yetkililerin ve kamuoyunun ilgisini çekemeden geçti. Türkiye'nin iç karartıcı insan hakları ihlalleri tablosu, ısrarla alındığı söylenen tüm 'önlemlere ve cezai müeyyidelere' karşın uzayıp gidiyor.
150 yıldır resmi devlet politikası olmaktan çıkarılarak yasaklansa da, ulusal ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları işkence ve insan hakları ihlallerinin ülkemizde sistematik bir şekilde devam ettiğini gösteriyor. 'Susma hakkı' uluslararası sözleşmelerde düzenlenmiş anayasal bir hak olmasına rağmen, gözaltına alınanlar her ne şekilde olursa olsun 'konuşturuluyor'.
Genelde basına çok fazla yansımayan işkence olaylarında biraz cesaret edip yargı yoluna başvuran, yıpranan ruhunu hukuk devletine güvenerek rahatlatmak isteyenler ise tam bir hayal kırıklığına uğruyor. Sonuçlanan işkence davalarıyla ilgili istatistikler gösteriyor ki bu davalar formaliteden ibaret.
Çünkü kanunlarda düzenlenen işkence suçunun gerek tanımı ve kapsamı, gerekse bu suç için öngörülen ceza, uluslararası sözleşmelere aykırı. Birleşmiş Milletler'in İşkenceye Karşı Sözleşmesin'de işkence "her türlü gayrı insani muamele" olarak tanımlanırken, Türkiye'nin de onayladığı ve 3441 sayılı kanunla 1988 yılından itibaren bir iç hukuk kuralı haline gelen bu sözleşmeye rağmen işkence suçu TCY'nin 243. maddesinde "sorgu amaçlı kötü muamele" olarak tanımlanıyor.
İşkencecilerine bu kadar şefkatli olan devlet, insan hakları savuncularına bir o kadar gaddar davranıyor. Sadece geçen yılın son diliminde ve sadece TİHV çalışanlarıyla ilgili başlatılan soruşturmalar işkence ile mücadale edenlere yönelik baskının somut örneği. TİHV İzmir Temsilcisi Prof. Dr. Veli Lök, İzmir Tedavi Merkezi Psikiyatristi Dr. Alp Ayan, gönüllü hekim Dr. Zeki Uzun, TİHV üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Vakıf Başkanı Yavuz Önen uzun dava maratonlarında koşmak zorunda bırakıldı.
TİHV raporlarından derlenen bilgilere göre, 1990-99 yılları arasında vakfın Türkiye'deki 5 işkence tedavi merkezine 13 bin 263 kişi işkence gördüğü iddiasıyla başvuruda bulundu. Vakfın raporlarında, işkencenin yoğun olarak Diyarbakır, İstanbul, Adana, İçel, Mardin, Batman, Siirt, Ankara, Van ve İzmir'de yapıldığı belirlenirken, doktor raporlarıyla işkence gördükleri saptanan kişilerin 2915'i kadın, 671'i ise çocuk. Cinsel işkenceye maruz kalanların sayısı ise 493. Bu yıllar arasında gözaltında gördüğü işkence sonucu ölenlerin sayısı ise 171 olarak belirlendi. 177 kişi cezaevlerinde ölürken, 189 kişinin de gözaltında kaybedildiği ileri sürüldü. 2000 yılının ilk 5 ayında ise kesin olmayan bilgilere göre 5 tedavi merkezine 350 kişi işkence gördüğü iddiasıyla başvuruda bulundu.Ceza yok gibi İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, 11 Şubat 2000 tarihinde Meclis'te bir soru önergesini yanıtlarken 1995 yılından konuşmanın yapıldığı tarihe dek 10 polisin işkence, 84 polisin de kötü muamele yaptığı gerekçesiyle hüküm giydiğini söylemişti. TCY'nin kötü muameleye ilişkin 245. maddesinden dolayı 2 bin 851, işkenceye ilişkin 243. maddesinden dolayı da 577 personel hakkında adli yargı tarafından işlem yapıldığını açıklayan Tantan, idari yönden de TCY'nin 245. maddesine göre 4 bin 668, TCY'nin 243. maddesine göre de 569 personel hakkında soruşturma açıldığını söyledi. İşkence iddialarının fazlalığına karşın hakkında işlem yapılan az sayıdaki polis memurunun akıbeti şöyle: "TCY'nin 245. maddesi uyarınca hakkında işlem yapılan bin 95, TCY'nin 243. maddesi uyarınca hakkında işlem yapılan 118 personel hakkında men-i muhakeme kararı verildi. Haklarında TCY'nin 245. maddesine göre işlem yapılan personelden 278'i, TCY'nin 243. maddesine göre işlem yapılan personelden de 68'i hakkında takipsizlik kararı öngörüldü. Kötü muameleden dolayı 84, işkenceden dolayı da toplam 10 personel hüküm giyerken, aynı suçtan yargılanan personelden 480'i, işkenceden dolayı yargılanan personelden de 195'i beraat etti. BM'nin kara listesi Birleşmiş Milletler'in işkence üzerine yaptığı özel bir araştırmanın sonuç raporunda, Türkiye, dünya üzerinde işkence uygulayan 29 ülke arasında yerini aldı. Petrolİş Yıllığı'nda yer alan bilgilere göre, raporda işkencenin sistematik ya da seyrek olarak uygulandığı ülkeler Cezayir, Bahreyn, Burma, Çin, Hindistan, Endonezya, İran, İsrail, Nijerya, Peru, Pakistan, Rusya, Güney Kore, Suudi Arabistan, Sudan ve Türkiye olarak sıralandı. BM'nin 50 sayfalık raporunda, şeriat kanunlarının uygulandığı ülkelerdeki katı işkenceci tutumun yanı sıra, daha yumuşak ancak insancıl olmayan sorgulama metotlarının kullanıldığı da belirtildi. Çeşit çeşit işkence Türkiye'de en çok uygulanan işkence yöntemleri şöyle belirlendi:
"Kaba dayak, göz bağlama, hakaret, elektrik verme, hücrede tecrit, ölüm tehdidi, askıya alma, aç ve susuz bırakma, cinsel taciz, soğuk zeminde bekletme, falaka, işeme ve dışkılamayı engelleme, saç, sakal ve bıyık yolma, yalancı infaz, haya burma, yakınlarına işkence yapma tehdidi, pislikle dolu bir yerde bekletme, tırnak sökme, araba lastiği içine koyup dövme, tuz yedirme, hücrede tecrit etme, zorla ayakta tutma, başkalarına yapılan işkenceleri seyrettirme, bir süre havasız bırakma, uykusuz bırakma, aşağılama,
aşırı düzeyde fiziki aktiviteye zorlama." 'O düşmana her şey mübah' İşkence mağdurları ve işkenceci polisler üzerinde psikolojik araştırmaları olan Dr. Metin Başoğlu işkenceci psikolojisini şöyle açıklıyor:
"Türkiye'de işkenceye hedef olan kesimler 'yıkıcı, bölücü, vatan haini, terörist, komünist, ahlaksız, Allah'sız' ve benzeri tanımlarla belirleniyor. Gerek basında, gerekse devlet kurumlarında bu tanımların çok kullanılması sonucunda işkenceyi uygulayan kişilerin algılarına bir de düşman imgesi yerleşiyor. Dolayısıyla işkence yapanın gözünde işkence, her ne kadar yasa ve ahlak dışı bir eylem de olsa, yine de toplum
adına ve vatan, din, ahlak gibi toplumsal değerler uğruna yapılmış oluyor. Topluma sindirilmiş olan 'düşman' korkusu ve nefreti işkencecinin yaptığı işi önemli ölçüde mantığa ve ahlak ölçülerine büründürebilmesini kolaylaştırıyor. Bu nedenle toplumda keskinleşen politik kutuplaşmaların, toplumu kaygıya ve korkuya sürükleyen terör hareketlerinin 'düşman' belirlemesini kolaylaştırdığını ve işkence için elverişli ortam yarattığını belirtmek gerekiyor. 'Politik kontrol için' İşkence çoğu zaman politik kontrol sağlamak amacıyla yapılıyor. Politik kontrolün amacı, iktidarı elde tutarak, belirli bir sosyo-ekonomik ve kültürel düzenin sürekliliğini sağlamak. İşkence bir yarışma havası içinde yapılıyor ve kişisel başarı kazanmak isteyen bu kişiler daha etkin işkence yöntemleri bulmak için çaba gösteriyorlar. İşkenceye direnen kişiler kimi zaman işkencecilerin bu türden kişisel çıkarlarına engel oldukları için şiddetli kin ve öfke nöbetlerine de hedef olabiliyorlar."
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|